İktidar Yıpratır

Dr. Ömer ULUÇAY

27 Şubat 2015 Cuma 08:00

 

Türkiye’de AKP, iktidar döneminde, içte nispeten istikrarı yakalamış ve yapılan reform nitelikli düzenlemelerle, bazı sosyal sorunlar çözülmüş ve özellikle sağlık sektöründeki düzenlemeler büyük memnuniyet yaratmıştır.

Yapılan sosyal yardımlarla, tarım destekleme fonları ile sosyal patlama önlenmiş, “torba yardım”larla, yoksul ve kimsesizlere, bakıma muhtaç, dul ve yetimlere yapılan yardımlar, çocuk eğitimi yardımları, ilköğretimde ücretsiz ders kitabı dağıtımı gibi sosyal projelerin tatbiki, üç dönemdir AKP’ye tek başına Türkiye’yi yönetmek yetkisi vermiştir.

Genel başkan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından, bu iktidarın memnuniyeti ve tecrübesi “çıraklık, kalfalık, ustalık dönemleri” olarak tanımlanmış ve tasnif edilmiştir.

Bugün itibariyle, ilk iki dönemin daha başarılı olduğu görülmüş ve bu dönemin daha otoriter, tekçi, kayırmacı olduğu görülmektedir. Önceki dönemlerin ihale dağılımları sonuçlanmış ve ihale kanunu birçok defa değiştirilerek yakın olanlar kayırılmıştır. Hastanelerde çalıştığımız dönemde yapılan yazılı şikâyetler işleme girmemiş veya bir sonuç vermemiştir. Sayıştay denetlemeleri geçersiz kılınmış, maden ocaklarının denetimi ve tanzimi, iş sağlığı ve güvenliği konuları ihmal edilmiş ve maalesef artan ölümler gündeme oturmuş, yürekler dağlanmıştır.

“Yolsuzluk” üst kademe yöneticilere kadar ulaşmış ve yatak odalarında para sayma makinaları, ayakkabı kutularında dolar destelerinin görüntüleri gündemi doldurmuştur. Adliyenin “zapt u rapta alınması” için HYSK ve diğer kurumların yasal düzenlemesi yapılmış, sulh mahkemeleri özel olarak yolsuzluk olaylarına bakmakla görevlendirilmiş ve internette kanaat bildirmiş hâkimler buralarda görevlendirilmiştir. Üst Yargı Kurumlarının seçimlerine müdahale ve düzenleme yapılmıştır. AKP döneminde yapılan “double yol”lar, hızlı tren hatları, hızlı ulaşımdan ziyade yolsuzluğa hız kazandırmıştır. Farklı siyasal organizasyonları finanse etmek için taraftar işadamlarından “finans havuzları” oluşturulmuştur.

Türkiye’ye daha çok demokrasi vaat eden AKP, giderek otoriterleşmektedir. Kanun yapımında dahi, yapılan makul önerilere kayıtsız kalmış ve bildiğini yapmakta ısrarlı olmuştur. Asayiş elbette gereklidir ama orantısız güç kullanılması, ölümlere ve sakatlıklara neden olmaktadır.”Terör”le yaşanır bir durum varit olmuştur. Doğu vilayetlerindeki şiddet, artık sıradan olmuş ve gazla zehirlenme, kapsüllerle sakat ve kör kalmak, geceyarısı gözaltılar, aramalar sıradan işlere dönmüştür. Buradaki olaylar artık ulusal basında dahi yer bulmamaktadır. Yapay gündemlerle, kamuoyu oyalanmaktadır.

Şehir planlamasında siyasal tercihler ve menfaatler belirleyici olmuş, ormanlık alanlar kamulaştırılarak AVM ve zengin kesim için konut yapımlarına, ranta ayrılmaktadır. Boğazdaki parseller yabancılara satılmaktadır. Devlete ait araziler, olanaklar, yandaş vakıflara tahsis edilmektedir.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında Taksim Meydanı düzenleme projesi, uyuyan devi uyandırmış ve iktidarın birikmiş yanlı ve yanlış tutumuna tepki duyan kesimler/halk, baskın polis şiddetine rağmen meydanlara koşmuş ve bu vesileyle bir dayanışma içinde AKP politikalarını protesto etmiştir. Sokak; gücünü ve dişini göstermiştir, böylece isterse birçok şeye engel olabileceğini anlamıştır. İktidar, bundan ürkmüş, partilerin muhalefetinden ziyade, halk muhalefetinin etkin olduğunu görünce, “şiddet önlemleri”ne başvurmuştur. Toplantı ve yürüyüşler, gaz ve polis saldırısından normal şekilde yapılamaz olmuştur.

Mevcut düzenlemeler ve yasalar yetmiyormuş gibi, daha sıkı tedbirler yasalaştırılmakta, TBMM bir çatışma ve protesto ortamına dönmektedir. Geminin seyr-i seferinden, rotasından ve güvenliğinden kaptan sorumludur. Bilinmelidir ki hepimiz aynı gemideyiz.

Türkiye büyük bir devlet olarak, bölgede rol almak durumundadır. Bunu gören ve bilen iktidar, komşu ve bölge ülkeleri ile farklı siyasetler izledi. Önceleri, RT Erdoğan’ın Arap devletlerine olan ziyaretleri, sanki Türkiye’de AKP mitinglerine dönmüştü, Başbakan böylesine seviliyordu. Suriye ile sınır şekilde kalmıştı, karşılıklı ziyaretleşme ve davetler, dünyanın ilgisini çekiyordu. Ekonomik ilişkiler iyi düzeyde idi ve dışarıdan sıcak para akışı vardı.

“Arap Baharı”ndan sonra, Türkiye’nin bu devletlerle ilişkileri “zemheri”ye girdi. Bugün Libya Türk sermayesini sınır dışı etmektedir. Erdoğan, ‘kardeşim Beşar’ın düşmesini şart koşmaktadır. Irak ve Suriye’de var edilmiş El-Kaide uzantısı IŞİD’in tehditleri nedeniyle Süleyman Şah’ın naaşı, sınıra yakın Suriye/Eşme köyünde yapılmakta olan yeni Türbede defnedilmek üzere Türkiye’ye getirilmiştir. Türbenin bir yabancı güç tarafından işgal ve imhasının, Türkiye kamuoyunda sebep olacağı infiali gören iktidar, bütün handikaplarına rağmen Türbeyi Suriye/Eşme köyüne sorunsuz olarak nakletmiştir. Bu konudaki siyasi atışma ve spekülasyonlar devam etmektedir.

Başbakan RT Erdoğan, “Kobani düşecek” demişti ama düşmedi. Hatta, Türbe yerinin naklinde PYD yardımcı oldu.

Türkiye’nin IŞİD’e yardımcı olduğu, 12 bin TC vatandaşının IŞİD saflarında çarpıştığı ve Türkiye’de sessiz IŞİD odaklarının bulunduğu, bunların intihar ve suikast saldırıları yapabileceği, MİT tarafından, asayiş birimlerine ihbar edilmiştir. Bu gidişle IŞİD, Türkiye için bir tehdit potansiyeli taşımaktadır.

“Kürt sorunu” aslında Kürtlerin hak talebidir. Daha önceki kalkışmalara ilaveten ve onun devamı olarak otuz senedir bir hareket devam etmektedir. Bunun uzun ve ayrıntılı bir serüveni vardır. Çeşitli Cumhuriyet Hükümetleri buna muhatap olmuşlardır. Bugünkü şekliyle, iktidar/devlet ile Kürt tarafı arasında bir “müzakere süreci” devam etmektedir. Henüz görünür bir sonuç yoktur, karşılıklı restleşmeler ve tatminsizlik beyanları ortamı gergin kılmaktadır.

Bütün bunlara ilaveten bir de “Parlamenter Sistem mi, yoksa Başkanlık Sistemi mi?” tartışmaları devam etmektedir.

Anayasamıza göre “tarafsız” olan/olması zorunlu olan Cumhurbaşkanı, toplantılarda ve meydanlarda, AKP’ye taraf olarak, sistemi değiştirmek ve Başkan olmak için oy ve 400 Milletvekili istemektedir. Bunun ortamını yaratmak üzere, “Paralel Yapı” suçlamasıyla tutuklama ve yargılamalar devam etmektedir. Basın parçalara bölünmüş (yandaş, havuz, muhalif medya) ve bir programa göre yayın yapmaktadır. Devlet/toplum yararından öte, grup menfaatları belirleyici olmaktadır.

AKP açısından zaman ve süreç çetindir, yapılanlar geride kalmış, yanlışlıklar çoğalmış, belirgin olmuş ve gündemi belirlemiştir. Bir de otoriterleşme istek ve düzenlemeleri hızla devam etmektedir.

AKP yönetiminin; hulusu kalp ile bir muhasebe yapması, ısrar ve inatlaşmadan vazgeçip, birlikte yönetmeye gayret göstermesi, muhalifleri de dinlemesi, memleket ve toplum huzuru/barışı bakımından şart olmuştur.

İktidar/muktedir rahmetli olmalıdır. Öfke ile olmaz...

Ve iktidar yıpratır.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.