İnsanın kimliğini araması; kendisinin, varlıktaki konumunun, onun var oluş gayesinin, bir ümmete mensup olmanın, toplumdaki rolünün, gerek ferdi gerekse toplumsal özellik itibariyle onu diğerlerinden farklılaştıran özelliklerini arayışını kapsamaktadır. Bununla birlikte onun idrak edip, benimseyerek bağlanabileceği sabitelerinin arayışını da kapsamı alanına almaktadır. Öyle ki bu değerler onun izzet ve övünme kaynağı olmalıdır. Ta ki onlarla yaşayabilsin, onların arkasında mücadele edebilsin. Dolayısıyla bazı insanların zannettikleri gibi kimlik, nüfus cüzdanında olduğu gibi yaş, cinsiyet vs. ile ilgili bilgilerin kaydedildiği kâğıt parçası değildir. O, hakikatte bundan daha derin ve daha ciddidir. Zira insan onunla var olduğu gibi onsuz da yok olmaktadır. O, kendisinin idrak ettiği gibi hem insan gerçeği hem de
özel bir fikre ve belli bir ümmete mensup olma meselesidir. La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı kabul eden Müslüman, aklı kanaat getiren, kalbi de ona bağlanan ve ona göre davranışı şekillenen kimsedir. Bu Müslüman öyle bir kimliğe sahiptir ki varlıkta kök salan, aslı sabit ve dalı gökte olan, Rabbi tarafından hak ile sabit olan, Rabbinin hidayetinden beslenen, izzet ve kuvvet sahibi olandan izzetini alan, mülk sahibinin emrine uyarak kâinatta risalet davetini yapan kimliktir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet/33)
Bu gün bazı Müslümanların, İslam ümmetinin kimlik krizinden bahsetmeleri sizce şaşırtıcı değil mi? Hâlbuki Allah-u Teâlâ karanlıklardan aydınlığa kavuşturmak üzere bu ümmeti İslam diniyle üstün kılmış, onun varlığının gerçeğini ve gayesini aydınlatmış, doğru yolu göstermiş, uyguladığı takdirde dünyada da ahirette de huzur bulacağı bir yol bağışlamıştır. Bunun gibi şaşırtıcı olan bir durum daha var. Bizlere Avrupa veya Amerikan tarzı bir İslam’dan bahsediyorlar! Yani Batılı değerler şemsiyesi altına giren bir İslam anlayışından bahsediliyor. Sanki İslam, onlara göre insanın karakter yapısını inşa etmek, onu belirlemek için yeterli değil. Her halde bu kesim kimlik yapısının ayrılmayan bir birlik, uzlaşmaya gelmeyen bir tutum, değişmeyen bir sabite, bölünmeyen bir bütün olduğunu, insanın onunla kendisini gerçekleştireceğine, ona göre kimliğini de belirleyeceğine muktedir olduğunu unuttular. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“De ki; "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan baksa şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da; "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki; "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz Alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam/71)
“İman edenler ve imanlarını zulüm (imana ters gelen meseleler)le karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.” (Enam/82)
Bunun için Müslümanların İslam’a tabi ve mensup olmanın ne anlama geldiğini, İslami kimliğin de ne manaya geldiğini öyle idrak etmeleri gerekir ki, nefislerine güven ve izzet verebilsin. Eğer birileri tarafından ‘sen kimsin?’ diye sorulursa, o da güvenli ve alnı dik olarak Allah-u Teâlâ’nın ona söylemesini emrettiği hususu söylemeli ve “Gerçekten ben Müslümanlardanım.” (Fussilet/33) demelidir.
Aziz Terzi
m.azizterzi@gmail.com