Alevilik tanımları

Dr. Ömer ULUÇAY

20 Nisan 2015 Pazartesi 03:00

Alevilik; çok unsurlu, çok dallı, akıl ve nakle dayalı, Bâtıni ve zahiri olan, ibadet ve siyaseti birlikte gören özgün bir inançtır. Unsurları dikkate alınarak ve öncelenerek, bunlar arasında takdim tehir yaparak, bazılarını yok sayarak, meşrepler ve kolları dikkate alınarak tanımlamaları yapılmıştır. Tarafsız ve yetersiz tarifler olduğu gibi, kasıtlı ve tahrifatlı, yakıştırma ve ideolojik tanımlar da vardır.

Bilindiği gibi tarif; nesnenin unsurlarını kapsamalı ve uymayanları dışlamalı/önlemelidir. Eski anlatımla tarif; “efradını cami, ağyarına mani olmalıdır”.

Bu tarif çokluğundan da anlaşıldığı gibi, doğru ve tatminkâr bir tanım yapılamamıştır. Örnek olarak;”Alevilik gerçek islamdır, islamın tasavvufi yorumudur, İslam dışıdır, Türk islamıdır, Batini islamdır, Şiiliktir” denilmiştir. Ayrıca Velâyetname ve Menkıbelerden yapılan arama ve cımbızlama alıntılarla, Aleviliğin gerçekte Hanefi Sünnilik olduğu ileri sürülmüştür.

İdeolojik olarak ve asimilasyona hizmet maksadıyla, akademik unvanlı şahıslar tarafından, Sünni İslama uygun Alevi kayıtları öne çıkarılmakta ve devlet desteği ile bu eserler basılıp ucuz bir fiyatla satılmaktadır. Alevi Pirlerin, Ozanların, Dedelerin, Ediplerin Divanlarında, eserlerinde, cönklerde sözcük ve kavram taramaları yapılarak, inancın özünde Sünni ve Hanefi olduğu ve fakat zaman içinde sapmaların bulunduğu ileri sürülerek bu çalışmaların verileriyle örneklenmektedir. Bütün bunlar, Aleviliği asimile etmek amacını gütmektedir.

Bunun yanında Alevilik kolları, Ocakları arasında da tanım ve öncelik birliği yoktur. Kimi, sosyal yardımlaşmayı ve direnmeyi; kimi itikat ve ibadeti, bazısı da menkıbeyi önceleyerek tarifler yapmaktadır.

Buradan da anlaşılıyor ki bu konuda daha çok araştırmaya ve tartışmağa ihtiyaç vardır. Alevi örgütlerinin yaptıkları toplantılar, ayinler, paneller yeterli olmamaktadır.

Bu tanım çokluğuna örnek olarak yazılmış bazı kitaplar “Alevilik Nedir?” diye sormakta ve kendisine göre tanımlar yapmaktadır. Ben de yıllarca önce bu konuya ilgi duymuş, muhalif ve muvafık kişilerin görüşlerini toplayarak “Alevilik Budur” diye bir kitap yayınladım.

Bu çalışmadan sonraki değerlendirmeleri ve verileri dikkate alarak, bakıyorum ki aynı noktadayım. Aleviliği, kendi özgün değerlerini dikkate alarak tanımlama yapılmalıdır. Bakıyor ve görüyorum ki Alevilik; Şiilik, Sünnilik, bohçalarına sığmıyor. Öyle ise, ortak özellikleri bulunan ve bunun yanında farklı özellikleri de olan inançları “nevi şahsına münhasır, spesifik” görmek gerekir ve bunlar da inancın özgün bir kolu olurlar.

Dinlerin amaçları birdir ve insanın mutlu, güvenli yaşamasıdır. Mukayeseli Dinler tarihi gösteriyor ki, bütün dinler ve inançlar arasında ortak noktalar vardır. Aslında İbni Arabî de böyle demektedir;”esasta dinler Bir’dir”. Kur’an da insanlık dininin adına “İslam” demektedir. Buna göre, esaslar aynı ve fakat ibadet şekil ve şeriatları farklıdır. Çoklukta vahdet ve vahdette kesret vardır.

Bu nedenle, her din ve inanç, kendi düzleminde değerlendirilmektedir, her birinin de özel adı vardır ve onunla anılıp incelenmektedir. Yok böyle değil de, birini diğerinin içine koyar da soğan zarı gibi yaparsanız ve matruşkaya çevirirseniz, sadece kendinizi var eder, haklı görür, her şeye kaynak olarak kendi din ve inancınızı öne sürersiniz. Bu da, ben merkezli bir görüş/inanış olur. Bütün din ve inançlar “Bir ve Tek, o da Benim dinim/inancım” dersiniz. Bilinmelidir ki herkesin anası kendisi için güzeldir ve biriciktir.

Sonuç olarak diyelim ki, “Alevilik Aleviliktir”. Şiilik ve Sünnilik, nasıl var ve ayrı iseler, Alevilik de vardır ve ayrıdır.

 

Federal Almanya’da hekim olarak bir Kilise Hastanesinde çalıştığım zaman (1979-1983), maaş memuru bana dinimi sormuş ve ben de İslam demiştim. Fakat memur “Muhammedana” dedi. Nedenini sordum, din/inanç vergisinin kesileceğini ve ilgili merkezin hesabına yatırılacağını söyledi. Anlaşıldı ki Katolik ve Evangelish (Ortodoks) olanların bu vergileri bu merkezlere gönderilmektedir. Ateist olanlardan kesinti yapılmamaktadır.

Hıristiyanlıkta, Katolik ve Ortodoks Mezhepler arasında ortak ve farklı noktalar vardır. Ama her biri, takipçilerinin sayısı kadar önem kazanmakta, eşit haklardan yararlanmaktadır. Müslüman olanlar da Sünni ve Şii olarak ayrılmaktadır. Yakın zamanda Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)’nun çabalarıyla; Almanya, Avusturya, İsviçre’de Alevilik “özgün” bir inanç ve diğer inançlarla eşit haklara sahip olarak kabul ve tescil edilmiştir. Okullardaki Alevilik eğitimi müfredatının hazırlanmasında ve uygulanmasında, AABF yetkili ve sorumlu kabul edilmiştir.

Alevilerin din/inanç temelindeki mücadeleleri bu düzene ulaşmak içindir. Avrupada, dünya hukuk ilkelerine göre, Alevilik özgün bir inanç olarak, diğer inançlarla eşit hak sahibi oluyor da, niçin ülkesinde/Türkiye’de hak sahibi olmuyor? 

İşte bütün sorun da buradadır. Şair demiş ki: “Geceler tulu u haşre kadar sürmez”. Diyelim ki, devam ve dayan.

Alevilik, gerçek ve özgün bir inanç olarak, eşit hak sahibi olacak ve diğer inançlarla barış ve dayanışma içinde varlığını sürdürecektir.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.