Global-Ülkesel-Yerel Yönetimler

Dr. Ömer ULUÇAY

29 Nisan 2015 Çarşamba 06:11

 

Dünya Hükümdarları

Yerküresi ve idaresi, birlikte düşünüldüğü zaman, dünyanın bu iletişim, bilişm ve ulaşım çağında pek büyük olmadığı anlaşılmaktadır. Tarihin her döneminde ve olanaklarına göre dünyanın, bölgesel hâkimi/hükümdarı olmuştur. Bir Pers İmparatorluğu, bütün doğuyu içine almış ve Anadolu'yu geçerek Yunanistan'ı kendisine katmış, Arap yarımadasını almayı ihmal etmemiştir. Roma İmparatorluğu, dünyanın yarısına hükmetmiştir. Makedon İskender, Batıdan gelip her tarafı zapt etmiş ve Hindistan'a varmıştır. Bir Cengiz Han, Çin'den kalkmış, Ortaasyayı, İranı, Anadoluyu, Arabistanı almış, yakıp yıkmıştır. Bir Osmanlı, Anadolu'dan kalkıp Balkanları zaptetmiş, Mısır ve Kuzey Afrika'yı alarak Akdenizi "Türk Gölü"ne çevirmiştir.

Bu sayılanların hiçbirisi gül verilerek, davete icabet ederek, hayranlıkla katılarak olmamıştır. Bu olanlar; atla, kılıç ve kanla olmuştur. Bunlar işgal ve ilhak savaşları/hareketleridir. Ne için olursa olsun, sonuç ve mühür budur, ölüm ve kandır. Bugün de bu böyledir.

Bu maddi savaş, iki taraflı ölümle sonuçlanmakta ve kazanan(!) da ölmekte, zarar görmektedir. Daha çok kazanmak için ölmenin gerekmediğini düşünen burjuva /kapitalist sistemler, yöntemi değiştirdiler. Hedefte tuttukları ülkelerle, dostane ilişkiler kurarak ve "insanlık adına yardım" diyerek, sömürge halklarının zeki ve kabiliyetli insanlarını seçip, ülkelerinde ve belirlenmiş sömürge şehirlerinde eğitim vererek, kendilerine bağladılar.

Böylece, emperyalin dilini bilen, onun kültür değerlerini ve yaşama tarzını benimsemiş, sonra da ülkesinde yetkili kılınmış nesiller yetiştirdiler. Böylece, koyun sürüsünü otlatacak, sağacak ve sütü efendilerine verecek "yeni sömürme sistemi" geliştirdiler. Bu sistem etkili oldu. Dünyayı sömüren on kadar ülke, bu sistem sayesinde ülkeleri sömürmektedir.

Savaşlar, ihtilaflar, genellikle emperyalistler eliyle/desteğiyle çıkmakta ve kanlı biçimde devam etmektedir.19. ve 20.yüzyıllar bu değişim ve dönüşümün tarihidir. Bu sömürü çarkına karşı çıkan, sömürge halklarının aydınları, dini önderleri, sade insanları da vardır ve olacaktır.

Yakın zamana (2000) kadar, dünya iki kutuplu idi: Bir tarafta Rusya, diğer tarafta Avrupa+ABD vardı. Gündem-21 Stratejik Projesi, başında bulunduğumuz bu yüzyılın (21.) gündemidir. Dünyada tek belirleyici güç halen ABD'dir, Avrupa da yardımcısı.

ABD'nin sömürü ve ittifak siyasetleri çeşitlidir: Kendisi karar verdiğinde; başkasına havale edilemeyecek kapsam, ağırlık ve çapta olan operasyonları bizzat yapmaktadır. Örneğin; Afganistan ve Irak Müdahalelerini bizzat yapmıştır. Kişi başına gelir düzeyi, teknoloji parkı ve araştırma kurumlarıyla, silah icat ve parkıyla, dünyanın yönetim ve geleceğine dair vizyon ve programlarıyla, ekonomik bağlantıları ve yönetsel düzenlemeleriyle ABD dünya için bölgesel ve ülkesel stratejik proje ve planlar yapmaktadır.

ABD; ortaklarını dışlamadan işlere ortak etmek siyasetiyle, dünyanın yerüstü ve altı zenginliklerine sahip olma ve yönetme arzusuyla, bölgesel-ülkesel-toplumsal konfliktler yönetmesiyle, tehdit bildiği veya hedefe aldığı ülkenin istikrarını ve ekonomik dengesini bozmaktadır. Hedef ülkelerin yönetim kadrolarını değiştirerek, yandaş ülkelere destek ve görevler vererek, ABD dünyayı yönetmektedir. Çatışma, barış, bölüşüm, kalkınma, sınırlar ABD'nin kontrolündedir.

ABD, gücünün gereğini yapmakta, bir yandan savaş ile bölgeleri, ülkeleri desıtabil duruma getirirken sınırları değiştirmeğe zorlamaktadır. Bazı bölgelerde Kırallık ve diktatörle ortaklık yaparken başka bölgede bu yönetim savaş nedeni olmaktadır.

Artık eski/ klasik sömürge dönemi bitmiştir. Emperyal, coğrafyayı bölmekte, belirlediği ülkeye kendisine bağlı bir yönetici ve emrinde bir sistem istemektedir. İneği besleyip sağmak değil, doğrudan sütü istemektedir. Düzenleme buna göredir.

Çizilen bu tablo aslında kabul edilir bir durum değildir. Ama ne yaparsın ki gerçek budur. Osmanlı içinde bir beylik dikilirde vergi ve asker vermezse, merkezi idare komşu beylere emreder ve onu kırar. Baş eğmeyen kırılır, diğerleri ibret alır, sıra birgün kendilerine de gelir endişesiyle teslimiyetini daha sık belirgin kılar. İşte ABD de bunu yapmaktadır: Afganistan'la savaşmak için ortaklarına ek olarak Müslüman ülkelerden de asker-silah almakta, yok ve az ise onlaraaskeri malzeme satmaktadır. Afrika'da, Irakta, Suriye'de böyle yapmaktadır. 'Arap Nato'sunun Yemene saldırmasına izin vermektedir. Var ettikleri, silah ve eğitim verdikleri El-Kaide ve IŞİD'e karşı, diğer devletlerle kurduğu Konsorsiyumla müdahale etmektedir. Bölgede, ABD hesabına çarpışacak güçler, kaynaklar peyda etmektedir.

Peki, bu durum ne zamana kadar?

Bu arayış, bana Stalin'in öldüğü zaman, yabancıların çizdiği ve basınımızda yer bulan bir anlatımı-karikatürü anımsatmaktadır: Stalin; ölmüş-bir kedi olarak resmedilmiş, tabuttadır. Çevredeki fareler toplanmış, cenazeyi gömmektedir. Karikatürdeki yazı şöyledir: "...ve fareler kediyi gömdüler".

İşte böyle, şimdiki halde kedi avlamaktadır. Daha ne zamana kadar? Emri hak vacip oluncaya kadar. Yani "şimdi ölme yaz gelecek". Umut iyi bir şeydir, "ye Memet ye".

Bu zorunlu iklimde Türkiye de etkilenmektedir. Hava raporlarında denildiği gibi, Avrupa'da başlayan soğuk-sıcak-yağışlı dalga bir hafta içinde Türkiye'de etkili olmaktadır. Hava raporuna göre dışarı çıkıyoruz ama şartlar hükmünü icra ediyor.

Günümüzde "Global-Ülkesel-Yerel Yönetimler" bir merkeze/efendiye hizmet etmektedir.

İşte böyle. Umutsuz olmak istemem ama olan-biten böyledir.

Dereyi geçiyoruz, ıslanmak mecburi. Dikkat edelim de sele gitmeyelim.

Devlet, Devletbaşkanı ve Rejim 

Devlet Yönetim aygıtları, siyasal rejime göre farklı olmakla birlikte, genel olarak merkezde ve yerelde bulunmaktadır. Devlet, tekblok halinde ise Devlet Merkezi, örgütlenmenin de merkezidir. Yerel olan kısım, nüfus ve coğrafi olarak küçük veya büyük olabilir. Sistem içinde özerk veya federal yönetime sahip olabilir. Bu duruma göre devletin örgütlenmesi ve yönetilmesi farklılıklar gösterir.

Tarihte yöneticinin varlığı farklı şekillerde olmaktadır: Bir grup ayaklanarak, bir coğrafyada hükümran olmakta ve bunu sürdürmek için günün imkân ve şartlarına, toplumun yönetme geleneğine uygun olarak bir sistemi inşa etmektedir. Böyle bir devletin başkanı günü elinde bulunduran kişidir. Reisin ölmesi ile makam boşalmakta veya kendisi veliahdına devrederek riyasetten ayrılmakta yahut başka birisi onu devirerek zorla makamına oturmaktadır.  

Hükümdar kendisini İlah veya İlahın vekili/gölgesi görerek kutsamaktadır. Böylece, direnişleri aynı zamanda İlaha karşı olmak olarak algılayarak muhalifleri kırmakta meşruiyet kazanmaktadır. Bazan da din adamları/tebliğcileri devlet kurarak, kutsal bilinerek itaat istemektedir. Kendisinin bertaraf olmasıyla (vefat) devlet geleneği devam etmektedir.

Bu görüş, "kuvvet haktır, sonucu belirler" ilkesine dayanmaktadır.   

Devlet başkanının seçilmesi önemli bir konudur ve halkın itaatini zorunlu kılar. Reisin seçimi, hükümdarın tayin etmesi, seçici bir grup belirleyerek bunların intisap etmesini, daha geniş grupların/temsilcilerin, devlet üst düzey görevlilerinin reyleriyle seçilmesi olmuştur. Daha sonra zaman içinde seçiciler kuruluna bazı kısıtlamalar getirilerek bütün halk dâhil edilmiştir. İradenin nasıl belirleneceği, oy kullanma ve sayım usulleri, rakiplerin seçime iştirakleri ve hakları "seçim sistemi" olarak belirlenmiştir. Ülkemizde de bunların deneyimi olmuş ve oy-seçim-rekabet ve hileler konusunda halkımız tecrübe sahibi olmuştur.

Seçimle Reis tayini "halk iradesi/tercihi" esasına dayanmaktadır.

Tekçi tayin ve anlayışa rağmen, seçimle riyasete gelmek daha makul gelmektedir. Ancak pratikte bunun sanıldığı kadar sade ve mümkün olmadığı görülmektedir. Aday olmuşların siyasi ve ekonomik güçleri, din/inanç ve etnik aidiyetleri, gelenek ve görenekler ile halkın sosyo-ekonomik durumu, okuma düzeyi belirleyici rol oynamaktadır.

Bu konular; birbirinin içine geçmiş olarak; diktatörlük, totalitarizm, otoriterizm, triumvira, Kayzer, Kisra, Sultan, şehir devletleri, teokrasi, demokrasi, iktidar, muhalefet, polis devleti, siyasi rekabet, üniter-federal devlet, bağımsız-konfederatif devlet, doğrudan(radika)-temsili-katılımcı demokrasi başlıkları altında birçok disiplin tarafından tartışılmaktadır. 

 

Avrupa'da Dönüşüm ve Yerel Yönetimler

Zaman içinde merkezi idare yasal olarak düzenlemeler yapmakta, yerel idarelerin yetki ve gelir kaynaklarını belirlemekte, yerleşme birimlerinin bağlantısını değiştirmektedir. Daha sonra İl, İlçe ve Belde Belediyelerini içeren, yeniden düzenleyen, daire varlıklarını devreden Büyük Şehir Yasası çıkarıldı. Yerel idareler, Avrupa Birliği(AB)ne giriş düzenlemeleri olan bu değişikliklere intibak etmek gayretindedirler.

Merkezi Avrupa'nın bazı devletleri Kömür Üretim Ortaklığını kurdular. Sonra bunu; Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) na, daha sonra da Avrupa Birliğine çevirdiler. Türkiye de bu sisteme uyum sağlamak istedi ve bu amaçla AET ile Gümrük Birliği Antlaşmasını imzaladı. Bu arada Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİK) ve buna bağlı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruldu. Bu Antlaşmalarda, üye devletlerin iç işlerinde, insan haklarının uygulamaları konusunda gözlem/teftiş hakkı tanındı, ekonomileri AB-ABD ekonomilerine entegre edildi, AB'ye namzet ülkelere maddi ve hukuki destek verildi. Bunun yanında iç mevzuatın AB Mevzuatına uyarlanması zorunlu kılındı. Güvenlik Konseyi Lüksemburg Kararlarından (1997) itibaren AB'ye Katılım Ortaklık Belgeleri aralıklı olarak gözden geçirilmekte ve yeniden düzenlenmektedir.

NATO artık Sovyetlere karşı Batının askeri gücü olmaktan çıktı ve Globalizmin, neo-liberalizmin askeri oldu.

 

* Not: Bu yazıyı Çetin Yiğenoğlu'nun yazdığı "Küçük Amerika 1-3 (Başkan ve Kumpas yayınlandı, İncirlik Üssü'nü konu alacak kitap tamamlanma aşamasında) adlı kitaplarındaki konuları tartışmağa bir başlangıç/giriş olsun diye yazdım.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.