Osman Arık beni zehirledi

Sedat MEMİLİ

15 Nisan 2015 Çarşamba 06:06

Buradan kamuoyuna duyuruyorum, BTÜ Genel Sekreteri Sayın Osman Arık beni zehirledi. Hem de 26 Eylül 2012 tarihinde. O tarihten beri, yaşamımda duygulanarak ve Anadolu’yu yürekten hissederek dinlediğim ezgileri dinleyemedim.

Olay şöyle gelişti; Coğrafyamızın ortak gururu ve yüreğimizin, kültürümüzün ortak sesi Neşet Ertaş 25 Eylül 2012 tarihinde hakka yürümüştü. Ertesi gün, değerli dost (Sadece benim değil, Adana’nın da dostu) Osman Arık’ı makamında ziyaret etmiştim.

Çok hüzünlüydü. Keyfsiz, o neşe ve pozitif enerji veren atmosferi yoktu. Bu ancak bir yakınını kaybeden ve henüz bu kaybı kabul edemeyen duyarlı bir insanın içine düştüğü psikolojik çöküntünün görünümüydü. Neşet Ertaş’ın bir gün önce hakka yürüdüğü hiç aklıma gelmiyordu.

Sayın Arık’a bu hüznünün nedenini sormuştum.

Hiçbir şey konuşmadan çekmecesinden bir parşömen çıkarıp verdi. Yarım Sayfalık bir yazıydı bu. Okudum, benim de rengim değişti.

“Bu büyük insanın arkasından şimdilik ancak bunu yapabildim” dedi. Ben de yanıt olarak : “Evet benim de bir görevim var, bu yazıyı sizin adına kamuoyu ile paylaşacağım” dedim ve yazıyı alıp çantama koydu.

Bir dizi aksilik ve ben yazıyı yayınlayamadım.

O gün bu gündür, ne zaman Neşet Usta’nın bir ezgisini dinlersem, sözümde duramadığım aklıma gelir ve ezgiyle bütünleşemem. Beni, Anadolu’yla, kültürümüm, yaşam biçimim ve duygularımla yüzleştiren Neşet Usta, sözünde durmayan bir insanınla yüzleştirmeye dönüştü. Artık Neşet Usta’yı tadında dinleyemiyorum.

Bir ayıp daha yazıyı kaybetmişim. Geçen gün telefon açtım. Utana sıkıla yazıyı istedim. Gönderdi.

Doğan Gülbasar Kardeşime gönderiyorum ve beni bu zehirlenmişlikten kurtarmasını rica ediyorum.

İşte, Sayın Osman Arık’ın duygu ve içtenlik yüklü yazısı…

NESET ERTASI ANLAMAK…

Toroslarda bir köy evinde, yedi-sekiz yaşlarımda masa tipi bir radyoda ilk defa sesinle tanıştım NEŞET USTA. Sonra anladım ki evde herkes tanıyor sizi. Rahmetli annem ve babam tartışırlardı, birbirlerine kızarlardı, küserlerdi ama her ikisi de gizli gizli senin türkülerini mırıldanırlardı. Birbirleriyle pek anlaşamazlardı ama senin türkülerin onların gizli ortaklarıydı. Büyüdükçe senin gibi saz çalmak, senin gibi türkü söylemek isterdim. Heyhad ki ne böyle bir zamanım ne de böyle bir kabiliyetim oldu. Yurdumun çeşitli coğrafyasında ve yurt dışında görev yaptım ve hep yanımda oldun.

Gurbette sana tutunduk, acılarımızda sana tutunduk, kederlerimizde sana tutunduk, sevgimizde, sevincimizde, ayrılığımızda, gayrılığımızda, öfkemizde sana tutunduk. Kısacası yaşamımızda sana tutunduk. Biz sana mecburduk, bağımlıydık ama sen bize mecbur değildin. Sırtında GÖNÜL DAĞINLA diyarlardan, yarlardan geçtin ama kendinden geçmedin. Yokluktan beslendin ama yok olmadın. TAŞları ERleştirdin ama taş olmadın. Senin de bir ırkın, inanışın, tarafların vardı ama bunlardan beslenenlerden olmadın. Bu toprağın sesi oldun, bu toprağın kendisi oldun kısacası ANADOLU oldun. Senin ölümün alemin ölümü gibi oldu. Yerin dolmayacak NEŞET USTA...

Adana 26.09.2012

Osman ARIK

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.