Değişen Batı Öykünmeciliği ve Neo-Aydınlarımız!

Aziz Terzi

08 Mayıs 2015 Cuma 06:03

 

Bu topraklarda batı öykünmeciliğinin tarihi bayağı eskilere dayanır. Fakat son dönem de bu değirmene su taşıyanların formlarında değişiklik gözle görülür bir hale geldi. Birinci dünya savaşından önce bu topraklarda batının zehirli oklarıyla düşün dünyası dumura uğramış belli bir zümreden bahsederken ki bu zümre sömürgeci kâfirlerin kendi özel misyonerlik faaliyetlerinin yapıldığı okullarda yetişen zümredir. Birinci dünya savaşından sonra ise işgal ettikleri veya sahte bağımsızlık günleri hediye ettikleri ülkelere dayattıkları batı felsefesine dayanan, batı hadaratını ve batılı özel mefhumları içeren batı tarzı eğitim müfredatları ile yetiştirilen nesillerde ise artık batının zehirli oklarından nasibini almayan neredeyse kalmadı gibi. Müslümanların bu süreç boyunca tabi ki belirli refleksleri oldu.  Yapılan uygulamalara İslami duygularla karşı koydular. Fakat batı tarzı eğitimi dayatanlar, bu dayatmayı demir yumrukla yaptıkları için Müslümanlar bu süreçten büyük yaralar alarak ayrıldılar. Bana sorarsanız aldıkları en büyük yara ise bu dayatmaları kabullenmeleri olmuştur.

Buradan devam edecek olursak bu konu çok su görür. Ben en iyisi şu batı öykünmecilerini irdelemeye devam edeyim. İlk dönem batı öykünmecilerinin yetiştiği fikri zemin üzerinde biraz durayım. Böyle bir topraktan nasıl meyve çıkar, onu da siz düşünün… Batı şahsiyeti bizim kendisiyle kültürleneceğimiz kaynak haline getirildi. Rol modelimiz batı medeniyetinin yetiştirdiği şahsiyet oldu. Yani şöyle anlayabilir siniz; iyi insan, medeni insan, kalkınmış insan yani iyi olan her ne var ise batı ve batılı değerlerden ortaya çıkıyordu. İlk dönem batı öykünmecileri ise kendilerini batılı insana ne kadar yaklaştırırlarsa o kadar haz duyuyorlardı. Çünkü onlar için tarih; batı tarihi, kalkınma; batılı kalkınma olarak algılanır oldu. Batının bizim toplumumuza yaptığı en büyük darbe ise Batılı düşünüşün mihengi olan seküler / laik anlayışı dayatması ve kabul ettirmesi olmuştur. Artık iş öyle bir hal aldı ki bizim eğitim müfredatlarımıza en ufak bir noktası dışarıda kalmayacak şekilde batı felsefe ve düşün değerleri egemen oldu. İşin hangi boyutlarda olduğunun anlaşılması için aktarayım; bu batı öykünmecileri kendi dinimiz olan İslam’a bile batılı kafayla yaklaştı.

Böyle bir eğitim müfredatında yetişen akıl, Batı kültürünün gönüllü öğrencisi, Batı ve değerlerine övgüler düzen, çömez bir âşık gibi hareket eder hale gelmiştir. Bu ilk dönem batı öykünmecileri batılı değerlere uygun bir hayat yaşamaya çalıştılar, ihlâsla! Batılı değerlere bağlandılar. İslami kültürü ve İslami kavramları kerih gördüler. Batılı bir kimsenin İslam ve İslami kültüre beslediği düşmanlık gibi amansız bir düşmanlık beslediler.

Yakın tarihimiz bu örneklerle dolu, bilmem anlatabiliyor muyum?

İşte bu ilk dönem batı öykünmecilerinin karşına çıkan kültürlü Müslümanların tavrı da incelenmeye değerdir. Onlar İslami nassları batılı mefhumlar ile bağdaşacak şekilde tevil etme yolunu seçtiler. Onlar böyle yapmakla İslami değer, fikir ve mefhumları savunduklarını düşündüler.  Fakat bu yol İslam’ın savunulmasından çok batıyı ve değerlerini biz Müslümanların gözünde meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramadı.

Şimdi size ilk dönem batı öykünmecilerinin karşısına çıkan kültürlü Müslümanların neo-aydın tarzından bahsetmek istiyorum. Bu aktaracağım akıl ise batılı değerler ile İslamı bağdaştıran ve böylece Batıyı ve onun felsefesini meşrulaştıran anlayışı daha da geliştirmiş. Bizzat batı düşün dünyasının ürettiği fikir ve kurumları Müslüman dünyasına taşıyan, bunu yaparken de İslamı savunduğunu zehabına sahip aydın! tipi bunlar. Kavramlarla oynuyorlar. Faize düşmanca bir duruş sergiliyor gibi yapıyorlar, hemen ardından kullanılan kredi miktarının bilmem kaç kat artmasını bir başarı gibi sunuyorlar. Karşısındaki Müslümanların, kredi ile faiz arasında hiçbir bağlantı olmadığına inanacak kadar saf olduklarını düşünüyorlar. Kapitalist demokrasinin, Sünnetullah olduğunu söyleyecek kadar ileri giden fakat bunda dahi bir beis görmeyen neo-aydın bunlar. Öyle bir haleti ruhiye ki, kendilerini çok güçlü zannediyorlar. Neden mi böyle söylüyorum, İslam’ın temel kavramlarını ters düz edeceksin, sonra pişkinliğin alasını yapacaksın. Bunun adı güç zehirlenmesidir.

Son söz; değişen batı öykünmeciliğinin ana damarı şudur; batıya karşı mücadele ettiğini söyleyeceksin sonra da lisanı halinle, lisanı dilinle, lisanı aklınla ve lisanı kalbinle yaşasın demokrasi, yaşasın kapitalizm diyeceksin.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Aziz Terzi

m.azizterzi@gmail.com

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.