Emperyalist Siyasetler (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

04 Haziran 2015 Perşembe 06:00

Emperyalizm-Sömürgecilik      

“Emperyal” sözcüğü Latince “imperium”dan gelmektedir, emretmek, buyurmak, hükmetmek anlamındadır. Devletler güçlenince “yayılma” hastalığına düşerler, çevrelerini işgal ve ilhak ederek genişlemek isterler. Zapt edilen yerlerdeki insanların tüm birikimlerine el koyar onu memleketine taşırlar. Bu şekilde unvanlar alır “kahraman, fatih” olurlar. Güçlü insanın fıtratında saldırganlık vardır, ne kadar eğitim görse de sonuçta gövdenin, kaba gücün verdiği bir güven vardır. Giderek “huy” şekline dönüşür, yenilir ama usanmaz, uslanmaz.”Yenik pehlivan güreşe doymaz”.

İlkel insandan bugünkü insana gelinceye kadar, güçlünün başka birinin emeğine, varına elkoyması devam etmektedir. İnsanlığın uygarlık düzeyine göre bunun yöntemleri gelişmiş ve çeşitlenmiştir, ama hep devam edegelmiştir.

Toplama-otlatma devresinden tarıma geçince, üretimin unsurları ve ilişkileri değişti:  Doğa, insan ve evcilleşmiş hayvan, tarım aletleri önem kazandı. Üretim tarzından, üretim ilişkileri gelişti. Üretim aletlerine sahip olmak sonucu belirler oldu. Toprak ve çalışacak işgücü olarak insan faktörü önemli rol aldı.

İşte bu dönemde, ihtiyaca göre üretilir ve tüketilirken, giderek bir ürün fazlası oluştu ve bunun ticareti gelişti. Tarıma dayalı ekonomik dönem ve ilişkiler “Merkantilizm” olarak isimlendirildi. Artı ürün ticareti ve buna bağlı sermaye birikimi oluştu. Buradan “manifaktur” dönemine geçildi. Tarım aletleri ve başka tüketim metasının üretimi “el işçiliğinin/tezgâhın” gelişmesini sağladı.” Atölyelerde, tezgâhlarda yapılan üretim, zamanla yerini sanayileşmeye, makine ve aksamının gelişmesi ile sanayiye dönüştü.

 

Merkantilizm-Manifaktur

İlkel sanayi döneminde, insan-kol gücü önemlidir, ama yetmedi. Bunun yanında su ve buhar, derken odun-kömür, elektrik ve sonra da reaktörler enerji kaynağı olarak devreye girdi.

Merkantilist dönemin Ticaret Burjuvazisi, giderek yerini Sanayi Burjuvazisine bıraktı. Üretim aletlerin-deki gelişme, üretim ilişkilerini etkiledi ve değiştirdi. Üretim aletlerine sahip olanlar sistemi belirler ve kâra sahip oldular. Böylece toplumda bedenen, fikren ve el hüneri ile çalışanlara karşın sermaye sahibi olan ve işveren bir sınıf oluştu (kapitalist-proleter). Bunların yanında kendi mülkünde, tüketimi kadar üretim yapan köylü sınıfı, ticaret yapanlar, adına atölye/tezgâh çalıştıranlar, ticaret yapanlar, askerler ve devlet işini yürütenler olarak sosyal ayrışma, tabakalaşma, sınıflaşma oluştu ve gelişti. Bu gruplar arasında rekabet ve çatışma eksik olmadı.

“Kapitalizmin merkantilist emperyalizm aşamasında en büyük tahribat Yeni Dünya denilen Amerika Kıtası’nın orta ve güney bölgeleriyle Afrika’nın batısında gerçekleşti. Fakat bu dönem sadece Amerika’nın Avrupalı ırkçılar tarafından Kızıl Derili denilen ilk halkların birikmiş hazinelerinin yağmalanması, uygarlıklarının tarih sahnesinden silinmesi, Afrikalı Siyahların avlanıp-köleleştirilerek altın ve gümüş madenlerinde ve tarımsal plantasyonlarda çalıştırılmak üzere Yeni Dünyaya taşınması, köle ticaretinden ibaret değildi.  Aynı zamanda Amerika’nın ilk halklarının jenoside tâbi tutulmasıydı. “Kolomb Amerikan adalarına ayak bastığında, kıtanın nüfusu yaklaşık 80 milyondu, 16. yüzyılın ortasında [60 yıl sonra] Amerika’da yaşayan nüfus 10 milyona inmişti”.

Devlet çarkını kim ele geçirirse, kendi yararına bir düzenleme yaptı. Etbetteki zengin sınıf daha kolay buna ulaştı. Önce Feodal Beyler-Ağalar, Merkezi Yönetimden pay aldılar, hak sahibi oldular, giderek sisteme sahip oldular ve devleti idare etile (Feodalizm). Merkantilist dönemde böyle oldu. Bu devirde; devletleri, toprakları işgal ve ilhak esas oldu. Böylece işleyecek toprak ve bunu işleyecek insan gücü ele geçirildi (Kolonyalizm). Zapt ettikleri bu geniş ve verimli toprakların halkını köleleştirerek, tarımı düzenleyerek kendi yararına çalıştırdılar. Kölelik düzeni bunun şartı oldu. Dönemin güçlü devletleri, başka devletlerin topraklarını işgal, talan ve haraçla yetinmediler. Aldıkları yerleri “Sömürge” ve halkına “köle” işlemi yaptılar.

Kolonyalizm-Feodalizm

“Merkantilist emperyalizm aşamasında sömürgeleştirilmiş bölgelerden taşınan zenginliğe dair çok sayıda veri bulunuyor ama sadece iki hatırlatma fikir edinmek için yeterlidir: “Hamilton, Latin Amerika’nın 1503 ve 1600 yılları arasındaki toplam altın ve gümüş ihracatının 500 milyon altın pezosu aştığını tahmin ediyordu; Colenbrander’e göre, Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın, Endonezya’dan sağladığı kâr paylarının, görevlilerin oradan gönderdikleri paraların ve gemilerle sevk edilen baharatın toplam değeri 1650-1780 dönemi için 600 milyon altın florine yükseliyordu. R.P. Rinchon’un hesaplamaları esas alınırsa, XVIII. yüzyılda Fransa’da zenci ticaretinden elde edilen kârlar [zencilerin çalıştırılmasının sağladığı ve birkaç milyarı bulan gelir hesaba katılmaksızın] aşağı yukarı yarım milyar livres-tournois’yı bulmuştu. Batı Hindistan zencilerinin Britanya’da çalıştırılmasından elde edilen gelirler 200-300 milyon sterline yükselmiştir.” 1750-1800 döneminde Britanya’nın, Hindistan’ın yağma edilmesinden sağladığı kârın 100-150 milyon altın sterlin olduğunu ileri sürmek mübalağa değildir. Toplam meblağ bir milyar sterlini aşıyor, yani bütün Avrupa’da 1800 yıllarına doğru buhar gücü ile işleyen sınaî işletmelerinin tümünün sermayesinden daha fazladır .”

Üretim unsurları malumdur: Doğa, işgücü ve sermaye, en önemlisi de müteşebbis bir kişi. Ancak bu dört unsur birlikte olduğu zaman ürün/meta olmaktadır. Ticaret Burjuvazisi sermaye birikimi yapmıştır(Kapital), sanayileşme ilerlemiş, beden gücünü satan işçi (proleter) sayısı şehirlerde artmıştır.

Üretim teknik ve aletlerindeki bu değişmeler, ticaretin artması, sermayenin oluşumu ve dağılımı; toplum yapısında da değişmelere neden olmuştur. Ticaret Burjuvazisi, Feodaliteyi yıkmış, merkantilist sistem yerine “kapitalist” sistemi geçerli kılmıştır. Artık tüccarın ve sanayicinin kâr isteği, piyasanın kuralları geçerlidir. Devlet bütün aygıtları ile Burjuvazinin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. İşgücü/işçiler yasalarla zapturapta alınmakta, greve karşı lokavt yapılmaktadır.

 

Burjuvazi-Kapitalist

Kapitalist Sistem, kendi ülkesinde egemen olduktan sora, Pazar ve hammadde kaynağı olarak tekrar sınırdışı ile ilgilendi. Seyahatler, keşif ve icatlar kapitalist için önemli olanaklar sergiledi. Dünyanın varlık/zenginlik durumu daha iyi değerlendirildi. Toplumların zenginlikleri ve ihtiyaçları belirlendi. Üretim artık Pazar ihtiyacına göre yapılır oldu, stok malların satışı için baskı yapıldı, yurt dışı ticari ortaklıklar ve giderek yatırımlar yapıldı.

Kapitalist Sistem, dünyaya egemen olmak için; siyaseten, ekonomik ve askeri bakımdan ortaklıklar oluşturdu, menfaat bölüşümü ile ortaklarını belirledi.

Bilindiği gibi Sanayileşme dönemiyle Fransız İhtilalı(1789) ve akabinde Sanayi Devrimleri (1828,1848) gelişti, siyasal rejimler ve muktedirler, devletlerin rolleri ve hegemonya sahaları da değişti.

İşte bu dönemde Burjuva Krizine çare olarak Marx ve Engels ortaya çıktı ve Komünist Manifesto  yayınlandı. Proletaryanın üretim araçlarına elkoyması, devleti devralması, “yârin yanağından gayrı” her şeyi kamulaştırması, devlet çarkının proletaryanın tercihlerine göre dönmesi istendi.

Sanayi Devrimleri-Komünist Devrim

 Sanayileşmenin durumuna göre Avrupa’da Komünist Devrim beklenirken Rusya’da gerçekleşti (1917) ve devlet Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adını aldı. ”Halkların kaderlerini tayin hakkı”na rağmen üye devletler, Merkezi Planlama gereğince birer Peyk Devlet durumuna getirildi. Lenin, Stalin,(Troçki, Bakunin), vb birçok lider devrimi gerçekleştirip yönettiler. Çin’de Mao Zedung bunu izledi ve Çin Komünist oldu. Rusya birçok sıkıntılarla Komünist Sistemi uyguladı, gelişmeler oldu. Dünya kutuplaştı (Demir Perde).Sistem ancak bir asra yakın dayandı ve sonunda yıkıldı(1991).Kalıntıları ve tartışması devam etmektedir.

Marx ve Engelsin Komünist teorisi, dünya siyasetini, bilim dünyasını derinden etkilemiş ve kazanımlar sağlamıştır. Değişen koşullara uyum yapılamadığından, çözüm getiren teoriler geliştirilmediğinden sistem kısır kalmıştır.

Evet, dünya dönmektedir.

 

Emperyalizm

Emperyalizm , daha çok sol cenahta tartışılmaktadır , . Kapitalist-Komünist Bloklar bulundukları tam zıt noktalardan koptular, dilleri ve tutumları değişti.”Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” kapitalist slogan tarihe karıştı. Bunun yanında özel teşebbüsü hırsızlık sayan komünist görüş de değişti, şimdi ortaklık noktasına geldi. Kapitalist sosyalleşmeğe ve komünist özelleşmeğe başladı. Sonuçta bu sistemlerin amacı, insanı güven ve refah içinde, insana yaraşır yaşam koşullarında yaşatmaktır. Bu birbirine zıt her iki sistemin, birbirlerini tamamlayan ve ortaya makul bir sistem çıkmasını sağlayan önerileri de vardır. Bu geçiş kanallarını açık tutarak basınç düşürülmekte ve sermaye sosyalleşirken, düzen zenginleşmektedir.

“Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, küreselleşme veya aynı anlama gelmek üzere emperyalizm, sistemin temel eğiliminin, yayılma ve genişleme dinamiğinin bir sonucu olarak tezahür ediyor. Fakat yayılmanın, genişlemenin, küreselleşmenin kapsam ve sınırını belirleyen, sermayenin tek yanlı tercihleri değildir. Yayılmanın ve genişlemenin [emperyalizmin] kapsam ve yoğunluğunu belirleyen, saldırıya maruz kalanların,  sömürülen sınıfların/ ezilen halkların direnci veya karşı saldırısı, başka türlü söylersek karşılıklı güçler dengesinin seyridir” .

Kapitalist emperyalizmin katı kuralları, kendi aralarında çatışmaya/savaşmaya, ülkelerinde işçilerin hak eylemlerine, üniversite öğrencilerinin sömürü düzenine karşı çıkmalarına sahne oldu. Gelişmiş ekonomi temsilcilerinin dünya toplantıları, yapıldıkları şehirlerde halkın protestolarıyla dünya gündemi olmaktadır.

Zaman içinde, sömürgelerle işbirliği geliştirildi, katliam ve darbelerle yönetimler değiştirildi. Komprador kapitalist yetişmesi ile sistem, sömürge içinde yaslanacak gruplar peyda etti. Durumu kavradıkça halkın direnci artmaya, hedef ülkedeki yatırımlar tehdit altına girmeğe başladı.” Fakat yayılmanın, genişlemenin, küreselleşmenin kapsam ve sınırını belirleyen, sermayenin tek yanlı tercihleri değildir. Yayılmanın ve genişlemenin [emperyalizmin] kapsam ve yoğunluğunu belirleyen, saldırıya maruz kalanların,  sömürülen sınıfların/ ezilen halkların direnci veya karşı saldırısı, başka türlü söylersek karşılıklı güçler dengesinin seyridir” .

Aşağıdaki paragrafta, değişen emperyal sistemin dünya arazisini kontrol değerleri bildirilmiştir. Bugün için artık işgal ve ilhaka gerek kalmamıştır, işbirlikçi lider adayları Batıda görücüye çıkmakta ve uygun görülenler sınanarak eğitime tabi tutulmaktadır.

“Kapitalizmin sanayi kapitalizmi aşamasına rastlayan 1800 yılında Batılı kapitalist [emperyalist] devletler yeryüzünün % 55’ini hâkimiyetleri altında tutuyorlardı ama doğrudan denetledikleri alan % 35’di. 1878 emperyalist devletlerin denetledikleri alan % 67’ye, Birinci emperyalistler arası savaş [1914] öncesinde ise söz konusu oran % 84,4’e yükselmişti. İkinci emperyalistler arası savaş [1939–1945] sonrasında doğrudan sömürgecilik büyük ölçüde tasfiye edildi, şimdilerde nerdeyse doğrudan sömürge statüsünde ülke kalmadı ama bugün eski sömürgeler [Üçüncü Dünya Ülkeleri] doğrudan sömürge oldukları dönemdekinden daha çok emperyalist sömürüye maruz durumdalar.”

Kolektif emperyalizm 

I. ve II. Dünya Savaşından sonra, emperyalist kapitalistler, kendi aralarında savaşmakla herkesin kaybettiğini gördüler. Bunu önlemek ve sömürülecek ülkelerin etkili olmalarına engel olmak için birlikte sömürme kararı aldılar. Böylece dünyayı aralarında şimdilik paylaştılar. Bunun sonucunu sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki direniş hareketleri belirleyecektir.  

Birlikte sömürmek için (adı işlevi farklı da olsa) bu amaçla Dünya Örgütleri kurulmuştur: BM,  NESCO, UNICEF, Dünya Sağlık Örgütü [WHO], tarım örgütü [FAO] GATT [ bugünkü Dünya Ticaret Örgütü [WTO], IMF, Dünya Bankası [WB], bölgesel ‘kalkınma bankaları’, askeri paktlar: NATO, CENTO, SEATO, VARŞOVA.

 

1 Emperyalizm ve anti-emperyalizm üzerine:http://www.ozguruniversite.org/httpdocs/baskaya_emperyalizm_anti.php      

2  Fikret Başkaya, Çığırından Çıkmış Bir Dünya –Sosyal Sefaletin, Ekolojik Felaketin, Etik Yozlaşmanın Kökeni, Özgür Üniversite Kitaplığı, 3. Baskı, Ankara,2006

3 Marx ve Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Sol Yayını,1993

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.