İsa'ya gebe Meryem

Sedat MEMİLİ

09 Temmuz 2015 Perşembe 09:35

Mevlana der ki ; “Herkes kendi İsa’sına gebe Meryem’dir.”

Telefonlara yanıt veren sekreter, tezgâhının başında tornacı, projesine gömülmüş mühendis, rakamları ile boğuşan muhasebeci, haberin peşinde koşuşturan gazeteci, oy için ödünler sıralayan politikacı... Daha milyonlarcası, milyarlarcası, İsa’sına gebe Meryem’dir.

Peki, neden bir İsa doğurmazlar? Neden içlerindeki o yaratıcı gücü ortaya çıkarmazlar?

Neden, her meslek mensubunun kayıtsız şartsız sırtını dayamak zorunda olduğu yasalar vardır?

Birçok insan vicdanı elvermediği halde, yasalara uymak zorunda olduğunu söyleyerek çaresizliğini itiraf eder.

“Yahu, haklısın ama ne yapayım yasalar böyle...”  Bu cümleyi çok duymuşsunuzdur.

Yeryüzünde yaşamış toplulukların yasaları, tamamen insanın içindeki İsa’yı doğurmaya engeldir.

Çünkü yasaları, İsa’nın varlığından rahatsız olanlar çıkarır.

Mevlana, insanın içindeki yaratıcılık ve yaşam enerjisi olarak İsa ve Meryem’den simgesel olarak söz etmiştir.

Yaratıcılığın denetim altına alınması, yasa koyucuların temel çıkış noktalarından biridir.

Bir toplumun gelişmişliği, yok milli gelirmiş, yok otoyolların uzunluğuymuş, otomobil sayısıymış gibi değerlerle ölçülemez. Bunlar sadece alt göstergelerdir.

Otomobil sahibi olması hayal olan milyonlarca insan için, otoyolların kilometrelerce olmasının ne anlamı var?

Evine ekmek götüremeyen insan için internet ağları ne işe yarar?

İnternet ve otoyollar kim için?

Nüfusun %10’un sahip olduğu ve gasp ettiği değerleri, ülke nüfusuna bölerek, “kişi başına düşen milli gelir” demenin, aç bir insana ne yararı var?

Gelişmişliğin gerçek ölçüsü, ortak üretimin adil paylaşılması ve evet ve... İnsanın içindeki yaratıcılığın ortaya çıkarılmasında eşit fırsat olanaklarının tanınması…

Bunun için gerekli koşul, insanın sahip olduğu değerlerin bilincine varmış olmasıdır.

İnsanların çoğu kendilerini aciz içinde görme yeteneği kazanmışlar.

Sanki acizliğini öğrenmek bir özellikmiş gibi...

Sorumluluğunu bir başkasına teslim etmiş olmanın mutluluğu içindeler.

Daha güçlü kişilere tabi olma ve daha bağlayıcı yasalara koşulsuz uyma sanki insan olmanın gereğiymiş gibi...

Oysa dünya durumunu korumaya çalışanla, durumunu düzeltmeye çalışanlar arasındaki savaşlara tanık olmaktadır; Savaşın temel nedeni de budur.

Durumunu korumak isteyen daima, durumunu düzelmek isteyenin iradesini teslim almaya çalışır; koyduğu yasalarda bu amacı taşır.

Ama şu an demokrasi dediğimiz kavram, haksızlıkların toplumsal ittifakına dönüşmüş durumda.

İşçinin hayatını tüketen kararlar, işçi oylarıyla; memurun iradesini yok eden yasalar, memurun oylarıyla emekliyi açlığa mahkum eden tedbirler, emeklilerin oylarıyla; köylüyü yok edip tarihten silen uygulamalar köylünün oylarıyla hayata geçecektir. Biz de demokrasi diyeceğiz.

Kavrama, anlama ve nesnel koşullar arasında ilişki kurma yetenekleri teslim alınmış insanların vereceği oylar ile bindikleri gemi batırılacak.

Çünkü insanımız İsa’ya gebe Meryem olduğunun farkında değil.

Çünkü insanımız, teslimiyete razı değil ama teslim olduğunun farkında değil.

Çünkü insanımız AKP’ye oyunu vermekle ne büyük hata işlediğinin farkında değil.

Ama içindeki İsa’nın doğması da o kadar uzak değil.

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.