Stratejik bakış ve değerlendirme (5)

Dr. Ömer ULUÇAY

08 Temmuz 2015 Çarşamba 08:53

 

(Dr. Erol Mütercimler: 21. Yüzyıl ve Türkiye:" Yüksek strateji",1997)

6. Bölüm: "Güneydoğu Sorunu"(s.506-570). Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş, Güneydoğuda "düşük yoğunluklu savaş"ın devam ettiğini bildirmişti. O günden bugüne daha nice safhalar geçirdi, 30-40 bin faili meçhul(!) ölüm var. Dönemin bilançosu çıkmamıştır. Ancak bugün yapılan o dönemin birkaç öldürülme vakasının mahkemesinde, devlet memurları beraat etmekte ve "ölenler suçludur!" demeğe gelmektedir.

"Bu bölgede halk hem PKK'dan,   hem de bazı Özel Tim personeli ile Koruculardan rahatsız olmaktadır". "Kürt etnik sorunu" ile "PKK sorunu" aynı değildir. Kürt-Türk çatışması olmamıştır. Sloganlarda "Kahrolsun Kürtler" denmemiştir. "Türkiye çokkültürlü bir ülke değil ama, çok etnili bir ülkedir; ama, "göçmen ülkesi" de değildir."Türkiye'de 47 etnik grup vardır". Osmanlıda etnik sorun 1800'lerde ve Cumhuriyette de 1960 yıllarda,"Barış Gönüllüleri" ile başlamıştır. ABD Başkanı R.Reagen ve SSCB Başkanı M.Gorbaçov 1970'te Maltada bir araya geldi ve dünya paylaşıldı. Bundan sonra "dünyada milliyetçilik ve din; terör ve anarşinin kaynağı oldu… Balkanlar-Orta Avrupa-Türkiye'de milliyetçilik; Ortadoğu-Önasya-Afganistan-Pakistan-Hindistan'da dincilik bir çatışma etkeni olarak kullanılmaktadır"(s.506,507).

Türkiye haritasında "Güneydoğu dikeyinde Kürt-Türk, Orta Anadolu dikeyinde Alevi-Sünni, Batıda ise Laik-Antilaik ayrışması sahneleniyor. Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrışması pek tutmadı, Türkiye'yi parçalanmaya, bölünmeye götürmedi"(s.508).

İspanya-Bask, Fransa-Korsika sorunu örnek olarak incelenmektedir. Her ülkenin ve halkların özgül koşullarında bir çözümün olacağı bildirilmiştir.

Korsika dili, Latin dil ailesindendir. Korsikalı olmanın, ortak bir dili ve davranışı, dayanışması vardır. Önce ekonomik faklılıklar ve sonra da kültürel söylemler öne çıktı, giderek bağımsızlık isteyen Silahlı Korsikalılar Grubu oluştu. Fransa'ya bağlılığı önceleyen FRANCİA da önemini yitirmedi."Korsika kültür ve kimliği korunmak" istendi.

Korsika'daki bu istekler,"mikro/taşra milliyetçilik" olarak değerlendirildi. Balkanlarda da aynı durum yaşandı. Ulus-devlet sonrasında, "mikromilliyetçilikler"in arttığı ve devletlerin parçalanacağı ileri sürüldü.

"Taşra milliyetçiliğ"nde zorunlu olarak "egemen tek merkez" ortaya çıkmaktadır. Yani hareket, "diktatör" olmakta, kendileri gibi düşünmeyenleri dışlamaktadır. Bir süre sonra, bunu 'çıkar kapısı' yapan gruplar ortaya çıkmaktadır.

"Korsika'ca, 1974 yılında bölgesel dil olarak kabul edilmiş, okullarda öğretilmeğe başlanmıştır. 1977'de Korsika'da doğmuş erkeklerin hepsinin bu dili anladıkları, kadınlarda bu oran %80, çocuklarda %78 olduğu saptanmıştır"(s.507-517). Türkiye bu konuda, "üniter devlet" olarak Fransa'yı izlemekte ve fakat Fransa'nın Korsika'ya verdiği kültürel hakları red etmektedir.

"Türkiye'nin uygulayacağı çözüm modeli BASK, Korsika yâda IRA modelleri değil, kendimize özgü olacaktır".

"Gelecek yüzyılın ideolojisi: Multiculturalism":

Yazar, "çokkültürlülük"ü doktora konusu olarak seçmiş ve Avustralya'da kalarak alan çalışması yapmıştır. Başkaca örnekler olarak ABD, AB, Kanada incelenmiştir.

Avustralya, 18 milyon göçmen nüfuslu bir ülke. Farklı renk, ırk, dil ve dinden, kültür, örf ve adetten, yaştan ve cinsten insanların kümeleştiği bir ülke. Bunu bütünleştirmek yöntemi ve devlet ideolojisi olarak "multiculturalism-çokkültürlülük" benimsenmiştir. Ülkede birliği temin için; dil olarak herkese İngilizce şart olmuştur. Bu resmi ve ortak anlaşma dilidir. Bu şekliyle alt kültürlerden gelenler, bir dünya dili öğrenmektedir. Devlet Avustralya devletidir, herkesindir, hiçbir grubun inhisarında değildir. İnsan haklarına dayalı, Avustralya hukuk sistemi geçerlidir. Herkes ekonomik ve bireysel becerilerini önce Avustralya'nın kalkınması için kullanacaktır. Bu sistemin yerleşmesinde din adamları öncü bir rol oynamaktadır. İnançlar bu ilkeler dâhilinde öğrenilmekte ve yaşanmaktadır. Bununla, farklı dil ve kültürlerin yaşaması da amaçlanmış ve ırk-renk ayırımı yasaklanmıştır(s. 521-525).

"Türkiye'deki etnik soruna bir çözüm önerisi: Avustralya çokkültürlülük politikası":

"Türkiye'de etnik sorunun tartışılmasında, ya da çözüm önerisinde, "Kemalist" milliyetçilik anlayışının en önemli engel olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle "Kemalizm ve ulusçuluk" analiz edilmelidir… Kemalist ulusçuluk içte toprak temelli bir ulusçuluktur. Türkiye; topraklarında yaşayan herkesi, "kendini Türk sayan tüm vatandaşları" dili, dini, ırkı ne olursa olsun, sarmalar ve aynı kültür potası içinde eritmeğe çabalar"(s.526).

Erol Mütercimler, çağın ideolojisi olarak Çokkültürlülüğü bildirmekte ve Türkiye'deki "Kürt etnik sorunu" için Avustralya örneğini tavsiye etmekte ve bunun koşullarını sıralamaktadır. Ama şüphesiz sorun, "Türk usulü" çözülecektir. Yani yukarda belirtildiği gibi, "vatandaş Türk olacak" ve onun "kültür potası içinde eritilecek".  Tezat ve rasizm buradadır. Hani Avustralya'daki gibi, kültürlerin korunması ve ırkçılığın yasaklanması? Mütercimler, Türkiyeye önerdiği modelde, resmi ideolojiyi kamufle ve tahkim etmektedir. Bu bir çıkış ve çözüm yolu değildir.

E.Mütercimler, Türkiye'nin bir göçmen ülkesi olmadığını yani otantik halkın büyük bir yekûn oluşturduğuna işaret ediyor. Avustralya'ya göç edenler, o toprağı benimseyebilir ve fakat üzerinde hak iddia edemez ve uğrunda ölmez. "Türkiye göçmen ülkesi değildir" denilirken kastedilen bu vurgudur. "Türkiye'de 47 etnik grubun içinden yalnız Kürtlere etnik kimlik tanınma hakkı verilmesi, Türkiye'nin, siyasi çözülmeğe uğrama, yani parçalanma olasılığı ile karşılaşması demektir. Kısacası, Güneydoğuda bir "Kürt devletine" gidecek yolun açılmasıdır" tespitinde bulunmaktadır (s.528). Anlaşılıyor ki, sorunu görüyor ama çözümü açık-seçik sunamıyor, oyalıyor. Bilimsel, net bir öneri yerine, mevcudu revize eden bir söylem geliştiriyor. Sonuç aynı, "bina okuyor, dönüp gene okuyor".

"…tek çözüm yolu, Türkiye'deki rejimi hızla çağdaş boyutlarda demokratikleştirmek ve her vatandaşın tüm hukuki haklarını kullanabilmesini, düşündüklerini söyleyebilmesini sağlamaktır"(s.529). Yani demokrasi…

E.Mütercimler, Avustralya'daki uygulamayı Türkiye'ye uyarlayarak şunları söylemektedir: Multiculturalism, dil, din, kültürel tüm birikimlerin yaşatılmasını amaçlamakta ve ırk ayırımını yasaklamaktadır. Değiştirilemez ve vazgeçilmez olan ilkeler şunlardır: Türkçe birinci dil olacaktır. Devlet Türkiye'dir. Türkiye hukuk kuralları geçerlidir. Herkes ekonomik olanakları Türkiye için kullanacaktır(s.532,533).

Görüldüğü gibi açık bir teklif yoktur. Özel tim kurulmuş, polis sayısı ve kalitesi arttırılmıştır. Türkçenin birinci dil olmasına kimsenin itirazı zaten yok. Memleket sadece birilerinin değil ve fakat hepimizindir. Piyasa ekonomisi içinde kapitalci kesim, ekonomik gördüğü diğer ülkelerde yatırım yapmaktadır. Bunun etnisite ile bir ilgisi yoktur. Türkiye hukuk sistemi, giderek hak mahrumiyetleri getirse de geçerli olan Cumhuriyet yasalarıdır. Ama ve maalesef, karar çok geç çıkmakta ve adalet duygusu zedelenmektedir. Şimdilerde, darbe dönemlerinde olduğu gibi özel hâkimlikler kurulmaktadır.

Ancak E.Mütercimler'in ifadelerinde saklı bir husus var. Diyor ki; "Türkiye hukuk kuralları". Zaten doğru deyim budur. Nitekim milliyetçi bir söylemle "Türkiye devleti" yerine "Türk devleti", "Türkiye halkı" yerine "Türk halkı", "Türkiye Ceza Kanunu" yerine "Türk Ceza Kanunu" ve ayrıca Türk etnisitesine bağlı, Türkiye dışındaki kavimdaşlar için "soydaş" denilmektedir. Tek Parti yönetiminde bazı mesleklerin (doktorluk, eczacılık, avukatlık-Tüzüklerde. Mecburi İskân Yasası Tüzüklerinde ise, Dersimden sürülenler, çekirdek aile şeklinde "Türk kültürü" ile yaşayan yerlerde kontrollü olarak iskan edilmişlerdir.) icrası için ırken "Türk" olmak şart koşulmuştur. Buradaki ayrıntı belirgindir. "Türkiye" devlet/idare kaynaklıdır, "Türk" kavim, millet adıdır, kendi içinde bütüncüldür.

Geniş bir kaynakçaya dayanılarak hazırlanmış "21. Yüzyıl ve Türkiye:" Yüksek strateji" kitabının tetkikini burada tamamlıyoruz.

Görüldüğü gibi stratejik bakış; herşeye tek ve birlikte, kümeler halinde bakmak, değerlendirmek, sonuçları sıralamak, sorunu ve çözüm alternatiflerini sıralamak, arşivlemek, yerelden evrensel değer ve uygulamalara varmak, piramidin tepesinden yerele varmaktır. Bunun geniş bir bilgi, hafıza ve kabiliyet, zekâ ve cesaret gerektirdiği açıktır. Biz de; bir örnek üzerinden bu vadiye daldık, günyüzüne çıkmak ve çağa uymak, ileri devlet/memleket uygulamalarını ülkemizde de görmek nasip olur dilek ve temennisi ile sözü bağlayalım.  

Büyük emek ürünü olan çalışması için yazarı kutluyoruz.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.