Acısı tatlısı ile bir eğitim ve öğretim yılı daha bitti.
Şimdi vedalaşma zamanı…
Farklı bir binaya taşınılacağından dolayı öğrencilerle vedalaştığımız gibi sekiz yıldır içinde bulunduğumuz binayla da vedalaşıyoruz.
Her odanın kendi içinde ayrı, ayrı hikâyesi var.
Dersliklerin bulunduğu katları geziyorum. Ortaya yığılmış eşyalar, kutular, sıralar. Cıvıl cıvıl öğrencilerin gezdiği koridorlar, sınıflar bomboş. Her sınıfa tek tek bakıyorum içinde öğrenciler olmayınca çok ıssız sınıflar, soğuk. İçim ürperiyor.
Gözlerimi kapıyorum. Eğitim ve öğretimin devam ettiği İçinde öğrencilerin olduğu günlere geri dönüyorum. Merdivenlerden en pozitif enerjimle, gülen yüzümle dersliklerin bulunduğu katlara koşar adımlarla iniyorum. Öğrencilere günaydın diyorum. Onlar da bana günaydın hocam diyorlar. Şakalaşmalarımız başlıyor.
Nasılsınız gençler? “Uykuluyuz hocam diyorlar. ”
Geç mi yattınız? “Evet hocam. ”
Neden peki? “Kimi ders çalıştık diyor, kimi kız veya erkek arkadaşıyla yazışmış, kimi oyun oynamış.” Sonra onlar sorulara başlıyor. “Hocam bugün yine çok güzelsiniz.” “ Hocam tarz olmuşsunuz. 4 yıldız verdim diyorlar.” Gülüyoruz hep beraber. Aksatmadan bütün sınıfları tek tek dolaşıyorum.
Öğretmenler odasına geçiyorum. Günaydınlaşıyoruz hocalarla. Devam eden sohbetlere katılıyorum. Bazen siyaset konuşup hükümeti kuruyoruz, bazen de futbolu konuşup hakeme yükleniyoruz, bazen de kadına yapılan şiddeti kınıyoruz.
Şimdi öğretmenler odası da bomboş…
Duvarlara dokunuyorum. Hüzün kokuyor. Özlemişler öğrencilerin attığı şen kahkahalı günleri. Sessizliği! Duvarlar da sevmemiş.
Tekrar gözlerimi kapıyorum. Öğrencilerle son günümüz gözümün önüne geliyor. Oradan oraya koşuşturan öğrenciler kimi eksik konu gidermenin peşinde. Elinde kitabı yapamadığı soruları sormak için hocanın başında bekliyor. Kimi de arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle veda fotoğrafı çektiriyor. Üzgünler. Onlar içinde kolay değil dokuz ay kendi anne babalarından fazla bizlerle birlikte oldular.
Şimdi vedalaşma zamanı…
Hocalar her vedalaşan öğrencesine evladına öğüt verir gibi anlatıyor.“ Sınavda heyecan yapma.” “Takıldığın soruyu atla, zamanın kalırsa o soruya tekrar dön.”“Panik yapmayın.”
Hüzün kokuyor son günümüz!!!
Ortalığı neşelendirmek lazım diyorum ve öğrencilerin eline tahta kalemi veriyorum. “Yazın duvarlara.” Hüzün mutluluğa dönüşüyor. Öğrencelerin yüzleri gülüyor. İçlerinden geldiği gibi yazıyorlar. “Kimi öğretmenlerin adını yazıyor, kimi sevdiğine itiraf edemediği şeyleri yazıyor, kimi de futbol takımı kuruyor.” Herkes mutlu yüzler gülüyor. Kasvet dağılıyor.
Yazdılar, çizdiler, güldürdüler, eğlendiler.
Şansınız ve bahtınız açık olsun dileklerimizle vedalaşıyoruz hepsiyle.
Hayallerden çıkıp bugüne dönüyorum. Anlıyorum ki her veda kendi içinde hüzün taşıyor. Bu bir bina da olsa sevdiğin bir eşya da olsa çok sevdiğin birine veda da olsa ayrılıklar hüzün kokuyor.