(04-05 Nisan 2015 İstanbul)
Dr.Ömer Uluçay
"Alevilik: Tarih, Sorun, Tahayyül" adıyla bir Kongre, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin bir bileşeni olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) tarafından düzenledi (04-05 Nisan 2015 İstanbul/Sİrkecİ, Legacy Ottoman Otel).
Konuşmacı olarak katıldığım bu kongre ile ilgili gözlemlerimi ve düşüncelerimi aktarmak istiyorum.
Kongreye davet edilmiş Alevi Örgüt temsilcileri (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği), Dedeler, Pirler aydınlar, yazar, araştırmacı, akademisyenler ve ilgi duyanlar, konuyu, konunun sorunlarını ve çözüm önerilerini tartışacak ve Aleviler kendilerini anlatarak bir sonuca varılacaktır. Alevilerin istekleri, siyasal irade bakımından Parti görüşüne dönüştürülerek savunulacaktır. Ancak bu istekler, Partinin temel ilkelerine aykırı, ayırıcı olmayacaktır.
Kongrenin açılışı, siyasilerin(Selahattin Demirtaş, Sebahat Tuncel) ve örgüt temsilcilerinin konuşmalarıyla yapıldı. Tartışmalar yüksek bir düzeyde ve heyecanla devam etti. Daha önce, devletçe yapılan "Alevilik Çalıştayları" sonuçsuz kalmıştı. Konuşmacılar, bunu gözönüne alarak olumlu bir sonuca ulaşılmasını istiyorlardı.
Türkiye'de sanırım ilk defa Aleviler, örgütlü ve inançsal kimlikleri ile siyasette temsil edileceklerdi. Şimdiye kadar, Alevi birçok siyasetçi TBMM'de görev almıştır. Ancak bireysel olduğu için, toplumu temsilen bir etkinliği olmamıştır. HDP'nin, Alevi Örgütlerine "örgütlü toplum" olarak bir meydan açıyor, Alevilerin kendilerini, ifade, sorunlarını tartışma ve çözüm önerilerini kendilerinin tespit etmelerini ve böylece sonucu parti politikası haline getirmek, Alevi toplumunun doğal haklarını savunmak istediği belirtilmiştir.
Alevi Konferansı, dört grup/atölye şeklinde açık oturumlar yaparak, aşağıdaki konuları tartışıp bir karara vardılar. Grup Raportörleri, ertesi gün genel oturumda görüşülmek üzere bu çalışmaları bir metne dönüştürdüler.
Dört grubun raportörleri, atölye raporları üzerinde yapılan tartışma ve önerileri de dikkate alarak, Kongre Sonuç Bildirisi'ni hazırladılar ve Kongre Divanı tarafından kamuoyuna ilan edildi. Bu tartışmalardan anlaşıldı ki; Alevilik konusunda geniş katılımlı, önceden duyurulmuş, iyi planlanıp programlanmış bir dizi Kongrelere ihtiyaç vardır. Buna işaret edildi.
Alevi Kongresinin Çalışma Konuları/Atölyeleri
1."Tarihsel hafıza ve dünden bugüne kadar Aleviler" ifadesi pek kapsamlı ve tartışmalıdır. Hemen her şey tarihi süreç içinde oluşmakta ve değişmektedir. Genal olarak ""tarih tezi" ve "tarih yazımı" ülkemizde halen çözülmemiş bir sorundur. Tarih resmidir ve alternatif olanların da tarafsız bağımsız olduklarını söylemek zordur. Alevi tarihi, Alevi olmayanlar tarafından yazılmıştır ve bu kaynaklar mehaz olmaktadır. Bu da tartışmanın kaynağıdır. Bu oturumda ateşli, zor tartışmalar oldu. Araştırılmağa ve tartışılmağa muhtaç bir konu olduğu anlaşıldı.
Araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın, bu atölyenin bildiri taslağı olarak, önceden büyük bir vukufiyetle hazırlanmış bir metni katılımcılara sundu ve tartışma bu eksende oldu. Aslında bu konu, en belirsiz ve bu nedenle de engebeli bir sahadır. Hazırlanan metin, önemine ve vurgusundan ötürü ayrı bir yazı konusu olacaktır.
Erdoğan Aydın, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Alevilerin dışlandığı, ezildiği, baskıya maruz kaldıkları, sürgün ve katledildikleri, asimilasyonun devam ettiğini bildirdi. Emevi Hükümdarı Yezit b.Muaviye tarafından Hz. Hüseyin'in ve 72 taraftarı ile aile efradının Kerbelâ'da katledildiğini ve bunun zulme direnmenin, hak olduğuna iman ettikleri uğrunda ölmenin şahadet ve örnek olduğuna işaret etti. Emevi ve Abbasi dönemlerinde, Ehl-i Beyt taraftarlarına yapılan zulmü anımsattı.
E.Aydın, Kürt ve Alevi kimliklerine Cumhuriyet döneminde baskı ve asimilasyon uygulandığını bildirdi. Cumhuriyet; Müslüman vatandaşları için, Sünni-Hanefi-Türk kimliğini zorunlu görmektedir
2. "Sorunlar ve çözümler" atölyesinin bildirisini Nuray Sancar Genel Kurula sundu. Sancar, Sünni İnanç dışında kalan Aleviliğin ve diğer inançların sürekli baskı ve asimilasyon altında olduklarına işaret etti. Bu nedenle yapılacak yeni Anayasada, Alevilerin ve ötekileştirilen diğer tüm İnanç gruplarının eşit yurttaşlık haklarından yararlanmalarını ve bunun güvence altına alınmasının önemine dikkat çekti.
3. "Demokratikleşme ve müzakere sürecİ" atölyesinin sunumunu Nurgül Sabancılar yaptı. N. Sabancılar, Özerklik ve yerinden yönetim konularına dikkat çekti. Ortadoğu'da yaşanan savaş ortamını, savunmasız insanlara yapılan katliamları ve IŞİD vahşetini dikkate alarak, Alevi toplumunun güçlü bir şekilde örgütlenmesinin zorunlu olduğuna işaret etti. Sabancılar, ayrıca Alevilerin çözüm sürecinde yer almaları gerektiğini de ifade etti.
4. "Aleviler nasıl bir Türkiye tahayyül ediyor?" Bence burada "tahayyül" yerine "tasavvur" sözcüğü kullanılmalıydı. Çünkü siyaset ve dolayısıyla hak talebi, "hayal" ile değil "tasavvur" ile istenir. Ama olsun, murat anlaşılıyor.
Bu atölyenin bildirisini Günay Kubilay yaptı. Kubilay, "Alevilerin, tekçi, yasakçı, cinsiyetçi, merkeziyetçi, otoriter ve antidemokratik devlet yapılanmasına karşı olduğunu bildirerek, Türkiye'deki tüm halkların, İnançların, kültürlerin, dillerin farklılıklarıyla bir arda yaşayabileceği ve eşit yurttaşlık temelinde ekolojik, cinsiyet özgürlükçü, laik ve demokratik bir Anayasayla bunun mümkün olacağını vurguladı".
*
HDK Alevi Konferansı Sonuç Bildirgesi
4-5 Nisan 2015, İstanbul
Alevi Konferans'ında, dört atölyede, şu başlıklar altında tartışılmıştır:
Dört atölye çalışması sonucunda hazırlanan sonuç bildirgeleri katılımcılar tarafından tartışılmış ve aşağıdaki ortak bildiri oluşturulmuştur.
Alevi İnancının toplumsal tarihi, egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgün tarihidir. Bu uygulamaların nedenİ, Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik İlişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve egemenlik hakkını İnsanın kendisinde görmesidir. İmam Hüseyin’den Baba İlyas’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen İnanç önderleri de egemenlik İlişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmişlerdir.
Osmanlı döneminde uygulanan asimilasyon ve katliam politikalarının aynen devralındığı Cumhuriyet döneminde de Aleviliğin bağımsız bir kimlik olarak yaşamasına imkân tanınmamıştır. Esasen “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” belirlemesi çerçevesinde Cumhuriyet de tek millet ve tek din/mezhep ve tek dil eksenli bir tekzipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı. Bu yönelimin resmi aracı ise Diyanet İşleri Başkanlığı olmuştur. 1925’te çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu kapsamında Alevilerin kurumlarıyla İnanç ve ritüelleri yasaklanmıştır. Alevilere tek meşru ibadet mekânı olarak cami, tek dinsel önderlik kurumu olarak da Diyanet gösterilmiştir.
Bu yasaklara ilaveten Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan Alevi katliamları; Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’yle sürmüştür.
Bugün de Ortadoğu ve Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeler kapsamında Aleviler mezhep çatışmaları zeminine çekilmek İstenmekte ve savaş politikalarının kurbanı haline getirilmektedir. Türkiye devletinin de taraf olduğu bu politikalar bölgede bir halklar kıyımı ile birlikte sürdürülmektedir.
Bu sorunlar kapsamında Aleviler, şu talepler ve çözüm önerilerini sunmaktadır:
Yapılması öngörülen Alevilik Kongreleri hakkında görüşümüz şöyledir:
Yapılması mutlaka gerekli olan Alevilik Kongrelerinde örnek olarak şu konuların tartışılmasına, sonuçların yayınlanıp kaynak oluşturmasına zaruret vardır: Alevilik tarihi, ibadet itikat ve ayinler; Alevilik teolojisi, felsefesi, edebiyatı, musikisi, folkloru; Alevi erenleri, türbe, yatır, Dergâh ve ziyaretleri; Alevilik kolları, Alevi Ocakları, Pirler ve Dedeler; Alevi kaynakları/kitapları, semah; Aleviler ve birlikte yaşadığı kavimler/halklar ve inançlar; Alevilik ile komşu din/inançlar arasında etkileşim; Alevilik ve siyaset/yönetim; Alevilik ve humanite, sevgi ve barış; Alevilikte kadını yeri ve rolü; Alevilik ülke/devlet/dünya ve evren ve daha birçok konu.
Yasaklanmış, kısıtlanmış, örgün eğitilmemiş, bilimsel olarak araştırılıp sistematize edilmemiş din ve inançlar mağdur, mahrum ve mazlumdur.
Bu yapılmamışlara, egemenlerin sürgün ve kırımlarına rağmen Alevilik; yüce bir dağ, derya-deniz gibidir, güçlü bir inanıştır, özü-sözü Bir'dir ve sağlamdır, Batınından güneş doğmakta, ay parlamakta ve yıldızlar ışıldamaktadır. Bu deyişle Alevilik; sevgi, barış, birlikte yaşama, eşitlik, özgürlük, özgüven, hak için direnmek, rıza ve iman, akıl ve nakil dini/inancıdır. Sahibi elinde dünyaya dikilecek bir "İnsanlık Bayrağı"dır.