Aleviler siyaseten yol seçiyor

Dr. Ömer ULUÇAY

02 Nisan 2015 Perşembe 06:02

ALEVİLER SİYASETEN YOL SEÇİYOR

 

Dr. Ömer Uluçay

 

Siyaset, toplumun ve inançların, projelerin sevk ve idaresidir. Temel felsefi ve teolojik fikirler, görüşler derin ve kapsamlı, karışık ve muğlâk olabilirler. Bunları açıklamak, uygulamak, bir sisteme dönüştürmek, bir plana ve zamana bağlamak, bunun maddi ve manevi desteğini bulmak, personelin sayı ve vasıflarını tanımlamak, derecelendirmek, emir, yönetmelik ve yasalara bağlamak siyasettir. Görülüyor ki siyaset, geniş bir yaşam bohçasıdır, her şey onun içinde bulunmakta, toplanmaktadır.

Bireyler ve toplumlar, doğal olarak siyaset ile ilgilenmekte ve özellikle devletle olan sorunları siyaset yoluyla çözmektedirler. Alevilik, bir yanıyla ibadet ve diğer yanıyla siyaset demektir. Kişinin kendisi ile Tanrısı arasındaki ilişki ibadet ve kendisi-toplum ve devletle ilişkisi de siyasettir.

Alevilik, siyaseten doğal hakkını istemektedir.

*

Alevi Yolu, Hak-Muhammed-Ali yoludur. Yol, “sırat-ı mustakim”dir, doğru ve mazbuttur. Yolun menzili, durakları, gözcüleri, velileri, uluları, izcileri, müminleri, ser verenleri, arifleri, zarifleri, feylesofları, şairleri, ozan ve zakirleri vardır. İslamın gerçek yollarından biri ve hatta birincisidir.

Muaviye’nin icat ettiği yol “Suni”dir. Kuvvetle, hile ve desise ile Ebu Hureyre gibi, Kur’an ayetlerinden fazla Hadis icat eden biriyle bir yol tutturdu, Emevi Saltanatını bununla kurdu, Muaviye, İslami biate aykırı hareket edip, Cemel Vakası'nı destekledi, Sıffın'da Hz. Ali’ye karşı savaştı. Hakem Olayı'ndaki hile ile 'Halife' de oldu. Hz. Hasan’la yaptığı sözleşmede Saltanat kurmayacağını söylediği halde, sözünü tutmayıp oğlu Yezidi veliaht ilan etti.

Sonuç olarak, Emevi Saltanatı kurulmuş oldu. Hz. Muhammed’in yıktığı Emevi saltanatı böylece ve bu defa Sünni İslam Kaynağı olarak kurulmuş oldu. Bu saltanatın yönetim şekli, daha sonra tüm İslam Devletlerine yönetim modeli oldu. Abbasi ve Selçuklu, Osmanlı Devletleri ve hatta Cumhuriyet yönetimi, Emevi Devlet Geleneğini korudular ve uyguladılar.

*

Böylece İslamiyet; devletleşip, resmileşti, devletin elinde bir siyasal güç haline geldi. Bir din sınıfı, dinden geçinenler sınıfı oluştu. Din kurumlaştı, resmileşti, toplumu, siyasal iktidara göre şekillendirme ve itaate alma vasıtası oldu. Zaman içinde Sultanlar, yapacakları işlerle ilgili olarak “ya fetvayı yahut kelleyi” istediler. Toplumun ihtiyaçları arasında, çözüm önceliği değişti. “Takdim-tehir” yerini farza/vaciplere bıraktı. Koca Kur’an, “beş şarta” hapsedildi. Amentü’nün şartları belirlendi ve “hayrihi ve şerrihi minellahi” denilerek “mutlak kaderiye” esas alındı.

“Akıl” dolayısıyla insan Allaha “vekil” olurken, bu özellik yok sayıldı ve insanın “sorumlu” olduğu göz ardı edildi. Bu dünyadaki haksızlıkların hesabı “ahiret"e bırakıldı. Böylece herkesin yaptığı kendisine kâr kaldı.

Oysaki Hz. Peygamberin mescidi/meclisi, dünya sorunlarının görüşüldüğü yer idi. Haksızlıklara çözüm bulunurdu. Bunlar terk edildi, Mahşere, Mahkeme-i Kübra'ya havale edildi. Bu davranış “adil yönetim” ilkesini iptal etti. Böylece, hâkimiyet için her şey mubah sayıldı. Üstelik “biat/mutlak itaat” şart oldu. Etmeyenler, “fitne ve fesat ehli” bilinerek etkisiz duruma getirildi.

Gaza/cihat bir devlet siyaseti oldu, bununla işgal-ilhak ve talan, geçim ve egemenlik şekli oldu. Bu işlemler de kutsanarak adına “fetih” denildi. Oysaki fetih, aslında kendilerinin olan bir yerin/şehrin başkalarınca elkonulmuş/gasp edilmiş olmaktan kurtarılmasıdır. Nitekim Mekke, hicret etmişlerin de memleketi/vatanıdır. Mekke’nin Emevi Ailesinden alınması “fetihtir”, şehir asıl sahiplerine Müslümanlara geçmiştir. İslam Devletinin çevresine yaptığı akınlar “savaş”tır. Nitekim İslam Birliği sağlanınca, Arap Aşiretleri, artık birbirlerini talan etmekten vazgeçip, kuzeye ve doğuya saldırdılar.

Arap kavmi, İslamiyet ile milletleşti ve devletleşti. Yani savaşarak uluslaştı. Bu savaş siyaseti, Türklerin de yaşama biçimine uygun düştü. Türkler, “ilayı Kelimullah” için savaşa girdiler, bunu dinen kutsayıp adına “fütuhat”, ölünce “şehit”, kalırsa “gazi” oldu dediler.

Üç yıldır DAİŞ Çetelerinin Suriye, Irak ve Kürt coğrafyasında yaptıkları katliamlar ve vahşet, Muaviye fikriyatının günümüzdeki yansımasıdır, hareketin İslam dini ve imanıyla bir ilgisi yoktur. Ama ne gariptir ki bunca İlahiyat Fakültelerine ve kadrolu ilahiyatçılara rağmen gerçeği anlatan ve bu vahşete karşı çıkan da yoktur. Bu da devletimizin isabetsiz tavrını ve duruşunu göstermektedir.

Günümüzde Kürtler de, insani değerleri ve kendi topraklarını, can, ırz ve namuslarını savunarak uluslaşmaktadır. Kobani Direnişi, Kürt ulusunun haklı ve cengâver direnişini dünya kamuoyuna ispat etmiş, denge ve hesapları Kürtler lehine değiştirmiştir. Şehitleri anıyor ve gazileri selamlıyoruz.

*

Semavi Dinler, biat/itaat ve şeriat isterler. Semavi olmayan İnançlar, rıza ve sevgi esasına dayanırlar. Bu, çok önemli ve ayırıcı bir özelliktir. Velinin inancında da usul/adap vardır, af ve anlayış, kişinin topluma kazanılması esastır. Zahidi inanışlar da, itaatçı ve teslimiyetçi ve zahiridirler.

“Nebi dinleri” daha çok zahiri oldukları halde, “Veli inançları” ise daha çok batınidirler. Batın genellikle birbirine benzer, esas kural bunların “sır dinleri” olmasıdır. Alevi Kollarındaki "Sır" bilinen unsurlar, hâşâ garip ve ayıplı şeyler değildir. Bilakis bunlar, karşıtlarının zararından korunmak ve birbirlerini tanıyıp güven tesis etmek için vardır. Daha düne kadar Alevilere yakıştırılan “mum söndü” suçlamasının ne kadar abes ve ayıp olduğu bugün artık anlaşılmıştır. Nusayri Alevilere yapılan suçlama ve ithamlar da bir okadar haksız ve çirkindir. Yakın zamanda, bu konuda güneş doğacaktır.

*

Kur’an-da ve diğer inançlarda, demokrasilerde, TC. Anayasalarında “herkes din ve inancını yaşamakta, öğrenmekte hürdür” denilmesine rağmen, gerçek böyle değildir. Çoğunluk Sünni İslam inancındadır ve devlet, inançlara eşit mesafede olması lazım geldiği halde bir Mezhebin savunucusu durumundadır. Diyanet İşleri Başkanlığı da bunun resmi temsilcisidir. Eğitim Kurumları, Sünni Mezhebin okulları durumundadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, din-İnanç hürriyetinin eşit ve adil kullanılmasına dair verdiği karar, devletimiz için de bağlayıcı olduğu halde, maalesef devletçe uygulanmamaktadır.

Alevi örgütlenmeleri yaygın ve etkindir. Veli Kültünde, inançta rıza, ikrar esastır, “gelme gelme, dönme dönme” demekte ve her insanı toplumda “eşit bir can” bilmektedir. Toplum bu inanç hakkını, doğal ve insani hakkını, kullanmak istiyor. Fakat devlet çeşitli bahanelerle bunu engelliyor.

Yapılan “Alevi Çalıştayları” göstermelik olmaktan öte bir işe yaramadı. Alevi Dernekleri, Federasyon ve Vakıfları arasında pompalanan ayrılık/farklılık deyişleri de sonuç vermedi. Aleviler, bir blok olarak inançlarını serbest yaşamak, din adamlarını eğitip görevlendirmek, kendi inançlarını yönetmek, eşit vatandaşlık hakkından yararlanmak istemektedirler. Buna karşın devlet, işi sürüncemede bırakmakta ve Aleviliğin asimilasyonunu amaçlamaktadır. Hükumetin bu davranışı, Alevi gençleri inancında zorlamakta ve üzerlerinde mahalle baskısı oluşturmaktadır.

*

Cumhuriyetin Kuruluşundan beri 60’tan fazla Hükümet kurulmasına karşın, hiç birisi bu sorunu çözmemiştir. Tek Parti Döneminin destekçisi olan Aleviler, Çok Partili dönemde (1950) Demokrat Partiye destek oldular. Ancak bu dönemde, kısa sürede Türkçe Ezanın Değiştirilmesi ve Kuran Kurslarının açılması, şeriat deyişlerinin öne çıkmasıyla Aleviler tekrar Cumhuriyet Halk Partisine dönüş yaptılar.

Bu parti (CHP) de, Alevilerin sorununu çözmek yerine, Alevileri siyasal arkabahçe olarak gördü ve “rejimin sigortası” olarak vasıflandırdı. Ama gerçekte hep bu sigorta attı, bir sonuç alınamadı. Hatta CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir tarihte “Hamdolsun İstanbul İl Başkanımız ne Kürt’tür ve ne de Alevi’dir” diyerek övünüyor ve destek bekliyordu.

Üstelik Alevi Katliamları hep CHP dönemlerinde oldu:

  1. 1937 Dersim Katliamı - CHP tek parti.
  2. 1978 Malatya Katliamı - CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
  3. 1978 Maraş Katliamı - CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
  4. 1980 Çorum Katliamı - Adalet Partisi (43. Başbakan Süleyman Demirel)
  5. 1993 Sivas Katliamı - CHP öncülüğünde Sosyal Demokrat Halk Partisi (SDH)
  6. 1995 Gazi Mahallesi Katliamı - Doğru Yol Partisi’yle kurulan koalisyon CHP
  7. Kırıkhan ve Doğanşehir Saldırıları
  8. Adıyaman ve başka yerlerde Alevi evlerinin işaretlenmesi

*

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, ülkede göreceli bir özgürlük havası oluştu. Birer Yüksekokul durumunda olan Üniversiteler kimlik kazandı ve o zamana kadar işitilmemiş fikirler tartışılır oldu. Sosyal ve sosyalist fikir ve sistemler tartışılır oldu, dernekler ve en önemlisi Türkiye İşçi Partisi kuruldu, seçimlere katıldı, TBMM’de grup kurdu.

Alevi gençleri bu özgürlük ortamında örgütlendi, Alevilik yorumlandı, siyasi aktivasyon arttı. Alevilik bir Rönesansa uğradı. Alevilik din ve dünya işlerini birlikte görüyor ve toplumsal sorunlara tarihi pratiği içinde cevap oluyordu. Sosyalist fikirlerin belirgin olmasıyla Alevilik felsefesi çeşitlendi, zenginleşti. Alevi gençlerinin bir kısmı, geleneksel Alevilik konusunu tartışır oldu.

Bu arayış, örgütleniş süreci uzun sürmedi. Siyasal ortam gerildi, üniversiteler kamplara ayrıldı. Başbakan Nihat Erim İstanbul’da bir suikastla öldürüldü. Banka soygunları, Alevi Katliamları birbirini izledi, asayiş bozuldu.

Alevi gençlerinin sola olan meylini önlemek için Birlik Partisi(1966-1973, Türkiye Birlik Partisi 1973-1981) adında bir de Alevi Partisi kuruldu ve mebus seçilenler (1969 genel seçimi, 8 milletvekili), hemen sağcı partilere katıldılar ve sonraki seçimlerde bir varlık gösteremediler. Sonunda BP, MBK’ce diğer partilerle birlikte kapatıldılar (16 Ekim 1981).

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri, askeri disiplin ve hiyerarşi içinde Türkiye’nin yönetimine elkoydu. Toplumdaki her kesim yargılandı, spor salonları, askeri mahkeme oldu ve herkes işkenceden geçti. Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevindeki İşkence tarife sığmaz bir hal aldı ve tutuklu üç gencin bedenini ateşe vermeleriyle Silahlı Kürt Direniş Hareketi başladı(1984). Sağ-sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt demeden herkes işkenceden geçti, öldü, sakat kaldı.

Türkiye siyasal hareketinin sol kanadı kırıldı, tasfiye edildi. İslami yeşil renk öne çıkarıldı. Arada “balans ayarı” verildi, fakat etkili olmadı ve bugüne varıldı.

*

 Alevilikte "yol bir, sürek binbir"dir. Bununla ibadet ritüelinde çokluk ve kutsallık vurgulanır. Hepsi destegül'dür. Farklılıklar, zenginlik görülmüş ve bilinmiştir. Sazlar /tembürler farklı dillerde ve fakat aynı tonda aynı perdede çalmış, biri el açıp dua etmiş, diğeri pervaz vurup semaya durmuştur. Her meşrep, her renk ve dil ifadesini, meydanını bulmuştur. Bu meclise katılamayacak şahıslar bellidir: Rıza alamamışlar ve "düşkün" olanlar.

Erkanname'de bunların sebepleri ve sonuçları bellidir, herkes bilir. Aksi halde herkes "isteklidir", kural kaim tutulur. Postun dedesi bellidir, "mihman" vardır, o hızırdır, Ali'dir, O'nun halinde olmalıdır.

Aleviliğin bir kültürü ve folkloru, edebiyatı, musikisi, yaşama biçimi vardır. Alevi toplumu dil, ocak, kavim ve coğrafya bakımından çeşitlidir. Farklı ibadet özelliklerine ve önceliklerine göre farklı isimlerle anılmaktadırlar: Kızılbaş, Nusayri, Bektaşi, Caferi olarak isimlenmektedirler. Bu isimlendirmeler, uzun süre maalesef hakaret amaçlı kullanılmıştır. Günümüzde bunlar aşılmıştır,  kendi isimleriyle ve olumlu anlamda bu şekilde alt gruplara ayrılmaktadırlar. Ama şüphesiz ortak isim, meydan, bayrak, üst ve asıl kimlik Aleviliktir. Alevilik, ancak kendisidir.

Alevilik Yolu'nun tanımında, unsurlarında asgari müşterekler vardır ve bellidir. Grupların özgünlükleri de vardır ve saygındır. Hazırlanacak ortak eserlerde ve yayınlarda, her grup kendisini tanıtacaktır. Alevi Yolu'nun tanımı ve gereklerinin saptanması, aşamalı olmalıdır. Önce her grup, ortak noktaları ve sonra da kendi özgeliklerini belirlemelidir. Bu unsurları sır noktası bilip saklamak ve Ortak Alevi İnanç Unsurları ile yetinmek mümkündür.

Gruplar arasında kendi doğal etkileşimi ile geçişler mümkün olacaktır. Her şeyden önce bu, rıza ve zamana tabi olmalıdır. Kabul veya ret mümkündür. Önemli olan bir ayrılık ve çatışma unsuruna dönüştürmemektir. Kızılbaş ve Bektaşilerin sayısı fazladır ve "Batın aşikâr" olmuştur. Caferi grup, daha çok zahiridir ve ayinler standarttır. Nusayri'yenin "Batını kapalıdır", henüz açılmamıştır. Ama eğer yakında gerçek manada açıklanırsa, çok ilgi görecek ve katılımlar olacaktır. Özgün bir içyapısı ve ayin icrası vardır. Baştan sona güzellikler yarışmasıdır. Ben ancak bu kadar söylerim.

*

Alevi İnanç Toplumunun bu çeşitliliği, yasal olarak örgütlenmiştir. Aleviler; bir yandan kendi iç sorunlarını tartışıp bir karara bağlarken, bu yönde faaliyet gösterirken, diğer yandan devletten isteklerde bulunmaktadırlar. Aleviler, Devletin Alevi İnancını dışlayan uygulamalarına, Sünni inanıştan yana olan eylemlerine karşı çıkmakta ve 'eşit vatandaşlık hakkından' yararlanmak istemektedirler. Çeşitli zamanlarda yapılmış Alevi Mitinglerinde, Görüşmelerde, Üst Örgütler eliyle Alevi İstekleri kamuya açıklanmış ve Hükümetlere bildirilmiştir.

Bir örnek olarak Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Temel Taleplerini şöylece özetlemektedir:

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU'NUN TEMEL TALEPLERİ[1]

  1. Alevi kimliği resmen tanınmalıdır. Alevi kimliğinin tanınmasını, kendi özgünlüklerini yaşamak ve kendilerini, kendileri tanımlamak istiyorlar.
  2. Türkiye gerçekten laik bir ülke olmalıdır. Devlet din içinde değil, din dışında kalmalıdır.
  3. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Çünkü laiklik ilkesi ihlali olan bu kurum, gericiliği ve Siyasal İslamı besliyor.
  4. Zorunlu Din Dersleri kaldırılmalıdır. Çünkü Alevi çocukları ve diğer farklı inanç sahibi çocuklara zorla Sünnilik eğitimi almak istemiyor. AİHM kararı bunu bir insan hakları ihlali olarak karara bağlamıştır.
  5. Alevi köylerine cami yaptırma politikalarından vazgeçilmelidir. Bugüne kadar yapılan camiler derhal bir kararname ile cem-evine çevrilmeli ve bu köylerdeki imamlar derhal geri çağrılmalıdır.
  6. Cem-evleri'mize derhal "ibadet yeri" statüsü verilmelidir. Bu, yıllardır gasp edilmiş bir haktır. Derhal düzeltilmesi gerekir.
  7. Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi tamamen çıkartılmalıdır. Çünkü bu uygulama ayrımcılık üretmektedir. Yasalarla bireylere dinsel kanaatlerini açıklama zorunluluğunun getirilmesi, din ve inanç özgürlüğünün özünü zedelemektedir. 
  8. Radyo ve televizyonlardaki tek yanlı yayınlara son verilmelidir. Tek yanlı yayınlar, “ötekiler” yaratarak, egemen dinin sosyal baskı mekanizmalarını üreterek, farklı olanların, kendisini tanıtmasını kamu hizmeti adına engellemektedir.
  9. Ders kitapları, sözlükler, ansiklopediler ve Milli Eğitim Bakanlığınca önerilen yardımcı kitaplardaki, Aleviliği aşağılayan; tanımlamalar düzeltilmelidir.
  10. Basın ve yayın organları, dinsel hoşgörüsüzlüğü kışkırtan haber ve yayınları engellemek için, öz denetim mekanizmalarını işletmelidir.
  11. Hacı Bektaş Dergâhı'nın Yönetim ve Bakımı Alevilerin kurumlarına ya da yerel yönetime bırakılmalıdır.
  12. Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlık derhal düzeltilmelidir. Kanunlarda ve yasalardaki tüm ayrımcılık içeren maddeler ayıklanmalıdır.
  13. Aleviler eşitlik haklarından yararlanmak istiyorlar. Bu nedenle yasalar ve uygulamasında, fiili eşitlik yaratılmalıdır.
  14. Uluslararası belgelere, insan haklarına ve temel özgürlüklere dayalı, bir toplumsal mutabakat sözleşmesi olan eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir Anayasa istemektedirler.
  15. Devlet “Alevilik” hakkında tanım getirmek ve Aleviliği devletleştirme projesinden vazgeçmelidir. 

*

Bu genel süreç içinde, Alevi Örgütleri, siyasal bir yol ayırımında ve arayışında bulunmaktadırlar. Geleneksel ilişkilerin kısır olduğu anlaşılmıştır. Üstelik CHP Genel Başkanlığında bir Kürt ve bir Alevinin bulunması, Dersim 1937/38 Katliam tartışmalarında bir varlık gösteremeyişi ve hatta olaylara mazeret peyda edilmesi, bir Alevi olarak inancını haykıramayışı kitlelerde güvensizlik nedeni oldu. "Varlığını saklayan, inkâr eden, bize nasıl sahip çıkacak” denildi ve CHP ile olan ilişkiler sorgulandı. Sonradan CHP yönetiminden yapılan çıkışlar ise inandırıcı olmadı.

Halkların Demokrasi Partisi (HDP), inanç ve etnik sorunlara sahip çıkınca ve çözümü Türkiye’nin Demokratikleşmesinde gösterince, Alevilerin yurtiçi ve dışı örgütlerince, ilgi odağı oldu. Yapılan görüşmeler güven vermekte ve hızla katılımlar olmakta, birlikte sorunların çözümü planlanmaktadır.

Sosyal, siyasal, yönetsel, inançsal, ekonomik sorunlar; Türkiye ölçeğinde, demokratik birliktelik temelinde çözülecektir.

Aleviler, ezilenler, emekten yana olanlar, dillere ve dinlere özgürlük diyenler, Misak-ı Milli ruhu içinde, demokratik Cumhuriyetin ve demokratik toplumun inşasına çalışmaktadırlar. Demokratik toplum ve Demokratik Cumhuriyet Projesiyle, Yeni Yaşam Koşullarını ve Yeni Türkiye’yi inşa edeceklerdir.

Bir asırdan beridir, toplumla çatışma içinde bulunan siyasal düzeni revize edeceklerdir. Dar bir oligarşinin hizmetinde olan siyasal sistemi "cumhur"un hizmetine vereceklerdir.

Refahın, vergi ve gelirin adil olmasına, yolsuzlukların asgariye indirilmesine gayret edeceklerdir. Talana, israfa yol vermeyeceklerdir. Toplumu ilgilendiren kararlar, halk meclislerinde oluşacaktır.

Ekoloji ve çevre hakları gözetilerek, şehir imar planları gözden geçirilecektir. Kentsel Dönüşüm Projelerinin, Rant Dağıtım Projeleri olması önlenecektir.

 İşsizlik sorunu çözülecek, kadın toplumda layık olduğu yeri alacaktır. Üniversite harçları iptal edilecek, geçlere yeterli burs verilecek ve mezun olanlara iş sahası açılacak, devlet bütçesi ve olanakları bu amaçla kullanılacaktır. İhtiyaçlar, öncelik sırasına göre giderilecektir.

Mevsimlik tarım işçileri sigortalanacak, çalışma koşulları bir şarta ve sisteme bağlanacaktır.

Sağlık sektörünün ticari olması önlenecek, hasta "müşteri" olmaktan çıkarılacaktır. İşletmenin hedefine göre değil, hastanın ihtiyacına göre sağlık işlemi ve harcaması yapılacaktır.

Köylerin altyapıları tamamlanacak ve köy planlarına göre düzenleme ve imar yapılacaktır.

Bu bir iktidar ve zihniyet değişmesidir. Bunlar da olacaktır.

 

***

 

[1] http://www.alevifederasyonu.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=255:abfnin-talepleri&Itemid=264‎

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.