İnsanlar kendi seçimleri olmayan sebeplerin mahkumu olamaz. İnsanın cinsiyeti, kavmi hatta mezhebi onun iyilik veya kötülüğünün delili sayılamaz.
Kritik ve sıkıntılı dönemlerde toplunun kılcal damarları, sinir uçları ile oynayarak ucuz kahraman olmak isteyenler ortaya çıkıyor. Bunlar hangi guruptan olursa olsun ucuz ve basit insanlardır. Bunlara karşı uyanık olmak zorundayız.
Bir düzenbaz tarafından siyasi çıkar sağlamak amacıyla tezgahlanan olay ülke gündeminde yer buldu.
Adana'da bir imam alevi olan vatandaşın selasını vermemiş. "Alevinin selası mı olur?" demiş. Ve selayı okumamış. Gurbette yaşamını yitiren vatandaşımız selası okumdan toprağa verilmiş. Olay ve kurgu bu. Bu yalandan medet ummak isteyen bir zavallı ortalığı ayağa kaldırdı.
Olayın doğru olup olmayacağı hiç sorgulanmadı. Olay medyada bir linçe döndürüldü. Kimse imama bu konuyu sormadı. Yerinde araştırmadı.
Olaya balıklama atlayan Alevi Platformu başkanı yanına Seyhan belediye başkanını alarak zehir zemberek açıklamalar yaptı. İmamın "çağdışı olduğunu ve acilen meslekten men edilmesi gerektiğini" söyledi. Hadi onu bulunduğu konumun duygusallığı içinde böyle davrandığını düşünerek anlamaya çalışalım. "BEN SENİ NASIL GÖRÜRSEM, SEN BENİ ÖYLE GÖRÜRSÜN" özdeyişi ile değerlendirelim. Sayın Zeydan Karaları bu olaydan siyasi pay çıkarması noktasında anlayışla karşılamak mümkün değildir. Yakışmamıştır, hoş olmamıştır. Bulunduğu makamda yaptığı mezhepçilikler gibi herkesi mezhepçi sanma yanılgısına düşmüştür. Çok yazık.
Gazetemiz yazarı sayın Osman Palamut olayı gidip yerinde araştırmış. Alevi yurttaşlarımız selanın iki defa okunduğunu söylemişler. Osman bey bu konularda çok hassastır. Kimseye eyvallahı olmaz. Konuyu çok ciddi boyutlarda değerlendirmiş. Alevi Sünni düşmanlığının kimseye faydası yoktur. Çatışmanın basit siyasi çıkarın dışında kimseye faydası da yoktur.
Alevi platformu başkanına, Seyhan Belediye başkanına önerim imamları daha yakından tanımalarıdır. Hatta iftira ettikleri imam Musa Oğuz Tarhan beyi ziyaret ederek tanımalarıdır. Tanımamak sevmenin önünde en büyük engeldir. Tanıdıklarında onunda kendileri gibi bir can olduğunu anlarlar. İmam "benim evim yandığında ilk yardımıma koşan alevi komşularım oldu" demiş.
Bir yalan üzerine imamı hemen işten attırmak yargısız infaz değil mi? Bu işten atılması istenen, hayatının karartılması istenen imama yazık değil mi?
Bu zaten hayatımızın her anında olan bir durum değil mi? Birine yardım edeceğimiz an onun inancını ve kimliğini alevi olalım, Sünni olalım aklımızdan bile geçirmeyiz. Bu bizim insan oluşumuzla ilgili bir hadise.
Bu olay medyada yer alırken kendimi bir an TRT1 de yayınlanan Yedi Güzel Adam dizisinde gibi hissettim. On iki Eylül öncesinde yaşanan mezhep tahriklerini hatırladım.
Yine gazetemiz yazarlarından, dünya görüşü olarak Osman beyden farklı olan sayın Doğan Gülbasar'da aklın, vicdanın ve siyasi bilgeliğin penceresinden değerlendirmiş. "Diyelim ki imam yanlış yaptı. O zaman olayı toplumsal şeye dönüştürmenin alemi var mı? Toplumsal önderlerin daha sağduyulu davranması gerekmiyor mu? O zaman bu linç girişiminin günahı kime yazılacak? Alevilerin artık yüzyıllardır biriken komplekslim kafa yapısından kurtulması gerekiyor. Her alevi lafı geçtiğinde koro halinde tepki göstermenin anlamı yok. Bırakın bazı şeylere gülün geçin. Her şeyi ciddiye almayın" diyerek önemli tespitlerde bulunmuş.
Birbirinden farklı görüşlere sahip iki tane aklı ve vicdanı hür iki kişinin görüşleri.
Bir söz var 'kanı kanla değil, kanı suyla yıka' diye. Seçimler gelir geçer. Adaylık savaşı da bir ay içinde biter. Toplumsal yapımızı zedeleyecek davranışların yası kalır. Ülke sınırları içinde yaşayan herkesin mutlu olmak hakkıdır. Bunu birebirimize çok görmeyelim. Birbirimizi basit çıkarlar için zencileştirmeyelim.
Birilerini suçladıkları zaman konunun muhatabının insan olduğunu asla unutmayalım. Gidip kendisine soralım. Bu memlekette alevinin selası mı olur diyecek imam olacağına inanmıyorum. Konu Adana müftüsüne sorulduğunda "bir imamın böyle demesi için aklını yitirmiş olması gerekir" diyerek diyanetin bakışını özetlemiş.
Olayı sanal medya çok irite edici şekilde verdi.
Çatışmacı dil tümüyle egemen oldu. Bunları yazmanın toplumsal huzura bir faydası yok.
Bizim ortak vatanımızdan başka gidecek yerimiz yok.
Sel gelir ortalığı yıkar ama kum kalır. Giden seller gibi değil kalan kumlar gibi kardeş olmamız lazım.