Türkiye Halkına Kumpas (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

18 Mayıs 2015 Pazartesi 05:00

Çetin Yiğenoğlu: “Kumpas” 

Bu konudaki sorunlara ilgi duyan ve uzun süre okumalar yapan, mesleğinden ötürü olaylara tanık olan, bu konuda arşivi bulunan yazar, gazeteci Çetin Yiğenoğlu, "Küçük Amerika" adıyla bir "üçleme"nin iki kitabını yayınladı (Başkan, Kumpas)."Başkan" kitabı Yerel Yönetimi anlatıyor ve tarafımızdan bir değerlendirme yazısı yayınlandı.

Çetin Yiğenoğlu; üzerinde birçok akademik çalışmanın ve yayınların yapıldığı bir konuda, gazeteci tekniği ile bir çalışma yayınlamıştır (Kumpas). Bu çalışmanın her bölümü, ayrı bir akademik çalışma sahasıdır. Bu konu, disiplinler arası bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Konu çeşitli ve yaygın olduğu kadar da bir bütündür. Bu çalışma; Türkiye'nin son 50 yılını içine almakta; siyasal rejimi, yasama, yargı ve yürütme erklerini, ekonomiyi, iç ve dış siyaseti, devlet planlamasını, idari sistemin değişmesini, dış ittifakları, ulusal ve bölgesel kalkınma ve sanayileşmeyi irdelemektedir. Bunun yanında; kalkınma stratejilerini, kalkınma ajanslarını, Bölgelerin gelişmişlik düzeylerinin İstatistikî olarak gruplandırılmasını, sivilleşmeyi, sosyal yardımlaşmayı, gelir düzeylerinin saptanmasını, Yönetişimi, Gündem-21 sürecini, küresel yönetim ve ekonomik ağları, iletişimi, ARGE çalışmalarını, ulaşımı, tarımı, çevreyi, insan haklarını, kadın eşitliğini vb hususları içermektedir.

Çetin Yiğenoğlu; ‎bu kadar çeşitli konuları‎, istatistikleri, rapor‏-‏bildiri ve açıklamaları, yani‏ bunca ‏‎"‎bilgi‎"‎yi ‏aktarmak için mesleğinin hünerini kullanarak arabaşlıklarla ‏‎"‎ilgi‎" uyandırarak‏ ‏okutmaktadır. Kitap, ‎sanki bir gazetedir: ‎Adı‎, sayfaları, sütunları, köşeleri, fotoğrafları‏, ‏konukları,‎‏ ‏gözlem ve yorumları var‎. ‎Bunlar sayfalara‎, ‎bölümlere dağıtılmış‎. ‎Sorulana cevap vermek için okumak zorunlu olmaktadır‎. ‎Kitap yoğun içeriklidir‎. ‎Büyük‏ ve bir de kuru lokma zor yutulduğu gibi, ‎özleşmiş metni‎ ‎anlamak da güç olduğundan açıklamak ‏gerekli olmaktadır‎.‎‏ Aslında konuları birkaç kitap hacmindedir.

Kendi payıma kitabı birkaç defa tam okudum‎, ‎notlar aldım‎, ‎kayıtlar düştüm ve ‏tamamlayıcı‎/‎açıklayıcı olacak şekilde bir kaynak taraması ve derlemesi de yaptım‎. ‎Bu vitrin tetkiki ‏ile "Kumpas" seçiminin isabetine de inandım‎. ‎Bunca bilgi‎,‎ sayı‎, ‎alıntı‎, ‎aktarma ve ‏yorum‎/‎değerlendirmeye karşın tekrarın olmayışı şayanı takdirdir‎. ‎Kitap bir ansiklopedi gibidir‎, ‎çeşitli ‏konuları içermektedir‎.‎ Yazarı kutluyorum‎. ‎Gelecek ‏‎"‎İncirlik‎" ‎merkezli kitabı bekliyorum‎.‎

Çetin Yiğenoğlu'nun yazdığı ‏‎"‎Küçük Amerika Üçlemesi‎"‎nin birinci kitabı olan ‏‎"‎Başkan‎"‎da Yerel Yönetim‎, ‎Yerel kaynakların kullanılması‎,‎Yerel Demokrasi incelenmiştir‎."‎Kumpas‎"‎ta Ulusal Yönetim ve Kalkınma‎, ‎İdari ‏Düzenleme‎, ‎iç‎-‎dış bağlantılar‎, ‎Özelleştirme konu olmuştur‎. Son kitapta sanırım,"‎Küresel‎ ‎Emperyal yönetim ‏ve Türkiye'deki yansıması konu olacaktır‎. ‎

"Kumpas", kapsadığı zaman aralığı‎, ‎konuları itibariyle iddialı bir çalışmadır‎, yazarı ‎kutluyorum‎, ‎okunup değerlendirilmesini diliyorum‎.‎

Kitabın adı: “Kumpas”

 Kumpas , ,  sözcüğü birçok anlama gelmektedir:

1. Önce kumpas; hareketli dört kolun bir cetvel üzerinde kaydırılarak yapılan bir ölçüm aletidir. Nesne, kollar arasına alınarak veya kollar, nesne içine konularak, hassas bir ölçme yapılmaktadır.

2. Matbaacılıkta Dizicilerin harfleri satır durumuna getirirken içine yerleştirdikleri ayarlanabilir demir yuva.

3. Bir kimseyi tuzağa düşürecek gizli bir iş düzenlemek. Bu ifadelerin konumuzla bir ilişkisi yoktur.

4. Hile, düzen

5. Gizli bir iş, düzen hazırlamak

6. Mecaz/deyim olarak: Kumpas kurmak, kumpasa almak, kumpasa düşmek.

Kumpas'a yakın sözcükler:

 1-Tuzak:  a- isim Kuş veya yaban hayvanlarını yakalamaya yarayan araç veya düzenek. b- Deyim: Birini güç ve tehlikeli bir duruma düşürmek için kurulan düzen, komplo. Deyim: Tuzak kurmak, tuzağa düşmek.

2- Komplo : a-Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, gizli düzen. b-Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan. c-Tuzak.Deyim: Komplo kurmak, komploya düşmek, komplo teorileri.

Anlaşıldığı üzere; kumpas, komplo, tuzak sözcüklerinde olayın-kurgunun gizli olası, muhatabın bundan haberdar olmayışı, bilgisinin yetmeyişi ve kandırılması vardır. Oysaki Kitabın konusu, muhatap olan devletler tarafından bilinmekte ve birlikte, danışarak düzenleme yapılmaktadır. Türkiye, süreç içinde kurduğu ilişkiyi bilmekte ve menfaatini koruyacak şekilde müdahil olmakta ve varılan ortak kararlar için kendi iç mevzuatında düzenleme yapmaktadır. Dolayısıyla tek başına “kumpas” sözcüğü, kitabın içeriğini yansıtmağa yetmiyor ve bir açıklamayı gerekli kılıyor. Beklenen genel kural, ismin içeriği çağrıştırmasıdır.

Türkiye'de uzun süreç boyunca, Batı ile varılan antlaşmalar gereğince konu sadece sosyal iyileşme, insan hakları ve demokratikleşme boyutuyla dile getirildi. AB üyeliğinin getirdiği ekonomik vecibeler, verilen tavizler/tahsisler, sağlanan menfaatler gözden kaçırıldı. Ayrıca hayati bir önem taşıyan bu konu, kamuoyunda layıkıyla tartışılmadı, bilinmedi ve bekli de saklandı. Sonuç olarak Türkiye halkı, bu konulardan habersiz kaldı.

İşte bu noktadan bence kitap adını şöylece tamamlayacak: “Türkiye Halkına Kumpas”.

Kitaba isim babalığı bir hal oldu ama sonuçta bir tekliftir, takdir yazarındır.

*

Kitabın genel içeriğini, çalışmanın kapsamı ve önemini, üslubunu belirtmek için bazı alıntı ve aktarmalar zorunlu olmaktadır:

Gündem-21, başlangıç noktasıdır. Bunun süreci ve evrilmesi anlatılmaktadır. Doğu Akdeniz ve özellikle İskenderun Körfezi-Dörtyol-Ceyhan sahilini tetkik eden bir grup iç-dış sermayedar kararını vermiştir. Ceyhan Enerji Bölgesi olacaktır. Bu kararın Yöredeki etkileri, arazilerin tahsisi, kamulaştırma, mülkiyetin el değiştirmesi, plan ve projeler anlatılmaktadır. Çukurova-Adana, tarihi, coğrafyası, arkeolojisi, sahil, tarım, kentleri anlatılmaktadır. Bitki örtüsü ayrıntılı olarak belirtilmiş, bir de faunası olsaydı diyecek kalmayacaktı. Bölgedeki Osmanlı “ikda sistemi” anlatılmaktadır. Sosyal yapı betimlenmiştir.

“Topla, tüfekle teslim alınamayan bu ülke, emperyal merkezlerde kurgulanan tuzak planlarıyla, “teması sinsi senaryolar”la işgal edilerek “tam bağımlı” duruma getirildi.(s.227)”

Bu konular arasında, küresel ve ulusal konular da irdelenmektedir. Emperyalın Sevr Antlaşmasından sonra yeni düzenekler içinde olduğuna işaretle, mikro milliyetçiliklerin teşviki dile getirilmektedir. Bölgede yapılmış gen çalışmalarına dikkat çekilmektedir.

Emperyal elinde “Kürt kartı”

Kitapta, "Kürt Sorunu" ve sonuçları ile Suriye’deki içsavaş değerlendilmiştir. Kürt göçmen nüfusun yerleştirilme mekânlarına dikkat çekilerek, Türkiye-Suriye sınırı boyunca bir “Kürt Koridoru”nun açıldığına dikkat çekilmektedir.

12 Eylül 1980 Darbesi mezaliminin Kürtlere yaptığını yazar şöylece dile getirmektedir:

“12 Eylül sürecinde, insanları yurtlarına, halkına, devletine düşman etmek için çok şey yapıldı… Bir Diyarbakır Cezaevi cehennemi yaratıldı… İnsanlara dışkı yedirildi… Ormanlar, meralar, köyler yakıldı… Köylere baskınlar yapıldı… Katiller PKK kılıklıydı… Bunlar, kontrgerillaydı, gladyo idi. Bunun yanı sıra silahlı eğitimden geçirilmiş PKK’lılar da kanlı eylemlere başladı. Gerçekte, o kanlı eylemleri düzenleyenlerin ne kadar PKK’lı olduklarını ya da olmadıklarını hiç kimse hiçbir zaman öğrenemeyecekti… Bize göre en doğru yanıt şuydu:

“O vahşet ortamını yaratanları, o babanın kızına çökenleri de hepsi gladyoydu, kontrgerillaydı… Yaptıkları her şey planlı despotizmle yaratılmak istenen yapıyla ilgiliydi…

“Bu çalışma yayına hazırlandığı sıra bir eski genelkurmay başkanı, -hapis yatarak biraz da bedel ödemiş- hapiste hidayete ermiş olmalı ki, otuz beş yıl sonra 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevinde yapılanları“yanlış bulduğunu” söylemiş. “Vatandaş Türkçe konuş! Türkçe konuş, çok konuş!” Ne gereği varsa… Bu halkın hiçbir zaman dil sorunu olmadı ki… Konuşmayana dışkı… Dışkıya dayanamayıp 32 dişini çektiren bir Kürt soylusu Demirtaş Ceyhun’un öykü kahramanı… Sonuçta, insanları isyan ettiren faşizan baskılarla radikalleştirilen Kürtlerin, -Kürt ulusalcılığını aşarak- ırkçı milliyetçi noktaya evrilmesi sağlandı.(s.45)”

 “Bilindiği gibi etnik kimlik bireysel tercih konusudur; “Ben Japonum” dediğiniz anda artık siz bir Japon’sunuz. Dolayısıyla bölge halkı “Arapım”diyorsa Arap, “Türküm” diyorsa Türk, “Kürtüm” diyorsa Kürt’tür… Bu konuyu kaşımak insanlık ayıbı!(s.64)”

“24 Ocak ekonomik kararlarının getirdiği 12 Eylül halkın üzerinden buldozer gibi geçerken büyük hedefi Güneydoğu’ydu, Kürtlerdi… Diyarbakır cezaevi cehenneminde yaşanılanlar unutulacak türden değil… Kimin kim olduğu, kimin elinin cebimizde olduğunun belli olmadığı günlerde yaşandı köy baskınları… Her gün bir köy basılıyor, onlarca insan katlediliyordu… Evler yakılıyor, insanlar ata-dede yurtlarını terk ediyorlardı.

“Yer yarılıp yerin yedi kat dibinde yiten o zalimler, PKK giysili gladyo katilleri cezaevlerinde, köylerde insanlık dışı işkenceler yaptı Kürt kökenli insanlara… Bu baskılar, Kürtleri radikalleştirdi, ırkçı Kürt milliyetçiliğini besledi. Sonrasında gelen göçlerin Güneydoğuda tarımı, küçükbaş hayvancılığı bitirmeye dönük olduğu tartışılmadı bile… Birkaç cılız demeç önalıcı olmadı. Söz konusu vahşet karşısında köylerde yaşayan yoksul halkın göçmesi sonucu (TÜRKONFED’in karşı olduğu) geçimlik tarım işletmeleri kapatıldı, küçükbaş hayvancılık bitirildi.(s. 287)”

Nusayrilik: Yazarın daha önce de hakkında yayın yaptığı bir konudur. Çukurova tarihindeki Luvi’lerden başlayarak konuyu tartışmakta, tarif, yorum ve önerilerde bulunmakta, inançlara saygılı ve eşit vatandaşlar olarak birlikte yaşamanın gerektiğine işaret etmektedir.

TÜRKONFED’in yaptığı Gelir Dağılımı Risk/tuzak sınırları esas alınarak sınıflandırılmıştır. Buna göre gelir diliminde uzun süre kalmak “risk faktörü” olarak değerlendirilmiştir.

(Devam edecek)

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.