(Dr. Erol Mütercimler: 21. Yüzyıl ve Türkiye:" Yüksek strateji",1997)
6.Bölüm: Türkiye ve 21.Yüzyıl. Kitaba isim olan, son ve en kapsamlı, ayrı bir kitap olacak nitelikte bağımsız bir çalışmadır. İçinde bulunduğumuz siyasal ve paydaş diğer stratejiler ve özellikle Kürt Sorunu, PKK eylemleri ve buna karşı yürütülen mücadele ayrıntılı ve bilimsel bir yöntemle tartışılmaktadır. Konu olumlu ve eksik/yanlış yönleriyle incelenmektedir. Biz burada genel bir özetleme yerine, konuya dikkat çekmek ve tahminlerinin doğruluk derecelerini kıyaslamak istiyoruz. Arada yorum, atıf ve hatırlatma da yapacağız.
Gündem-21 başlığı altında Batı+ABD, 21.yüzyıl için "Dünya Stratejisi"ni ilan etmişler ve Bölgemiz için GOP-BOP Projeleri ilan edilmiş ve bunun Planlarına göre coğrafyada operasyonlar/savaşlar başlamıştır. Afganistan, Körfez ve Irak Savaşları, Suriye'deki Savaş, Yemen ve kısmen Türkiye bu çemberin içindedir.
Türkiye'nin stratejik öncelikleri: "Soğuk Savaş" döneminde Türkiye, ABD-Batı ve NATO ekseninde, "topyekûn savunma" stratejisi ile bir Güvenlik Bloku'nda yer almıştı. Çevredeki jeopolitik merkezlerde olacak dalgalanmaya karşı verilecek cevap ve muhatap belli idi. Ancak, SSCB'nin yani Komünist sistemin çökmesiyle bu denge ve aktörler değişti. Şimdi daha alt düzeydeki bölge ve aktörler rol alır ve fikirleri sorulur oldu. Bugün Ortadoğu'daki savaşta ABD'nin yanında aşiret reisleri de önemli roller almaktadır. Oyun çoktan seçmeli, çok faktörlü ve aktörlü olmuştur. Bu noktada, şimdiye kadar Batının "ileri karakolu" durumunda olan Türkiye'nin rolü ve faaliyet sahası artmıştır ve Turgut Özal ile Bölgesel Güç olmuştur.
Mütercimler, Türkiye'nin stratejik sorunlarını şöylece sıralamaktadır: Su Sorunu, Boğazlar Sorunu, Ege Sorunu, PKK Sorunu, İran, Suriye, Irak, Ermenistan İle Sorunlar, Balkanlar, Kafkasya, Avrupa Birliği, Türkî Cumhuriyetlerle İlişki Sorunları.
Bu kısımda Türkiye-Rusya, ilişkilerinin dünü ve bugünü, SSCB'nin dağılmasıyla Türkî Cumhuriyetlerin kurulması ve ayrılması aşamasındaki sorunlar örnekli olarak anlatılmıştır. SSCB'nin nüfus ve yönetim, planlama politikaları sonucu önemli bazı sorunlar çıkmıştır.
Kırgızistan'ın devlet olması aşamasında yaşlı bir Rus kadının söyledikleri ilginçtir:"Bu ülkedeki Ruslar, devlet dilinin Kırgızca olmasından korkuyorlar. Genç insanlar bu dili öğrenebilir, ancak bir de bana öğretmeğe çalışın! Eğer bütün büro işleri Kırgız dilinde yapılacaksa, ben işsiz kalacağım. Bir tek emekli aylığı ile geçinmek zor. Bu sorun beni ülkeyi terk etmeye zorlayabilir."
Bir de şu genç Kırgızın dediklerine bakalım: "Neden ben Kırgız olarak Rusça konuşup, Rusça ve yabancı edebiyat okuyayım? Bu onlara saygı duyduğum anlamına gelir. Ben kendi dilimde konuşmak ve okumak istiyorum. Kırgızistan'da yaşayan Ruslara karşı hiçbir saldırgan amacım yok, ama onlar Kırgız dilini öğrenmelidir"(s.413).
Bu anlatımlar Türkiye'deki uygulamayı çağrıştırıyor. Aradan geçen bunca zamana (1923-2015), tek dil dayatmasına, daire, çarşı ve pazarın kısmen Türkçe olmasına karşın, Kürtlerde okuma-yazma oranı hala düşüktür. Yüksek tahsil yapanları dahi, kendilerini yeterli olarak ifade edememektedir. Gerçi arada Türkçe virtüözü Yaşar Kemal ve daha nice şair, yazar, hatip, sanatkâr, akademisyen çıkmıştır, ama olsun. Anadilden eğitim ve öğrenim, ifade bir başkadır. En ustası dahi anadilden amaç dile çeviri ile espri, isimlendirme yapmaktadır. Kırgız işçinin, insan hakları noktasında, diline sahip çıkması haklıdır ve övülmeğe değer.
Türkiye-Yunanistan arasında Kıbrıs ve Ege sorunu, her iki devletin mukayeseli ordu cetveli verilmiştir. Ortadoğu'da silah alımına harcanan para ölçekli devletler listesi şöyledir (1991-1995):Türkiye (8000 milyon dolar), Mısır, S.Arabistan, İsrail, Kuveyt, İran, Suriye, Bahreyn (500 milyon dolar)(s.425-441).
Dünyadaki silah harcamaları cetveli de verilmiştir. Alınan bu kadar silah nihayet dünyanın çatışma bölgelerinde kullanılmakta, binlerce insan katledilmekte, yapı ve çevreler tahrip edilmekte, milyonlar göçe açlık ve sefalete mahkûm edilmektedir. Bir de buna "insan hakları ve demokrasi" kılıfı giydirilmektedir. Sonuç olarak, tavşan kaçmakta ve tazı kovalamaktadır. Çatışma yerlerini, çapını ve süresini, anlaşmanın şeklini avcılar belirlemektedir. Bununla, yeni av sahaları oluşturulmaktadır. Doğanın tahribi ve insanların öldürülmesi kapitalin, emperyalın, sömürenin umurunda değildir. Her çeşit kutsal değer, kapitalin ve bu avcıların hizmetindedir.
"Güneydoğu Sorunu" (s.506-570) başlığı bile konuyu tartışmak için yetersiz. Oysaki mesele "Kürt Sorunu"dur. Türkiye'de Kürtlerin büyük bir toplum olarak ve otantik halk olarak varlığı ve bundan doğan insan hakları temelindeki yasal haklarının verilmesi ve tanınmasıdır. Asırlardır Anadolu'da birçok etnik unsur birlikte yaşamaktadır.
Osmanlıda ve İslamiyet içinde herkes eşit, örfü ve gelenekleri içinde eşit birer unsurdurlar. Üstünlük "takvada" ve "ehil" olmaktadır. Dil ve kavmiyet önceliği, üstünlüğü yoktur. Bu prensipler içinde, devlete sadakatle, çağın icaplarına göre yaşanmıştır. Ancak Cumhuriyet ile "Tebaa" yani devlet hukukuna/egemenliğine tabi olanların (vatandaş) hepsi "Türk" sayıldı. Tam ifade;" Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür(1982- Anayasa, Md 66)".
Türklük, bir "soy", kavim, millet ve vatandaş anlamında "joker" sözcük olarak kullanılır oldu. Devlet Türkün ve halk da Türk oldu. Türkçeden başka dillerin konuşulması yasak ve cezalı oldu.
Bazıları "Türk" yani vatandaş demektedir. Ama biliniyor ki Türkün bir dili vardır ve adı Türkçedir. Sosyolojik kuraldır ki, diller kavimlere/soylara aittir. Yani bir de ve şüphesiz "Türk kavimleri ve milleti" vardır. Bunun vatandaşlık kavramı ile ilgisi sadece "yasal" ifadedir. Yoksa yasa ile sosyolojik ilkeler geçersiz kılınamaz.
İtirazım "balığın başına"dır."Ne hayır gelir böyle gecenin sabahından?" Yani gündüz de olsa, işler yine karanlıktır ve dağınıktır, aydınlanmamıştır. "Yüksek Strateji" uzmanı, gerçeği bulmak ve hakkaniyeti gözetmek yerine, "mahrumiyeti" formüle ederek isimlendirmiştir. Haksızlık etmeyelim, aradan hayli zaman geçmiş ve belki de yazar olayı artık adı ile anmaktadır. Gerçi ben bir araştırma yaptım da bulamadım.
Strateji bilim dalında, ilklerden olan ve Avusralya'da "Çokkültürlülük" konusunda doktora ve TV'lerde bu konuda programlar yapan bir şahsın, bilimsel doğruluk etiğine uyacak cesaret beklenir. Ama görülüyor ki E.Mütercimler, "Kürt Sorunu"nu Bölgesel-etnik haklara dönüştürerek sarmalamak istemekte ve bunda dahi güçlüklerin (soykırım) olabileceğine dikkat çekmektedir (Naki Özkan'a verdiği söyleşi, Milliyet, 03.8.1998).
Doğrusu ben Sayın Erol Mütercimlerin bu yazdıklarına göre, ardaki süre ve gelişmeleri, Bölge ve dünya konjonktürünü dikkate alarak bu konuda geniş bir değerlendirme yapmasını bekliyorum. Hem kendisini de sınamış olur, öngörülerin gerçekleşme düzeyi de meydana çıkar. "Çözüm Sürecine" katkı sunar.