“İtaat bütün reddedişlerin mezarıdır; kuşkuya giden ve gerçeğe giden bütün yolları kapatır.” Demokrasinin beşiği reddediştir. İtaati temel alan hiçbir kurum demokrasiyi gerçekleştiremez demişim bir başka notta. Son kelimeleri zorla okudum.
“iyilerin bakışlarında, kuşku, keder ve kaygı olmaz…”
Şimdi düşünüyorum da, iyiler demokratik olamazlar mı diye bir soru düşüyor aklıma.
Gönül Defteri, bizim beyin kıvrımlarımızdır. Kendi kendimizle konuşmalarımızdır.
Sizinle paylaşıyorum.
Kuşkuyla, inkarla, vazgeçme ve direnmeyle yürür yaratıcılık.
Şeytanı mı arıyorsun? Bak! İtaatkarlığın mutlu kollarında gezinir.
Yaratanı mı arıyorsun? İnkar ve reddedişleri kuşanıp, iyiyi öldürendir.
Bu notları paylaşmak bazılarını rahatsız edebilir.
Etsin. Atalet ölümdür.
Notlarımı paylaşmakla düşünmeye davet ediyorum. Dürterek uyandırıyorum. Çalar saat gibi ninni ile değil, bağıra çağıra uyanmaya davet ediyorum.
Bu yazının devamı var. Ama sizinle paylaşmaya devam etmiyorum. Bunu başka zamana bırakıyorum.
Bu kadar kızmanız yeter.
Başka sayfalara geçiyorum: Kendimle bir hesaplaşma gördüm notların birinde.
“Bana kötülük yapan insan haklılığımın bir kanıtıdır. Teşekkür borçluyum her kötülük edene. İyilik yapan herkes hayal kırıklığı yaratır ben de. Sorun iyilik ve kötülüğün ne olduğunu kavramakta, bu küçük insanın kavrayışından uzaktır…”
“Öfkemi öldürdüm…” demişim kocaman bir sayfada. “Hınç, işte hınca karşı da hıncım öldü.”
“Farkında olmadan Rus Kaderciliğine…” demiş bırakmışım cümlemi.
Bir arka sayfada;
“Fil veya kartal veya ölmek için tenhaya giden anlayış. İşte bu duygu ile gözlerimi, kulaklarımı, beş duyumu kapattım.
Cehalete, insanların basitliğine, üretimsizliğine, boş konuşmalarına kapattım. Kendimin engin denizi ile birkaç dostuma ve doktorlarıma dünyamı açtım…” demek ki bu notu hastalığımın ilk günlerinde almışım.
Burada bir şey dikkatimi çekti.
Notlarımda hiç tarih yok.
Bütün zamanları ilgilendirdiği için mi? Ya da hiç zamanı ilgilendirmediği için mi? Kestiremiyorum.
Acaba tarih yazsam mı? Maalesef kendi kültürümüzde bile olayların tarihi not alma yok.
Yine tarihsiz bir sayfa:
“Teşekkürü fazla kullanmadığım gibi sevgiyi de boş yere kullanmadım.
Teşekkür ettiysem hakkıyla, sevdiysem de hakkını vererek sevdim.
Bu ikisinden daha değerli olarak nefretime saygı duydum.
Nefretim, sevgimden daha değerlidir…”
Bunun açıklamasını yapmışım notlarımda,
Daha sonra paylaşırız.
Ama şimdiden söyleyeyim; olur olmaz yerde sevgisini hoyratça harcayanların, sevgisine değer vermem.
Yani; nefretine değer vermediklerimin sevgisine de değer vermem…
Devamı var… Umarım.