Huzuru bulduğunuzda kaybetmemek için dört elle sarılın. Zincirle bağlanın ayrılmayın. O kadar zor ki bu duyguyu bulmak ve bu duyguyla huzurla yaşamak.
Belki yanımızda bir adım ötemizdedir. Elimizi uzatsak tutarız ama çoğu zaman göremeyiz.
Huzuru sağlayan insanlar vardır onların da kadrini kıymetini değerini çok bilmeyiz. Ölür giderler arkalarından üzülür ağlarız.
At gözlükleri ile bakarız çoğu zaman etrafa. Ya da hayata bakış açımız hep olumsuzluğu görmek, eleştirmek ise geçmiş ola çoktan kaybettik huzuru. Çevremizdeki insanlara da kaybettirdik.
Yıllar önce yeni başladığım işyerinde herkes güler yüzlü nazik davrandığı halde bir güvensizlik, huzursuzluk duygusu yaşamıştım. İç sesimle de konuşarak neden bu duygu? Niye böyleyim? Diyerek kendi kendimi de eleştiriyordum. Aradan bir hafta geçti yine aynı duygular. İki hafta geçti yine aynı. Günler geçiyor yine aynı. Biri bana kalk masadan kızım olmadı, biz seninle yollarımızı ayırdık dese mutluluktan uça uça evime gidecektim.
Ne yapabilirim, bunu nasıl aşarım diye düşünürken ‘Tamam buldum’ dedim. Oğlumun kreşte yaşadığı huzursuzluk sendromu aklıma gelmişti. Doğduğundan sadece kırk bir gün sonra işyerinin kreşine götürdüğüm oğlum sürekli ağlıyordu. Ne yaptıysa bakıcılar, öğretmenler susturamadı. Kreşte çalışanlar o kadar çok üzülüyordu ki… Günde iki kere süt iznim olduğu halde beni sürekli telefonla arayarak kreşe gelmemi bebeğimi rahatlatmamı istiyorlardı. Bir haftanın sonunda oğlumun neden ağladığını keşfetmiştik Başhemşiremiz Zekiye Hanım bu çocuk senin kokunu arıyor, evde birlikte kullandığınız eşyalardan getir dedi. Bende yastık, yorgan ve başıma örttüğüm tülbentti kreşe getirdim.
İlk günden ağlamaları bitti iç huzura erdi. O huzura erince ben de huzurla işimi yapabildim.
Bir de ben deneyim dedim. Evden işyerimdeki masamın üstüne koyabileceğim çocuklarıma ait küçük oyuncaklar getirdim.
Huzurumu buldum iç konuşmalarım azaldı. Yalnızlık duygusundan çıktım.
Evden getirdiğim bu oyuncaklara baktıkça çocuklarımı düşünürdüm. Avucumun içine oyuncakları koyar çocuklarımın bütün yaşam enerjisini, sevgisini hissederdim. Yapamayacağım düşünülerek bana verilen işlere başlamadan önce içimden sessizce oyuncaklarla konuşur. Korkma yalnız değilsin. Seni seven mangal gibi yürekler var. Halledersin derdim. Ne de olsa ben çocuklarımın gözünde atom karıncaydım.
Zaman içinde bu bende alışkanlık oldu. Ne zaman yeni bir işyerinde başlayacak olsam evden masamın üstüne koyabileceğim küçük eşyalar, oyuncaklar götürürdüm. Daha sonra da çok sevdiğim insanlara bendeki yaşam enerjisini, sevgimi hissetsin diye avuç içine sığabilen küçük eşyalar hediye etmeye başladım. Sıkıldığında, üzüldüğünde,mutlu olduğunda avucunda tut,yalnız değilsin diyerek hediye ettim.
Huzur beynimizde başlıyor. Kişiye göre şekli ve algısı değişiyor.
Huzur bir gün sevdiğiniz insanın kollarındaki ten sıcaklığında karşımıza çıkıyor. Bir gün evimizde olmanın verdiği keyifte, bir fincan kahvede, yeryüzünde, gökyüzünde, seni seviyorum kelimesinde, anneanne diyerek koşan torun da, başarmanın verdiği keyifte, değerli olduğunuzu hissettiren insanların yanında.
YANİ HUZUR YANIBAŞINIZDA.
Huzur : mutluluk, yaşam enerjisi, ateşleyici, gitmek istediğiniz yol, yoldaş...
‘ Huzurlu günlere! ’