Ya düşüm gerçekleşirse!

Sedat MEMİLİ

29 Mayıs 2015 Cuma 06:00

“Başarının anlamını yıllarca düşündüm. Bir sonuca ulaşamadım. Benim elde etmekle başarı saydığım şeyler, bir başkası için hiçbir anlam ifade etmedi. Ya da tersi... İnsanların uğruna yaşamlarını verdiği değerler benim için basit kaldı.

Adana’da bir esnaf tanırım. Bir köşede kendi yaptığı tatlıları satardı. İstikrar ve iradenin canlı bir örneği olarak yıllarca aynı köşede aynı işi yaptı. Kendine ait ilkeleri ve disiplini olan bir insandı.

Çocuklarına iyi bir eğitim aldırdı. Hatta çocuklarının ikisi doktor oldu.

Doktorların verdiği bir resepsiyona, çocuklar babalarını da davet ettiler. Baba bu davete gider. Ama yılların esnafı, sadece temiz ama takım olmayan bir kıyafetle gider. Resepsiyonda, küçümsendiğini hisseder. Herkes modaya uygun giyinmiş, cicili bicili, pırıl pırıl. Ama bizim esnaf halkımızdan biri.

Rahatsız olur. Üzülür. Resepsiyonu erken terk eder.

Kendisi de karşılık olarak bir ziyafet verir. Özellikle resepsiyonda gözüne kestirdiği bazı kişileri davet eder. Bu arada altından bir ayakkabı yaptırır ve onunla konuklarını karşılar. Gören herkes şaşırmıştır ama kimse bir anlam veremez; eylemi görgüsüzlük olarak nitelerler. Açılış konuşmasında bizim esnaf kalkar ve konuklarına bir konuşma yapar. Bir önceki resepsiyonda olanları anımsattıktan sonra:

“Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” der.

*

Bir çok insan yüreğinde bir put besler. İdealleri, beklentileri, sahip olmak istedikleri ya da nefret ettikleri… Bunlar birer puttur. Birçok insanın ortak putu da, servet sahibi olmaktır. Putun büyüklüğü ile ekonomik durum ters orantılıdır. Fakirlik ne kadar şiddetliyse put o denli büyük ve erişilmezdir.

Servet sahibi olmak isteyenlerin birçoğu, bütün ruh ve düşüncelerini “servet sahibi” olmaya adamışlardır; ama bu serveti nasıl kontrol edebileceklerine dair bir plan ve programları yoktur.

Ne kadar programları yoksa o kadar hayalleri vardır.

Plan ve program hayallerin mezarı, umutların ise doğum yeridir.

1980’li yıllarda “1 milyar TL” ikramiye kazanan kişinin yaşamı şimdi çok az insanın ilgi alanındadır. Hatta devamını getireyim son 20 yıldır, en büyük ikramiyeyi kazananların yaşam öykülerini kendi ağızlarından dinleyip yazmayı çok arzu ederdim.

Hayalleriyle avundukları mütevazı yaşamları ile servete kavuştuktan sonraki yaşamları arasındaki fark nedir? Nasıl olmuştur? Yaşamlarında ne gibi değişiklikler meydana gelmiştir. Kulaktan duyulan öykülerin birçoğunda büyük bir yıkımla karşı karşıya oldukları anlatılmaktadır. Başkalarının anlattığı önemli değil; yaşadıkları ekonomik, sosyal ve ruhsal değişimi kendi ağızlarından dinlemek ilginç olacaktır.

Evet bu putu besleriz. Peki bu put ile ilişkilerimiz ne olacak. Anımsıyorum, bir trilyondan fazla ikramiye kazanmış kişiye soruyorlar : “Bu parayı ne yapacaksın?”  Adam, köyde bir torna atölyesi var, ata arabalarının çemberini yapar ya da birkaç nal yaparak geçimini sağlayan biri. Soruya yanıt verirken parayı öylesine küçümseyen bir ifade ile : “Ya bu para neye yeter ki, dükkânımı tamir bile edemez.”

Adamın zihninde “trilyon”la ilgili bir boyut yok. O adamı öyle izlerken, darağacına götürülen bir kurban geçti aklımdan.

Bu adam düşünsel ve zihinsel altyapısı ile ancak ve ancak içindeki putun kölesi olur.

Servetleri yıkıcı yapan, onun kölesi olmamızdır; yapıcı yapan ise ona efendi olmamızdır. Ona efendi olabilmek için de bilginin bilince, duygunun duyarlılığa dönüşmesi gerek.

Hep düş kurarız. Düşlerimizle çok mutluyuz. Ancak tanrı, birçok insanı düşlerine kavuşmaktan korusun.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.