Gönül Defteri - 1

Sedat MEMİLİ

08 Ocak 2015 Perşembe 08:00

 

“Gönül defterimin sayfalarını /Aşkın parmakları çevirdi bir bir…” Sanıyorum, Gönül Akkor seslendirmişti bu arabesk şarkıyı…  Bizim de bir defterimiz var, bedenimizin bir uzvu gibi; ben ona “akıl defteri diyorum.”

Sonradan “akıl”  ile “gönül”ü karşılaştırdığımda, “Gönül Defteri” demek gönlüme daha uygun düşüyor.

Notlar alıyorum bu deftere… Hatırlamam gereken konular, yazmayı düşündüğüm veya yapmayı planladığım şeyler… İlginçtir bu defterin sayfalarını karıştırmaya bile fırsat kalmıyor.

Hayat o kadar hızlı akıp gidiyor ki…

Yaşayarak, hayata yetişemiyoruz.

Hayatta kalmak, biyolojiktir; yaşamak ise hayatı anlamlandırmaktır.

Evet, ne diyordum “Gönül Defteri.”

Bu sabah onu karıştırdım ne var ne yok diye:

Sayfanın birinde “Adana’ya verdiğim söz siyasi değil, samimidir; Ortak irade koyma adına herkesin emeğine ihtiyaç var; Kulüplerin sahibi taraftardır…” Bu cümleler kimin? Maalesef not almamışım.

Başka sayfada “Seyhan enlerin ilçesi oldu; En çarpık, en çok çıkmaz sokak, en kalabalık, en ruhsatsız, en eski…” Peki bu saptama kimin? Onu da not almamışım belki de benim. Belki senin, defterimin bir kenarında kalmış.

“En güzel şey cehalettir, her şeyi bilir…” diye yazmışım bir başka notta. Yanına da anlayana sivrisinek… Neden yazmışım, o an düşüncelerimden ne geçmiş, kiminle konuşmuşum bilmiyorum.

Gönül defteri belge gibidir.

Demek ki not almadığımız ne çok şey gelip geçiyor hayatımızdan.

“utançlar çağında yaşıyorum; çağlar boyu sürecek utancım. Gövdeleri toprağa gömülüp, ruhları yücelere özenenlerin devri geçti artık. Artık herkes yüceleştirdiği kendi putuna tapıyor…” diye bir köşe yazısına başlamışım nedense yarım bırakmışım.

Zaten yaşam da ne tamam ki “Her şey yarım”

Ölürsem mezar taşıma:

“Sedat Memili burada yatıyor; ama tamamiyle değil…” diye yazılmasını vasiyet ettim.

“Yarım doğdum, yarım yaşadım, yarım başardım, yarım yaşadım ve yaşadığım gibi de yarım öldüm.” Bir köşe yazısının başlangıcı olarak not düşmüşüm…”

Melih Baki ile konuşurken anımsadıklarımı yazmışım; “Esas felaket, Toprak Yasası, Su Yasası, Aile Yasası. Bunlar gündemden kaçırılıyor.  Kıyamet bu yasaların yürürlüğe girmesiyle kopacak.” Demiş, altına yazmışım: Bu konuda çalışmalar yapılacak.

Sayfaları çevirdikçe çok şaşırıyorum; kendimden ne kadar uzakmışım. Bunları ben mi not almış ben mi üzerinde düşünmüşüm diye:
“Kendini halk olarak tanımlayan layık değildir bir krala…”

“Asalaklar, büyüklerin yaralı küçük köşelerinde yaşarlar…”

Burada notlarımda yok ama bu iki tespitin Nietzch’e ait olduğunu biliyorum.

Altına da ben not almışım, bu cümleler bana neyi çağrıştırdıysa;

“Eğitim diyordum her şey için, sözümü geri alıyorum.

Şimdi vızır vızır öten iğrenç böcekler görüyorum. Sırıtkan, öfkeli, soysuz, insan etiyle beslenen böcekler. Kahramanların eti ve emelleriyle, insanlığın alın teriyle beslenen insan yüzlü, eğitilmiş böcekler…”

Böyle başlamışım yazıya ilginçtir bunu da yarım bırakmışım.

Ama bazı şeyleri tamamlamak gerekmiyor.

Bu yazı bitmedi; devamı olacak ve asla bitmeyecek. Yarım Kalacak. 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.