Suruç katliamından önce (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

24 Temmuz 2015 Cuma 08:57

Suruç Katliamı

Suruç’ta Ammara Kültür Merkezi önünde, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu bir basın açıklaması düzenledi. Kobani’ye yardım, destek amaçlı 19 ilden gelmişlerdi. Park yapacak, kütüphane kuracak, çalışanlara türkü söyleyecek, birlikte halay çekecek ve çocuklara oyuncaklar vereceklerdi. Kalabalığın ortasında bir intihar bombacısı pimi çekti ve patlattı, 32 kişinin ölümüne ve 400 kişinin yaralanmasına sebep oldu (21 Temmuz 2015)

Bu olayın şüphesiz öncesi ve bu noktaya gelişinin bir süreci vardır. Ayrıca getirecekleri de hesaplanmıştır Acaba yine “her neye mal olursa olsun” denilmiş midir? Nedenleri, amaçları tartışılmakta ve kurumlar, devlet suçlanmaktadır. Elbette hırsızın da suçu vardır. Ama katil/hırsız kimin taşeronudur?

07 Haziran 2015 tarihinde genel seçim yapılmış ve tek başına iktidar olan AKP hükümeti istifa etmiş ve koalisyon görüşmeleri devam etmektedir. Kabinedeki beş bakan artık Milletvekili bile değildir. Sınırlarımızda savaş devam etmekte, iki milyona yakın Suriyeli göçmen Türkiye’de kamplarda ve sokaklarda kalmaktadır.

Türkiye, bölgesinde örnek ülke iken; üzüntü ile belirtelim ki hastalanmış ve masaya yatırılmıştır. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Adıyaman’da Koçali Baraj yapımını önlemek amaçlı PKK militanları ile yapılan çatışmada vefat eden Uzman Onbaşının cenaze merasimindeki konuşmasında(21.7.2015); “Birileri bu ülkenin bölünebileceğini hayal ediyorsa, bilsinler ki biz her bedeli öderiz, ama buna izin vermeyiz” demektedir.

Vatandaşın demokratik hak talebini, “bölünme” olarak algılamak yanlıştan öte bir “kasıt”. Böylece, rejimi demokratize etmek yerine militarize etmek öne çıkmaktadır. Bu politika ve seçim yanlıştır. Alıngan olmağa hiç gerek yoktur “yağmur” başka “ördek” başkadır. Yanlışta ısrar ile ortam hazırlamaktır.

*

Emperyal ABD+Batı, ikinci paylaşımdan sonra devreye konulan Büyük/Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (BOP)un uygulamaya girmesiyle, Türkiye ve Ortadoğu’da önce dağınık siyasal hareketler başladı ve sonra hızla yayıldı. “Arap Baharı” hızla kışa döndü, ısıtacak ateş, yakmağa başladı. Devletlerin yönetimleri değişti: Saddam asıldı, Kaddafi lağımda yakalanıp öldürüldü. Yemen Başkanı tahtı bırakıp kaçtı. Mübarek yargılandı, cezalandırıldı, seçilen Mursi devrilip idama mahkûm edildi. Suriye iç-savaş içindedir, Beşar herhalde duracak ve Suriye belki Federal bir devlet olacak. Irak Federal Anayasası yapıldı, buna Göre Federal Kürt Parlamentosu karar alıyor. Sünni Irak herhalde IŞİD eliyle inşa edilecek.

Türkiye’den onbin militanın IŞİD saflarında olduğu, uzun Suriye sınırımız nedeniyle dışarıdan gelenlerin Türkiye üzerinden IŞİD’e katıldıkları dış basında fotoğraflarla yer almaktadır. Türkiye IŞİD’e karşı kurulan koalisyona kerhen katılmış ve ortaklığın IŞİD’e karşı istediği davranışları sergilememiş ve bilakis IŞID’e destek olmakla suçlanmıştır. ABD uçakları Körfezden kalkıp Suriye sınırımızdaki IŞİD konvoyunu ve binalarını bombalamaktadır. Türkiye, İncirlik Üssünün kullanılmasına izin vermemiştir.

IŞİD ve Türkiye

Türkiye içinde, Nakşî/Selefi tarikat üzerinden IŞİD’e bir sempati ve destek doğmuştur. Türkiye’den giden militanların ve Türkiye içinde IŞİD’ci militan evleri/organizasyonlarının bulunduğu bilinmektedir.

Türkiye sınırından geçişlerde, IŞİD lehine bir kolaylığın olduğu ileri sürülmüş ve fotoğraflar yayınlanmıştır. Buna karşın sivil halkın Türkiye sınırında tuttukları el-ele sınır kontrolü eylemlerine karşı gaz, cop, kalkan, Tomalar kullanılmış, usandırıcı kontroller yapılmış ve arada bir sınırda infazlar olmuştur. Buna karşın IŞİD’le ilgili bir önlem basında yer almamıştır.

Havuz basını-medyası, IŞİD’i taşeron bilerek himayekar yayınlar yapmış ve direnenleri suçlamaktadır.

Türkiye İdarecileri, IŞİD’i uzun süre “terörist” olarak adlandırmadılar. Niğde sınırında E-5 üzerinde Jandarmanın yaptığı kontrolde, IŞİD militanları ile yapılan silahlı çatışma, Adana-Mersin HDP il binalarında yapılan bombalı saldırı, Diyarbakır HDP Mitinginde patlatılan İki bomba ile yapılan katliam hep IŞİD’i gösterdi. Suriye’den attığı birçok top mermisi ile IŞİD Akçakale’de yaralanmaya, zayiata, bölgenin tahliye edilmesine sebep oldu.

Reyhanlıda Belediye önüne konulan iki bombalı araba, üç dakika ara ile patlatılarak (11 Mayıs 2013) 52 insanın ölmesine ve 400 kişinin yaralanmasına fail olan IŞİD, saldırıyı üstlendi(30 Eylül 2013).

Türkiye siyasi kamuoyu öteden beri IŞİD konusunda tedirgindir ve olayları ibretle izlemekte, Hükümet politikalarına karşı itiraz eylemleri düzenlemektedir. Genel olarak Suriye’deki iç savaş dolayısıyla, iktidar ile muhalefet arasında bir tercih ve algı farkı vardır.

Suriye’den Türkiye’ye giriş yapmış vasıta sayıları arasında 6203 araba kayıt dışı bulunmaktadır (Gümrükten geçen 14293 vasıtaya karşılık Emniyetin ruhsat verdiği ise 8090 arabadır).

MİT, Irak ve Suriye’den üç bin IŞİD militanının Türkiye’ye geçtiğini ve dağıldığını, bunların bombalama yapabilecekleri ve canlı-bomba olabilecekleri, Emniyete bildirmiştir (10.2.2015).

Urfa’da bir yılda 800 IŞİD militanının yakalandığı bildirilmiş (21.01.2015) ve fakat sonuç açıklanmamıştır.

Basit bir internet aramasında bu bilgiler yanında, Urfa’da IŞİD’cilerin cirit attığı, şehir varoşunda bir hastanenin bulunduğu haberi yer almaktadır (24.09.2014). Daha önce de silahlı ve yaralı militanların fotoğrafları yayınlanmıştı.

IŞİD’in Tel-Abyad’dan çıkarılmasıyla, sığınmacı kafilelerle Türkiye ye giren militanları için, Akçakale’de bir evin Karargâh olarak tahsis edildiği ve güvene alındığı bildirilmiştir (20.06.2015).

Bütün bunlar bilinirken, gazetecilerin IŞİD’in Urfa’daki durumu hakkında Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük’e IŞİD’le ilgili soru sormaları, Valiyi kızdırmış ve üç gazeteciyi gözaltına aldırmıştır(16.6.2015).

Son günlerde, özellikle İstanbul’da ve eş zamanlı olarak başka illerde, IŞİD evlerine gece baskın yapılmıştır. İstanbul’da kırda verilen bir iftar toplantısında konuşan grubun imamın Hükümeti tehdit ettiği basında yer almıştır ve hatta Suruç’taki intihar bombasının buna cevap olarak patlatıldığı ileri sürülmüştür.

(Not: Yazıdaki kısaltmaların hepsi bir örgütü ifade etmektedir. İsim farkı, örgütün evrimi nedeniyle oluşmaktadır.)

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.