“Adana’da Arap Uşakları veya Fellâhân Cemaati 2”

Prof. Dr. Yılmaz KURT

06 Temmuz 2015 Pazartesi 08:38

 

Geçen haftaki yazımızda Fellâhân Cemaati  üzerinde durmuştuk. Yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Fellâhân Mukāta‘ası’nı mȃlikȃne olarak işleten Hacı Mehmed, Hacı Yusuf ve Ahmed isimli kimselerin işletmenin sebestliğinin ihlal edildiğine dair şikȃyetleri söz konusudur[1]. Burada ismi geçen Ahmed isimli şahıs sahip olduğu ¼ hissesini Karslızȃdeler’den Es-seyyid El-hȃc Ali Ağa’ya bir yıllığına satmıştır. Bu belgede mukataanın sadece Adana’da değil Sis (Kozan) ve Tarsus sancaklarında da bulunduğunu anlamaktayız[2]. Burada adı geçen Ali Bey, Karslı Hacı Hüseyin’in oğlu  I. Hacı Ali Bey’dir. Aynı yıl (1760) Hacı Ali Bey’in oğlu Hasan, İstanbul’a Divan-ı Hümayun’a arzıhal göndermişti. Bu arzıhale göre Mȃbeyn-i Nehreyn Kışlağı’nda (İki Nehir Arası,  Yüregir) kışlayan göçebe ve Fellȃh tȃ’ifesinin resm-i kışlakları yıllık 4216,5 kuruş bedel ile Hasan’a ve ortakları olan Ali ve Süleyman isimli kimselere verilmişti[3]. Bu mukāta‘a satışlarını biraz farklı da olsa şimdiki özelleştirmeler gibi düşünebiliriz.

Bu belgelerle vurgulamak istediğimiz şey arşiv belgelerinde Fellȃh ve Fellȃhȃn deyimlerinin geçtiği ve Karslızȃdeler’in bu mukataaların satın alınması işi ile yakından ilgilendikleri hususudur.

1 Numaralı Adana Şer’iye Sicili’nde yer alan bir belge, Hasan Ağa’nın Fellahȃn Tȃ’ifesi üzerine “boybeyi” olarak atandığına ilişkindir. Hasan Ağa’nın baba ismi yazılmamış sadece Şehir Kethüdası’nın oğlu olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Bir başka belgede Hüseyin Efendi için de “Şehir kethüdası oğlu” denildiği için Şehir Kethüdası’nın yukarıda ismi geçen I. Hacı Ali Ağa olduğunu düşünmekteyiz. Şehir kethüdalığı ayanlık uygulamasının bazı sakıncaları görüldüğü için yürürlüğe  konulmuş ancak istenilen sonuç alınamadığından kısa bir süre sonra bundan vaz geçilmiştir. Bu uygulama “şehreminliği” uygulamasından daha farklı bir şeydir.

Osmanlı Devleti’nde boybeyi olarak atanan kişi genelde o aşiretten, o cemaatten birisidir. Hasan Ağa’nın “ötedenberi boybeyi olarak” atandığına bakarak Hasan Ağa’yı da Fellȃhȃn Tȃ’ifesi’nden birisi olarak düşünebilir miyiz? Yoksa Hasan Ağa bu göreve sadece babasının şehir kethüdası olması dolayısıyla mı getirildi, bu konuda karar vermek çok zor. Ancak Hasan Ağa’nın kardeşi Hüseyin Efendi’nin de Adana Müftüsü olduğunu düşünürsek ikinci ihtimal daha ağır basmaktadır.

Öneminden dolayı belgenin yeni harflere çevirilmiş şeklini buraya aynen almak istiyoruz: A.Ş.S 1, varak 12b :Şehirkethüdâsızâde Hasan Ağa’nın Boybeyilik Buyuruldusu.

Kıdvetü’n-nüvvâbi’l-müteşerri‘în Adana’da nâ’ibü’ş-şer‘ olan efendi zîde ilmuhu inhâ olunur ki:

Bağçehâ-yı Adana ve civârında ve sâ’ir kurâlarda sâkin fellâhân zümresinin hâlen Adana sükkânından Şehirkethüdâsı Oğlu Hasan Ağa nâm kimesne öteden berü berât-ı şerîf-i ‘âlî-şân ile boybeyisi olmakdan nâşî işbu 1173 senesinde ağa-yı merkûm yedinde olan berâtı mûcebince tâ’ife-i mezbûre boybeyisi olmak üzere kıbel-i şer‘den yedine murâsele i‘tâ olunduğuna binâ’en divân-ı Adana’dan buyuruldu tahrîr ve ısdâr ve ağa-yı merkûm yedine i‘tâ kılındı. Bî-mennihi ta‘âlâ vusûlünde buyuruldumuz düstûrü’l-‘amel tutulmak üzere….

 

 

 

Fellahȃn Tâ’ifesi Nusayriliğinin Tahtacı Türkmenlere benzetilmesi coğrafȋ şartlar dolayısıyla doğru sayılsa bile, inanış ve ibadet açısından hiçbir şekilde doğru sayılamaz. Bunların Hitit (Eti) tipinin bütün niteliklerini taşıdıkları iddiası da ayağı yere basmayan iddialardandır. Nusayrilerden çoğunun Sünnilerden gördükleri ağır hakaretten dolayı kendilerini Fellah (çiftçi) diye adlandırmak zorunda kaldıkları iddiasının da ne kadar gerçekçi olduğu tartışılabilir. Merhum Kasım Ener’in Prof. Dr. Ewald Banse’ye dayanarak verdiği bu bilgiler[4] arşivlerdeki belgelerle doğrulanmadıkça pek bir anlam ifade etmez. Hasan Ağa’nın Fellȃhȃn Tȃ’ifesine “boybeyi” olarak atanmış olması bile iddia edilen “ağır hakaret”in gerçek olmadığını bize göstermektedir. Ünlü tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ise Nusayriliğin Lübnan’daki Dürziliğe benzetilebileceği görüşünü taşımaktadır[5].

I. Dünya Savaşı sonunda Fransızlar Çukurova’da “siyasȋ mühendisliğe” soyundukları zaman Nusayrilere Arap Alevisi adını vermişler ve 1920 yılında “Alevi Toprağı” adlı bir idari birim kurmuşlar, 1922’de adını Alevȋler Devleti olarak değiştirmişlerdi[6]. Günümüzde bu adla bilinen topluluk bazan diğer Alevȋ kesimlerinden ayrılması için Nusayrȋ Alevȋliği, Arap Alevȋliği, Suriye Alevȋliği, Çukurova Alevȋliği, Akdeniz Alevȋliği, bazan da mahallȋ olarak Fellah (çiftçi) şeklinde anılmaktadır[7].  Nusayrȋler Suriye’de Lazkiye ve Cebel-i Ensȃriye bölgesi başta olmak üzere çeşitli yerlerde % 8- 12 arasında tahmin edilen bir nüfus oranına sahiptir. Türkiye’de Hatay, İskenderun, kısmen Adana ve Mersin’de; Lübnan’ın daha çok kuzey kesimlerinde küçük bir grup olarak yaşarlar. Gerek Suriye’de gerekse Türkiye’de “kapalı bir hayat yaşayan” Nusayrȋler,  millȋ devlete adapte olmakta zorluk çekmemişlerdir. Ancak büyük şehirlerde yaşayanlarda geleneğe bağlılık önemli ölçüde azalmış ve İsnȃaşeriye Şiȋliğine belli ölçüde de olsa yaklaşanlar görülmüştür[8].

Nusayrȋlik konusunda eser ortaya koyan yabancı bilim adamlarından Massignon, Rene Basset, Pauls Jacquot, Henri Lammens’in isimleri öne çıkar. Yurt içinde Cumhuriyet döneminde Nusayrȋlik konusunda yapılan çalışmalarda ise  Baha Said  Bey, Ahmet Turan, Keser, Engin Sertel, Cahit Arslan gibi araştırmacıların çalışmaları önemlidir[9]. Geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde Elazığ’da düzenlen Uluslararası   sempozyumda bu konuda 2 önemli bildiri sunulmuştur.

Son olarak şunu da söylemek gerekir ki herkesin inancı kendisine göre en doğru olandır. Modern toplumda insanlar kendi dışındakilerin inançlarına, örf ve adetlerine saygı göstermek zorundadırlar. İnsanlar her şeyin doğrusunu bilmek isterler, ancak bilmek hiç kimseye kendi doğrularını dayatmak hakkı vermez. Toplum olarak yaşamanın bir gereğidir bu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 3/b.

[2] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 4/b.

[3] Adana Şer‘iye Sicili, No: 1, imaj no: 4/a.

[4] K. Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, s. 303. Esas kaynak: Ewald  Banse, Die Türkei; eine moderne geographie, Hamburg 1919.

[5] Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, C.I, Dersa‘ȃdet 1309, s. 332- 333.

[6] İlyas Üzüm, “Nusayrȋlik”, DİA, C.33, İstanbul 2007, s. 271.

[7] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 271.

[8] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 272.

[9] İ. Üzüm, “Nusayrȋlik”, s. 274. 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.