“Kürt Sorunu” öncesi: Kürt Sorunu, Cumhuriyetin kuruluşundan beri devam etmektedir ve Osmanlıdan tevarüs etmiştir. Türkiyenin Müslüman halkları birlikte Milli Mücadeleyi yürütmüş, Çanakkale'de, Sakarya'da şehit düşmüş, iç isyanları birlikte bastırmıştır. Kürtler, Suriye ve Irakta Fransız ve İngilizlere karşı çarpışmış, Urfa ve Antebi kurtarmış, Kars ve Erzurum savaşlarına katılmıştır. Erzurum ve Sivas Kongreleri Kürt coğrafyasında yapılmıştır. Sonuçta Cumhuriyet ilan edilmiştir. Hepimize kutlu olsun. Saltanat ve Hilafet kaldırılmıştır. Asker kaçaklarına karşı "Hıyaneti Vataniye Kanunu" çıkarılmıştır.
Bu döneme kadar 1921 Anayasası yürürlüktedir ve "Âdem-i Merkeziyet" esasında bir yönetim sürdürülmektedir. Ağa-Bey-Eşraf-Esnaf-köylü-rençber, tüm Reaye yekvücut olmuştur. Millet, İslam milletidir, devlet İslam hukuku üzerinde(aslında İslami+Avrupai) durmaktadır.
Sorun oluşuyor: Asker-Bürokrat ve İttihatçı-Türkçü öncü grup "modern milliyet" kavramı üzerinden yeni bir devlet inşa etmek kararındadır. İşte bu noktada bütünlüğü korumak bakımından milliyet ve Türkçülük müteradif olarak kullanıldı. "Evet, millet ama Türk milleti" denildi. İslami bağlayan/bağdaşan milliyet kavramı, kavmi-kültürel anlamda/maksatta kullanıldı. Bu durum reaksiyon uyandırdı. Kemal Paşa bu nedenle; "bu devlet sadece Türklerin, Kürtlerin, Çerkezlerin değildir. Bu devlet hepimizindir. Bu devleti kuran Türkiye halkına Türk Milleti denilir" demiştir.
Bu, bir ulus-devletin ideolojisidir ve dönem kuruluş aşamasıdır. Lozan Antlaşmasıyla sınırlar tam güvenceye ve tanınmış Türkiye Devleti olarak tarih sahnesine çıktıktan sonra, içte muhtemel sorun odakları tesbitle bunlara karşı politikalar uygulandı. Türkiye toplumu Türk kavim ve kültürünün potasına konularak/hapsedilerek şekillendirilmeğe başlandı. Bu inkar ve imha politikasına karşı büyük grup olan Kürtler direndiler, kırıldılar ama bitmedi. 30 senedir, NATOnun ikinci büyük gücü, Nato imkânlarıyla askeri olarak sonuç alamadı. +0 bin kadar insanımız öldü.
Kürt Sorununda ateş sönmemiştir. Üstelik Irak ve Suriye'deki çatışmalar, gelişmeler, İranda devam eden direniş ile Kürt Sorunu çok aktörlü, çok faktörlü, bir Ortadoğu Sorunu olarak önümüzdedir. Kaçsan da sorun bırakmaz."Yok dersen artık "yok" olmaz. Öyle ise anlaşmak, çözmek gereklidir.
Devletle Kürt gerillalarının çatışmaları, savaşları oldu. Ama hamd olsun toplumlar katında bir Türk-Kürt Çatışması yaşanmadı. Ne var ki, Doğudan zorla göçertilenler, Batıda bazı yerleşim birimlerine kabul edilmedi. Gruplar, kafilelerin önüne çıkarak bunların varoşlara yerleşmesine izin vermedi, ortada bırakıldılar. Sonra davetler oldu ve yerleşildi. Giderek artan cenaze gelişleri, iki toplumu da gerdi. Eski sakinlik yok ve parlama da yok. Öyle görünüyor ki artık bardak dolmuştur. Kimsenin zorlamaya hakkı olmasa gerektir. Ne oluyorsa fakir-fukaraya oluyor, zengin ve zadegân bir yolunu bulup kaçıyor, askerlik kanunları değişiyor, ikide bir paralı askerlik gündemde yerini alıyor."Alavere dalevere, Kürt Memet nöbete".Vatandaş bunu görüyor ve biliyor.
Olaylar dizini: PKK'nın varlığı, dağda kalmak, ölmek ve öldürmek, Kürt siyasal örgütlenmesi, Partileşme, bağımsız ve bir parti üyesi olarak seçimlere katılmak, TBMM'DE grup kurmak, dokunulmazlıklar kaldırılarak Meclis Kürsüsünden zindana götürülmek, isim değiştirerek tekrar gelmek, örgütlenmenin tama yakınını ceza ve infaz evlerine tıkmak, cezaevlerinde binlerce siyasi mahkûmu hapis/mahrum tutmak, operasyonlar, köy baskını ve köy yakmalar, mecburi sürgün, ucu/sonu belirsiz göç, binlerce şehit, yaralı ve sakat, kitap ve türkü yasaklamalar, anadil konuşmayı suç sayıp cezalandırmak, ekonomik ve siyasal, hukuksal baskı, özel mahkemeler, intihar eylemleri, verilmiş ve inkâr edilmiş sözler, yazışmalar ve Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkması, Roma-Atina-Moskova-Kenya'da Türkiye'ye verilmesi, özel mahkemenin kurulması, yargılanması, idama mahkûmiyeti, İdam hükmünün yasadan çıkarılması, idam hükmünün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmesi, cezanın İmralı adasında infazı, Oslo görüşmeleri, Akil İnsanlar ve daha neler. Bunların hepsi yaşandı.
Bu uzun bir süreçtir. Burada bir kanıya varmak için bazı konu başlıkları belirtilmiştir.
Bu anlatılanlar, binyıldır birlikte yaşayan, aynı devleti birlikte kuran halklara ve bunların iktidarda olanlarına yakışmadı. Bu bir hata ve zorlama idi. Toplum, din, vicdan ve insan bunu kabul etmedi. Öldü ve direndi, devam ediyor. Teslim olmuş /alınmış kimse yoktur. Ama ortada bir sorun var. Bunu müzakere ile çözmek gerektir.
Ama artık yeter, édi bes e.
Kürt Hareketi, fikir kabuk değiştirerek Türkiye'den ayrı değil, bilakis Türkiye ile birlikte yaşamak ve Devlet sınırlarına sadık kalmak için uzun çaba gösterdi. Hava bulutlu denince birilerinin aklına hep "ördek" geldi. Daha hala da bu şüphe vardır. Ama artık bundan rant/oy devşirilmektedir.
Kürt siyaseti bu direnci kırdı. Son Partileşmesi Halkların Demokratik Partisi(HDP), Türkiye çapında örgütlendi ve tüm illerde 550 Milletvekili ile 07 Haziran 2015 Genel Seçimlerine girmektedir. Bu basit bir olay değildir. Kendisince bir siyaset, hedef kitle ve yönetim için ilkeler tespit etmiş ve cesaretle kendisini topluma tanıtmağa gayret etmektedir. Başarıyor. Önce gözlendi, sonra izlendi, engellendi, korkutuluyor, çalışanlar dövülüp bıçaklanıyor, Genel Merkez kurşunlanıyor, ama önü alınamıyor. Bu defa Bombalamalarla öldürmek devreye giriyor. Deniyor ki bunların hepsi nafile. Ölmek var, dönmek yok. Öyle ise demokrasi ve özgürlük; ama hepimiz için eşitlik ve katılım. Barış içinde müreffeh bir Türkiye. Herkes kendi dili, dini ve kültürüyle, bir devlet, bir eşit halk ve bir bayrak, hantallaşan ve temsili demokrasi diye otoriterleşen Merkezi Yönetim yerine, Yerel Demokratik Yönetim, istenmektedir. Amaç bu.
Yapılan yanlışlıklar, sorulacak hesap birilerini felaket korkutuyor. Bunun için hile-hurda ne varsa Allah'ına kadar dayanıyor."Olsun da sadece benim olsun. Karpuz benim, çekirdek sizin olsun. Herşey benimle ve benim için olsun".Güç ve servet sarhoşluğu yaman bir şeydir. vesselam. Bunun için sadarette olanların iki kaftanı vardır: Biri bayramlık, diğeri idamlık. İdam edilen Sadrazamların mirası yoktur, bütün varı Hazineye/Sultana kalmaktadır.
İyi güzel de elin oğlu soruyor işte: “Bırak a be! Bu kadarı da fazla?.. Hadi sen de..."
Meydandaki Cumhurbaşkanı: Meydan siyaset meydanı ve miting meydanı. Sayı Cumhurbaşkanı her zaman burda. Meydan olmazsa Saraydaki salonlarda dinleyenlere/davetlilere hitap var. 1980 sonrası, Siyasi Partiler kanunu ile Meclis Grup toplantıları, bir müzakere, hesaplaşma ve eğitim yeri olmaktan çıktı. Mebuslar, gündemle ilgilenmez oldu, "tek adam" konuşması, idaresi esas oldu, emir-komuta zinciri oluştu. Asker yapınca Darbe oldu, sivil giyimliler aynı işi yapınca demokrasi oldu. Saddam'ın, Esad'ın, Kenan Evrenin, Korenin, Mısırın seçimleri de "tek adamı" onaylıyordu.
Şimdi, Mısırda Müslüman Kardeşlerin seçilmiş Devlet Başkanı Mursi için idam kararı verilmiş. Cumhurbaşkanı RT Erdoğan, Başbakan, karşı çıkıyor ve dünyaya seslenip engel olunmasını istiyorlar. Adnan Menderes'in idamı çağrışım yapıyor: “Seçilmişler idam edilemez”.
Sonra, Erdoğan'ın danışmanları ve himayeye erenleri; sadakat ve "aşk"ını ilan etmeğe başladılar. Bir diğeri, Tv’den "benim kurşunlarım bitinceye kadar kimse Recep Tayip Erdoğan'a bir şey yapamaz” diyor. Bu söylenenleri önemsiz ve gereksiz görüyorum. Çünkü Devlet Başkanı bunların korumasına muhtaç kalmamıştır. Ama bununla bir şey yapılmak/söylenmek isteniyor, yani bir “mağduriyet” yaratılıyor.
Ama bir şeyi de gözardı etmemek lazım. Bu söylem, bu korku ve bu yarış, bu telaş neden? Muhalefet Partileri, hep birlikte, yapılanların (siyasi, ekonomik) hesabının sorulacağını ilan ediyorlar. Yoksa?...