Yaşar Kemal destan gergefinde (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

16 Temmuz 2015 Perşembe 08:54

Hayri K.Yetik, Yaşar Kemal’in yerelden evsensele ulaşmasını, umutlarının gerçekleşmesi yönünde edebi eserler verdiğine işaret etmektedir. En önemlisi İnce Memed romanı ile Yaşar Kemal’in duruşunu şöyle anlatmaktadır (Yaşar Kemal’e Şükran, Lacivert, yıl:4, sayı:23 Eylül-Ekim 2008, s.56-57):

"Yaşar Kemal, adı gibi yazgısını da değiştirmiş böyle bir yazardır. Onu büyük yapan en önemli yanı yerelden yola koyulup evrensele ulaşan kuşatıcılığa sahip olmasıdır. Bunu İnce Memed’den başlayarak gösterir. Geçmişe uzanır, gelenekten beslenir; ülkenin kaderini de değiştirmesi gerektiği bilincini ülkenin yarını için romanlarında içrekçi bir tutumla işler.

"Yazınsal metinlerin tarihe tanıklığı Yaşar Kemal’in romanlarında bireysel trajedilerle gerçekleşir; siyasi, ideolojik kurnazlığa yüz vermeden resmi ideolojinin maskesini indirir. İster Çukurova’dan yola koyulsun ister Ağrı’dan, çok uzaklara gitmez; ama, insanı anlatır iyiliği ve kötülüğüyle. Cumhuriyet’in dokunulmaz, değinilmez olduğu yıllarda İnce Memed gibi tıfıl bir genci, bir köylüyü çıkarır karşısına. Aslında Cumhuriyet’le bir derdi yoktur, derdi sömürüyledir, zalimledir, gerilikle, gericilikledir. Antik trajedilerde görmeye alışık olduğumuz kaderin cilvesi izlediği onda toplumcu gerçekçi bir yönsemeye evrilir. Yoksul bireylerin, çoğunluk Anadolu köylüsünün feodaliteyle kapitalistleşme arasında iki arada bir deredeki insanlık savunusu oluverir hikâyeleri. Din, hurafe, reel siyaset, cinsiyet ayrımcılığı, gelenek ve görenekler öte yandan sıkıştırır dünyadan bihaber kendi tarihini yaşayan kişilerini (s.56-57)".

*

Yaşar Kemal’in dokuma tezgahı, geniş ve uzun. Bir ucu Çukurova’da öteki ucu dünyanın öbür ucunda. Bir kuşak gibi sarmış cihanı. Baş desenler, ustalar Çukurova’dan, Anadolu’dan, türküler söyler, ağıtlar yakarlar tüm insanlar için. Sonra sıra bireylerin serüvenine, sevdalarına gelir.

Çukurova’nın Anadolu’nun, dönemin sorunları tezgâhın çözgüsü olur. Yaşar Kemal, bunlara renkler verir. Şahısların serüvenleri, atkısı olur dokumanın. Tezgâhın desenlerinde herkes vardır. Kim bakarsa baksın, kendisini bulur içinde.

Tezgâhta her şey vardır. Aile sorunları, sevdalar, hasret, hıyanet, ayrılık, eşkıya, mahkum, kaçak, ağa, bey herkes vardır herkes. Kadın, erkek, hatun, cariye, çocuk, azap, ırgat, işçi, patron, jandarma, vali, polis, muhbir, Osmanlı, devşirme, yerli, yabancı, dağlı, şehirli, herkes vardır herkes. Herkese her şeye vermiştir Yaşar Kemal.  

Yaşar Kemal’in gergefinde, nazarlıkların yerine başlar asılıdır, başlar. Pir Sultanın, Şeyh Said’in, Deniz Geçmiş’in ve daha nicelerin koparılmış başları.

Destanlarında ada, balıklar, yılanlar, hayvanlar, at ve kılıç, deniz, dağlar, vadiler, sazlıklar, ağaçlar, bitkiler, çiçekler, göller, ırmaklar, köyler, kasabalar, şehirler, yollar, eşkiyalar, cinayet firar her şey var her şey. Zor, zulüm, işkence, imha, inkâr, iskân, teneşir, aşıklar, dengbejler, öykü ve meseller her şey var her şey. Sendikalar, grevler, fakirler, zenginler, konaklar, gecekondu, abide mezarlar, âlimler, arifler, ayinler, efsaneler, hurafeler, bilimsel gerçekler, maddi ve manevi kültür ürünleri hepsi hepsi var.

Yaşar Kemal’in destanlarında yerin altı ve üstü, eskilerin eserleri, izleri, sesleri, sözleri, Karacaoğlan, Özdeşlioğlu, Dadaloğlu, cem ayini, tahtacılar, Alevi Kürtler, Türkmenler, Kürt Beyleri, Zaza, Çerkez, Arap, Ermeni, Yezidi, Feqiye Teyran, Ahmedi Xane, Osmanlı Sultanları, Paşaları, Partiler, tek parti yönetimi, çok partili dönem, cezeevleri, işkenceler, demokratikleşme var, hepsi var olanları saymağa yer yetmez. Sanırım artık köy göründü kılavuz istemez. Yaşar Kemal’i düşünmek ve dönüp okumak çok şey getirecektir. Çok şey.

Uzun bir ömrü (doğumu 1923) dolu ve verimli yaşıyor Yaşar Kemal. Tezgâhı Anadolu kirkiti Çukurova, deseni insanlarımızdır, Yaşar Kemal’in. 

Emin Özdemir, Yaşar Kemal’in Dil Toprağı’nda (Yaşar Kemal Günleri, Edebiyatçılar Derneği, 21-22 Mayıs, 1993, Ankara, ISBN: 975-7872-00-8, 108 s., s.24-28) doğa anlatımını, ayrıntıcı yanını, durumu açıklayan, somutçu, özgün anlatımlarıyla yeşerdiklerini söylemekte ve bir dilci olarak bunun altyapısını açıklamaktadır. Türkçenin özellikli anlatımı yanında, Yaşar Kemal'in yaratıcı üslubuna ve bunun nasıl oluştuğuna işaret etmektedir.

"Doğa, Yaşar Kemal’in sözvarlığını kuran, oluşturan bir etken değildir yalnızca. Sözvarlığının yanı sıra, anlatım örüntüsünü de büyük ölçüde etkiler. Doğayı kurdu kuşu, börtü böceği, bitkisi çiçeği, hayvanı insanıyla dilde sergileme isteği, iki yönden baskı altında tutar Yaşar Kemal’i. Bir yandan görme, işitme, tatma, koklama, dokunma duyularını tüm gücüyle kullanarak ayrıntıları seçmeye zorlar. “Yeşil”e, yeşil demekle yetinmez. Nasıl bir yeşil? “Zehir yeşili” mi, “çimen yeşili”mi, “şimşek yeşili”mi “yosun yeşili”mi… olduğunu belirtir. Bu tutum, ayrıntı seçme ustası kılar Yaşar Kemal’i.

"Ayrıntıcı oluş, dilin söz dağarcığını da sürekli bir prizmadan geçirmeye zorlar Yaşar Kemal’i. Yansıtmak istediğine uygun sözcüğü sözcükleri bulmaya iter. Sözcüklerin ardına düşer. Bir tartımdan geçirir onları. Yansıtmak istediği ayrıntıyla seçtiği sözcüğün örtüşmesine özen gösterir. Böylece onun sözcük haritası alabildiğine genişler. Genel dilin sözlüğünden içeri girmemiş nice söz değeri, Yaşar Kemal’in dil toprağında boy atar, gelişir.

"Somutlama; Türkçenin doğasında, sözvarlığının yapısında vardır. Başta deyimlerimiz olmak üzere, halk dilinin söz değerleri, adlandırılarak söyleyeyim, atasözleri, yakarışlar, ilençler, kalıp sözler, bitki adları, renk adları dilimizin bu yönünü örneklendirecek özellikler içermektedir (s.24-25).

"Halk dilinin verimlerini kendi söylemi içinde eritme, Yaşar Kemal’in özgünlüğünü belirleyen yönlerinden biridir. Örneğin bizim folklor geleneğimizde doğa kişileştirilir hep. İnsanımız ağaçla, kuşla, yıldızla, dağla, kayayla konuşur. Bunu Yaşar Kemal’in Ortadirek’indeki ve Ölmezotu’nda Meryemce’nin otla, ağaçla, yıldızla, horozla konuşmasında buluruz (s.28)". 

Alpay Kabacalı şöyle demektedir (Yaşar Kemal’de Şiirsel Söylem, a.g.e. s.35-39):

Yaşar Kemal’e göre, “her romanın ayrı bir dili, her hikâyenin ayrı bir dili olmalı. Kendini tekrar eden bir yazar ölmüştür.” Bu nedenle “Kimsecik”in dilinin İnce Memed’in dili ile ilgisi yok, Ortadirek’in dilinin İnce Memed ile ilgisi yok, Demirciler’in dilinin Ağrıdağı ile yok”tur (s.36).   

Alpay Kabacal, Yaşar Kemal'in “neyi nasıl anlattığı” konusunda şöyle bir sınıflandırma yapmaktadır: Olgu ve eylemde (düz, mitik, ironik) doğa’da (Şiirsel-lirik, alegorik) kişiler için (düz, alegorik, mitik, ironik), insan psikoloji içinde (şiirsel, mitik, alegorik, ironik) anlatım yöntemlerini kullandığını bildirmektedir (s.36-37).

Yaşar Kemal, Üç Anadolu Efsanesi’ni, kendisince anlatmaktadır. Nakışta değişmeler, ekler vardır. Binboğalar Efsanesi, Çukurova’da Türkmen efsanesidir. Yaşar Kemal dokumuş bunu. Ağrı Dağı Efsanesi Yaşar Kemal’in Kürt kültüründen Türkçe dokumasıdır. Bu destan ayrıca incelenecek önemdedir, yapacağız.

Bu efsanelerde; Yaşar Kemal’de bir efsane olmakta. Türkçeyi bir türküye bir musikiye bir ritme dönüştürmüştür. İlk satırından sona kadar okuyucuyu, dinleyeni sarmakta, onu efsaneye katmaktadır.

Görülüyor ki Yaşar Kemal’de, eserleri de, dili de “bir efsanedir efsane”… Gerçekçi bir gözle incelenmeli efsane…

İstanbul/Gaziosmanpaşa, Mevlana Mahallesi,14.4.2008

***

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.