“Adana Meşhȗrları 1”

Prof. Dr. Yılmaz KURT

09 Şubat 2015 Pazartesi 08:00

 

 

Dedenizin adı neydi?  Peki  dedenizin babası kimdi?

İşte bu soruyu çevrenize sorduğunuzda çoğu insanın tarih bilgisinin dedesinin babası ile sınırlı olduğunu göreceksiniz. Dedesinin dedesini bilenlerin sayısı ise parmakla gösterilecek kadar az.

Peki bu niçin böyle… Bana göre bunun cevabı binlerce yıllık Türk tarihi ile ilgili. Türkler hep tarih yapmışlar ama bunu yazmak için yeterli vakit bulamamışlar. Millet olarak genelde yazmayı sevmiyoruz. Pek çok arkadaşımı, pek çok hocamızı biliyorum. Çıktığı bir yurt dışı seyahatten döndüğünde oturur anılarını çevresine anlatır. Ama yazmaz. Üniversite çevresinde bu böyle olunca halkın anılarını yazmasını beklemek haksızlık olur.

Kendi geçmişine ilgi duymayan bir kişi elbette köyünün, kasabasının tarihine de ilgi duymayacaktır. Daha sonra torunları sorduğunda aklında kalanlardan yalan yanlış birşeyler söyleyecek ama bu da dinleyenlerde hiçbir şey uyandırmayacaktır.

Avrupa’da her aile kendi tarihini yazdı. Tarihçesi yazılmamış bir şato, tarihçesi yazılmamış bir asilzȃde ailesi bulmanız oldukça zordur. Sonra bu yazılan aile tarihleri bir araya getirilerek Fransız Tarihi, Alman Tarihi ortaya çıktı.

Türk Tarihi içerisinde ün yapmış bey aileleri vardı. Mengücekler, Danişmendler, Artukoğulları, İsfendiyaroğulları, Ramazanoğulları, Menemencioğulları gibi. Bunlardan Danişmendler’e ait Danişmendnȃme’ler günümüze kadar ulaştı. Ancak Anadolu Beyliklerinden hemen hemen hiç birisi kendi beyliklerinin tarihini yazdırmadı. Osmanlı Beyliği de İmparatorluk olduktan sonra sarayda devletin resmi tarihçisi sayılan vakanüvisleri görevlendirdi. Bir tek Menemencioğlu Ahmet Bey oturdu ve hatıralarını yazdırdı. 1861 yılında yazılan bu hatırat 1914 yılında Niğdeli Asım Efendi tarafından istinsah edildi. Yani yeni bir nüshası çıkarıldı. 1997 yılında  yeni harflere çevirilerek yayınlandı[1].

Osmanlı Devleti beylikler döneminden gelen eski hanedan ailelerini her zaman potansiyel bir tehlike gibi görmüştür. Bu insanların genlerinde  yöneticilik vardır. Her zaman baş olmak isterler. 1522 yılında tarihin gördüğü en cesur kişilerden birisi olan Şehsüvaroğlu Ali Bey’i 4 oğluyla birlikte bu yüzden ortadan kaldırdı. Ramazanoğlu Kubad Paşa Kanunȋ döneminde Basra Beylerbeyi idi. Ramazanoğlu Piri Bey’in Adana’da yönetici olarak kalmasına bölgede bıçak sırtında duran asayişi tam olarak sağladığı için izin verdi. Ancak I. Ahmed döneminde ortaya çıkan Büyük Celalȋ Ayaklanması’nı durdurmak Adana sancakbeyinin boyunu çok çok aşan bir işti. Bu yüzden Çukurova’nın bu ünlü bey ailesi siyaset sahnesinden silindi. Uzun yıllar sonra tartışmaya açık bir şekilde Ramazanoğulları Vakfı çevresinde yeniden Ramazanoğlu adı duyulmaya başladı.

Peki koca Çukurova’da Ramazanoğulları’ndan başka sülale yok mu idi? Elbette ki vardı. Dörtyol-Payas çevresinde Ramazanoğulları ile birlikte yerleşmiş olan Özeroğulları, Turgutoğulları, Elvanoğulları bunların en ünlüleridir. Ancak 1604-1608 büyük kaçgununda bu aileler de büyük ölçüde tasfiye olundular.

1683 felaketinden sonra Çukurova’da mukataalar ve malikȃneler çoğalmaya başladı. Yeni aileler, yeni zenginler ortaya çıkmaya başladı. Küçükalioğulları, Hasanpaşazȃdeler, Kozanoğulları, Menemencioğulları, Toroğulları, Perçemzȃdeler, Musabalızȃdeler, Müftüzȃdeler, Karacazȃdeler, Mercanzȃdeler, Kansafzȃdeler, Nuribeyzȃdeler, vs.

Adana Şer’iye Sicillerinde geçen bir belgenin[2] Şuhȗdü’l-hȃl  ya’ni şahitler kısmında yer alan isimler elbette ki şehrin saygın kişileri idiler. İşte liste:

Fahrü’l-ulemâ-i sâbık es-Seyyid Halil Efendi, el-müvellâ, be-Adana

Umdetü’l-ulemâ Hüseyin Efendi, Mercanzâde

Fahrü’l-ulemâi’l-kirâm es-Seyyid Sa‘di Efendi Şeyhzâde

Umdetü’l-ârifin es-Seyyid Mustafa Efendi, el-Hatîb

Fahrü’l-emsâl es-Seyyid Hüseyin Bey , kâim-makâm-ı nakîbü’l-eşraf, be-Adana.

Zahrü’l-eşbâh es-Seyyid Osman Ağa, Mustafazâde

Fahrü’l-akrân el-Hâcc Mustafa Ağa, Salibzâde

Umdetü’l-eşbâh es-Seyyid Hüseyin Ağa, Haseki-i serdâr-ı Adana

Fahrü’l-eşbâh İsmail Bey, Gazizâde

İsmail Bey, Çiğdemzâde

Bi’l-cümle ağavât ve Alemdârân

Hüddâm-ı mahkeme ve gayruhum

İlk isim Adana’nın eski kadılarından Es-seyyid Halil Efendi, sonra Mercanzȃdelerden Hüseyin Efendi geliyor.

Bugün bu meşhur ailelerden bir çoğunun torunlarının torunları aramızda yaşıyor. Ama yazımızın başında dediğimiz gibi dedesinin babasını bilmiyorsa bu kişinin büyük dedesi, dip dedesi olduğunu elbette bilmeyecektir.

Geçmişimize nasıl sahip çıkabiliriz?  Bunun için yapılacak şey zararın neresinden dönülürse kȃrdır mantığını işletmek. Ailede bu işe kendisini yatkın olarak gören kişi, hiç vakit geçirmeden ailesinin şeceresini (soy ağacını) çıkarmaya başlayacak. Yapabildiği kadar. Yapamadığı yerde yardım isteyecek. Unutmayalım ki bugün ailenin en yaşlısı olan kişiler de birer birer aramızdan ayrılacak. Yarın birşeyler sormak istediğimizde onları da bulamayacağız. Öyleyse aile şeceresini çıkarmak için en uygun gün bugündür.

Hemen başlamaya ne dersiniz?

 

[1] Menemencioğlu Ahmed Bey,  Menemencioğulları Tarihi, Haz.: Yılmaz Kurt,   Akçağ Yay., Ankara, 1997.

 

[2] Hatice Ergül, 53 No’lu Şer‘iyye Siciline Göre Adana’nın Sosyo-Ekonomik Tarihi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2006.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.