Bireysel anlamda herkesin yükü kendine ağır gelir ama ağırlığın altında ezilmek işin fıtratında varsa da öznesinde “imtihanımız” var! Bireysel olduğu kadar “toplumsal” bir imtihan! İşin içinde; onuru ve geleceği ayaklar altına alıp almamak var!
Herkesin derdi faklı gibi görünse de aslında hepimiz aynı havuzda yüzüyor, aynı iklimi soluyor, aynı coğrafya ve gezegende yaşıyor, aynı muhataplıkla karşı karşıya olup, aynı damarlardan ama farklı gıdaları tercih ederek besleniyoruz!
Ayrı gibi görünen beklentilerimizin etrafında kümelendiği “çıkar” ve yörüngesini tarif eden ifade sayımız, günlük konuşma dilimizin yüzde biri bile olmayan birkaç kelimeyi geçmez!
“Sonsuzluğa kadar” sürmesini istediğimiz beklenti ve çabalarımız sürüyor yaşadıkça! İşin esasını ve ayrıntısını barındıran en önemli odak noktası ve yol ayırımı, kim için, neden, niçin ve nasıl sorularının cevabında yatıyor!
Verilen cevaplar; bağlayıcılığı açısından önemlidir. İşin içinde varılacak menzil, kazanılan veya kaybedilen irtifa ve kabul edilsin ya da edilmesin “öteler ötemiz” ile alakalıdır!
Gelin görün ki görüp de görmezden geldiğimiz, bilip de umursamadığımız, okuyup da anlamak istemediğimiz çelişkilerimizin amansız girdabında boğuşmalarımız devam ediyor!
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, ölüm gerçeğini göz ardı ediyoruz!
Sanki kazanmamız gereken şeyler, ölümsüz olduğunu sandığımız bu hayat için sadece…
Sanki geçmiş Karunların, Nemrutların, Firavunların kazandıklarından ve topladıklarından daha fazla toplayacağız!
Sanki evimizin ve işyerimizin yegâne otoriter hâkimi ve “ne isterse yapma hakkına sahip” tek imparatoru gibi davranıyoruz!
Sanki en güçlü, en akıllı, en cesur, en bıçkın insan bizmişiz gibi “ben” merkezli bir hayatın tam orta yerinde öğütüldüğümüzü anlamadan yaşıyoruz!
Sanki etrafımızda olup bitenlerin içinde hiç yetim, yoksul, onurlu ve muhtaç insanlarımızın “yokmuşlar” gibi varlıklarının farkında değiliz!
Sanki zalimlik yapmıyormuşuz gibi etrafımızdaki zulümlerden ve zalimlerden şikâyet edip duruyoruz!
Sanki dünya sadece bizim etrafımızda dönüyor, dönmeli havaları içindeyiz!
Sanki çok saygılı, sevgi dolu, anlayışlı, marifet ve iltifat aşığı biri gibi görünmekten, öyle olmadığımız halde acayip haz alıyoruz!
Sanki “kaygı merkezimizin” rotasından kayarak, sorumluluk alanımızı genişletmekle çok iyi bir şey yaptığımızı sanıyoruz!
Sanki kardeşimize yaptığımız haksızlıkların hesabının bizi ilgilendirmediğini düşündüğümüz, her ayrıntısında sebep olduğumuz yanılgılarımızdan oluşan sanmalarımızla avunuyoruz!
Sanki en doğru, en dürüst, en sadık, en anlayışlı, en mütevazı, en cömert, en haklı, en mazlum, en…
En… En… En…
Sankiler istediğiniz kadar çoğaltılabilir!
Artık “Kusursuz” gibi davranmaktan vazgeçmeliyiz!
Sanki “h/er kişi niyetine” ölmeyecek miyiz?
Sevgi ile Kalın…
akt