Cemaatten paralel yapıya dönüşüm!

Mahmut KORKMAZ

15 Nisan 2015 Çarşamba 06:06

Fetullah Gülen önderliğinde kurulan kimine göre cemaat, kimine göre hizmet hareketi, kimine göre Fetullahcılar diye anılan yapının seyir tarihine ibretle bakmak lazım.

Her cemaati doğuran sosyolojik ve toplumsal zemin vardır. Fetullah Gülen kominizimle mücadele dönemlerinde ortaya çıkarak gündem oluşturmayı başarmıştır. Erzurum gibi anti komünist duyguların yoğun olduğu yerde dernekleşerek icraata başlamıştır. 

 Sonrasında buradan aldığı güçle genişleme ve yayılma alanı arayışına girmiştir. Muhafazakar kesimin okumuş yazmış elaman eksiğini görmüş ve bu alanda faaliyete başlamıştır. Bir tarafta diyanette kadrolu vaaz olmanın avantajı öbür tarafta eğitim alanında örgütlenmek. Boş olan eğitim alanı elaman kazanmak için inanılmaz avantaj sağlamıştır. Uhdesine aldıklarının hem parasını hem ide çocuklarını alma başarısını göstermişlerdir.

Bu yapının kurucusu olan Fetullah Gülen az zamanda büyük yollar yürümüştür. Yürüdüğü yollarda her dönemden istifade etmeye becerebilmiştir.

On iki Eylül darbe dönemi bu gurup için dönüm noktası olmuştur. Soldan boşalan alanlara akın etmişlerdir. Özallı yıllar cemaatin parayla ve yurtdışı ile tanışma yılları olmuştur.  Türki Cumhuriyetlerdeki okullaşma ve para kazanma fırsatı güçlerine güç katmıştır. Orta ölçekli Anadolu sermayesine para kazandırma karşılığında kendilerine müntesip yapmışlardır.

Para gücü, okul gücü ve devlet kurumlarındaki kadro gücü cemaati cazibe merkezi haline getirmiştir. Medyadaki elde ettikleri güç ise gizli hükümranlıklarını perçinlemiştir.

Polis, adliye ve askeriye eksenindeki büyük kadrolaşma cemaate bilinmeyeni bilme, görülmeyeni görme avantajı sağlamıştır.

Cemaat güçlendikçe İslami hassasiyetini cemaat hassasiyetine kurban etmeye başlamıştır.  İslam'ın esasları ile cemaatin esasları çatıştığında tercih edilen esas maslahat bahanesi ile cemaat esasları olmuştur.

Cemaat denen bu yapının zirve ve zirveden yuvarlanma yılları Ak Parti iktidarı dönemine denk gelmiştir.

2002 seçimlerinde iktidara gelen Ak Partinin devlet kadrolarındaki yalnızlığını cemaat kendi lehine kullanmasını bilmiştir. O zamana kadar Tayyip Beyin bulunduğu oluşumlara asla yaklaşmayan cemaat, birdenbire Ak Partiyi destekler pozisyona girmiştir. Boşluktan istifade ederek tüm kadrolara kendi elamanlarını yerleştirmiştir.  Emniyet, Adliye, Eğitim, finans kurumları özel odaklanma merkezleri olmuştur.

Ak Parti iktidarına karşı düzenlenen darbe hevesleri, bildirgeler, cumhuriyet mitingleri ve buna benzer hadiseler cemaat denen yapının planlarını harfiyen eksiksiz uygulama alanını oluşturmuştur.

Devleti tanımaya çalışan Ak Partililer, yıllarca devletin içinde çöreklenmiş ve tüm iktidarları kullanma uzmanı olmuş cemaat parafından çok kolay kullanılmışlardır.

Her zirvenin bir sonu olduğu gibi cemaat zirvesinin sonu da güç zehirlenmesi ile başlamıştır. Devleti ele geçirmenin, milleti ele geçirme olduğu yanılgısına kapılmışlardır.

Tüm yoları dişi ile tırnağı ile kazıyarak gelen Tayyip Erdoğan'ın direncini ve mücadeleciliğini, gözü karalığını hesap edememişlerdir.

MİT'i ele geçirme olayı zaten iplerin kopma noktası olmuştur. Ve memleket paralel yapı haline gelmiş olan bir oluşumun uçurumunun kenarından son anda kurtulmuştur.

Böyle bir yapının MİT'i ele geçirdiğini ve başına Emre Uslu denen kaçkının getirdiğini düşünmek bile yeter, olayın vahametini anlatmaya.

Allah diyen, peygamber diyen, peygamber öykülerini anlatırken gözyaşı döken kimsenin eleştirmeye kıyamadığı 'hoca efendi' birden bire başkalaşım geçirerek eli pusatlı savaşçıya dönüştür. Serçenin öksürüşüne göz yaşı döken hoca efendi, milletin göz bebeklerine akla hayale gelmeyecek beddualar okumuştur. Lanetler yağdırmıştır.

Maske düşmüş ve gerçek yüz gözükmüştür. Yaban ellerde,yabana satılmış gönüllerde  beslenen nefretin ne kadar büyük olduğu ortaya çıkmıştır.

Yaşanan ihanetleri anlatmaya gerek yok. Herkes biliyor. Mahrem alana tecavüz eden bir yapının cemaat değil insan olması bile mümkün değil.

Devletin taşı ile devletin kuşunu vurmaya alışmış bu yapının deşifre olmasının bedeli ne olursa olsun değer.

Tayyip Erdoğan'ın kararlı ve mücadeleci duruşunun kimse gösteremezdi. Kemal Bey başbakan olsaydı bu olay patlasaydı tavrı nice olurdu, bir düşünün.

Paralel yapının en büyük zararı yıllarca istismar ettikleri İslami değerlere olmuştur.  Siyaset gelip geçer. Siyaset kendi yarasını kendisi sarar. Halkın gözüne İslami çalışmalara verilen zararın telafisi çok zor.

Cemaat denen yapı hala cemaat olma noktasında kalsaydı, devleti ele geçirip paralel  yapı oluşturmasaydı, şu andaki çocukların bile diline düşmezdi.

İnsanlar okullardan çocuklarını almazdı. Abonelikler iptal edilmezdi.

Cemaat soruları çalmasaydı, polis okullarına süzme kendi elamanlarını almasaydı, "kırk yıldır ördüğümüz hırkayı başkasına giydirmem" demeseydi, şu andaki çöküş olmazdı.

Bu seçim paralel yapı için var olma ve yok olma seçimi. Bütün ilkelerini yıkmış bu yapı Ak Partinin başarısız olması için her imkanı kullanacaktır.

Her ilde başka konjonktür gereği parklı partiler için partizanlık yapacaklardır.

Düne kadar barış ve çözüm sürecini yıkmak için Kürt düşmanlığı yapan bu yapı, bu günlerde HDP aşığı olmuştur.

Varın gerisini siz düşünün.

Ak Parti yenilsin de gerisi ne olursa olsun. Memleket isterse koalisyonlara mahkum olsun. Gerçi bu durum onların daha çok işine gelir ya. 

Paralel yapıdan medet uman siyasetçilere önerim; başkalarını uğradığı ihanetten ders almalarıdır.

Günü birlik mini çıkarlar için geleceklerini karartmamalarıdır.

Paralel yapının ana yanılgı noktası; Ak Parti düşmanlığında kol kola girdiği gurupların toplumsal alt yapısının olmadığının farkında olmamasıdır.

Bu milletin gizli kapaklı yapıları sevmediğini bilmemesidir.

Bu millet kimin kendinden yana, kimin güneydeki ülkeden yana olduğunu çok iyi biliyor.

Millet kazanacak.

Milletine güvenenler kaybetmeyecektir.

Paralelle dans edenler hüsrana uğrayacaktır.

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.