Lozan ruhu

Sedat MEMİLİ

24 Temmuz 2015 Cuma 08:55

“Bilirsiniz ki yeni Türk devletinden önce Osmanlı Devleti, Kapitülasyon adı altında ayrıcalıklı hakların tutsağı idi. Hıristiyan halkın birçok ayrıcalığı ve önceliği vardı.

Osmanlı Devleti’nin yabancıları yargılama hakkı yoktu.

Kendi uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alamıyordu. Osmanlı Devleti Ulusun her türlü gelirini karşılık göstererek, devletin onurunu, şerefini ayaklar altına alarak borçlara girmiştir.

Lozan barış Antlaşması’ndaki kuralları, diğer barış önerileri ile karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim.

Bu anlaşma Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin , kırılıp önlenişini gösteren bir belgedir…”

Mustafa Kemal Atatürk,  Nutuk’ta Lozan barış Antlaşmasını böyle tanımlamıştır.

Kabaca nasıl anlayalım Lozan’ı;

Kapitülasyonlar bir ülkenin egemenlik hakkının yara almasıdır.

Borçlanma ve bu borçlanma karşılığında verilen ödünler de egemenlik hakkının ihlalidir.

İnsan biraz uzun, biraz kısa, biraz esmer, biraz, zengin biraz fakir olabilir…

Biraz uçuk, biraz kaçık, biraz sevimli veya sevimsiz olabilir…

Ama insan biraz halile olamaz.

İnsan biraz şerefli, biraz namuslu olamaz.

Ya şereflidir ya da şerefsizdir…

Egemenlik hakkı kutsaldır; egemenlik hakkından biraz ödün verilemez.

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atmış – 24 Temmuz 1923; anlaşmadan birkaç ay sonra Cumhuriyet İlan edilmiştir – egemenlik hakkı üzerindeki o “biraz” kavramını yerle bir etmiştir.

Değerli okurlar, insanın kısa yaşamında bir takım gelişmeler basit gibi gelebilir ancak; devletlerin tarihinde o basit görülen şeyler, binlerce yıllık insan yaşamını direk etkilerler.

“Vatikan: Para ve Kan İmparatorluğu” kitabımın hazırlık aşamasında, Avrupa’nın Türk ve İslam coğrafyasına karşı saldırıları, nedenleri ve sonuçlarını inceleme olanağım olmuştu.

Bu saldırıların tarihsel niteliklerini kavramadan “Lozan”ı anlamak maalesef güç oluyor.

Son 13 yılda, Cumhuriyetin temel nitelikleri, Atatürk’ün ilkeleri ve özellikle de Altı Ok’un temsil ettiği değerler bir kenara bırakılıp unutturuldukça Lozan’ın önemini kavramak ihmal ediliyor…

Öyle zannediliyor; Oysa;

Cumhuriyetin oluşturduğu, fabrikalar, yollar, rıhtımlar ve ürettiği değerler, haraç mezat satıldıkça,

Borçlanma ekonomisi ile özgürlüğümüzü gasp eden paralar ortada dolaştıkça,

Kendi kaynaklarımızdan akan suları içmek için dahi özel kurumlara para verdikçe,

Madenler özelinde toprak altı ve toprak üstü zenginliklerimiz talan edildikçe,

Yüz yıllık ağaçlarımız kesilip coğrafyamız çölleştirme ile karşılaştıkça,

Basının üzerine uygulanan sansür arttıkça,

Eğitim sistemimizden, matematik, mantık, sosyoloji, fen bilimleri gibi dersler çıkarılıp, çocuklarımızın kafası hurafeler ile dolduruldukça…

Lozan Barış Antlaşması’nın ruhuna daha çok ihtiyaç doğmaktadır.

“Dahili ve Harici bedhahların” Sevr’i geri getirme çabalarına karşı Lozan daima daha dinç ve daha kararlı olarak hayata geçirilecektir.

Lozan Ruhu hala bazılarının uykusunu kaçırmaya devam etmektedir.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.