Suruç katliamından önce (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

25 Temmuz 2015 Cumartesi 08:56

IŞİD nasıl doğdu ve süreç

Görünen köy Kılavuz istemez. İki körfez savaşıyla komşu Irakta Saddam devrildi, asıldı. ABD, Irak Ordusunu dağıttı. Sünni Saddam yönetimindeki Irak Şii El-Maliki yönetimine geçti ve Sünniler yönetimden dışlandı. Böylece Irakta Sünni-Şii çatışması başladı. Irakta Kürt Bölgesi Federal yapıya kavuştu.

Baas rejiminden kalma Sünni Irak askerleri (2004), Afganistan milisleri ile birleşerek El-Kaide içinden kurulan (1999)Tevhid vel-Cihad örgütü, Sünni Irak coğrafyasında, İzzet et-Duri Başkanlığında Irak İslam devletini kurduklarını ilan ettiler (2006). Bu arada adeta yıldırım savaş taktiği ile etrafına saldırarak hızla toprak/şehir işgal etti ve genişledi. Irakta Duhok, Heweler, Bağdat, Kerkük yakınlarına geldi.

DAEŞ, Musul’u işgal etti ve buradaki Türkiye Musul Konsolosluğu binasını işgal ile içindeki 49 personeli 90 gün rehin tuttu ve pazarlıklar sonrası serbest bıraktı. Örgüt, Suriye topraklarını ve Kürt Bölgesini kısmen işgal etti, Rakkayı Başşehir yaptı. İşgal ettiği yerlerde İslam Şeriatını uyguladı. Aşırı kan dökerek, kafa keserek, toplu katliamlar yaparak halkın kalbine korku saldı ve iki milyondan fazla insan her şeyini terk ederek topraklarından Irak ve Suriye’den kaçarak başka ülkelere sığındılar. Tüm bölge sanki Moğol saldırısını yaşıyordu. Şengal’deki Ezidi katliamı ve esir alınmış kadınların/kızların satılması insanlık onurunu kırmıştır.

Batının desteği ile kurulmuş ve önce Rusya’ya karşı kullanılmış İslami Milis/Gerilla Güçleri savaş deneyimi kazandılar. Rusya’nın Afganistan’dan çıkmasından sonra ABD, NATO desteğinde Afganistan’ı işgal etti. Taliban yönetimi hala ABD’ye karşı direnmektedir.

11 Eylül 2004 tarihinde ABD’de ikiz kulelere yapılmış saldırı nedeniyle ABD; Saddam Hüseyin’i “radikal İslamı destekliyor ve kitle imha silahlarına sahiptir” diyerek Irak’a saldırmıştı. Afganistan’daki milis İslami güçler bu defa Irakta ABD’ye karşı savaştılar. Bu örgütler, bir Boomerang, bir Frankeştayn oldu. Silah onu kullananlara döndü.

ABD bu defa, Irak ve Suriye topraklarını işgal eden IŞİD’e karşı bir koalisyon kurdu ve onunla savaşıyor. BOP’u gerçekleştirmek için Bölge devletlerinde istikrara bozuluyor, iç-savaş be belirsizlik oluşunca da yeniden düzenleme yapılıyor.

Emperyal açıdan görülüyor ve anlaşılıyor ki, DAEŞ gereklidir ve fakat kontrolde tutulmalıdır. Bu nedenledir ki dağıldığı coğrafya ve işgal ettiği şehirlerin bombalanarak IŞİD’in etkisiz duruma getirilmesi uygun görülmemiştir. Bu amaçla ancak bazı durumlarda ve sınırlı olarak hava bombardımanı yapılmaktadır. IŞİD’e karşı koalisyonun Kara gücünü Kürtler oluşturmaktadır. Bu noktada Kürtler ittifakın içindedir.

Osmanlılar döneminde Bilad-ı Şam Vilayeti/Eyaleti içinde şimdiki Lübnan ve Ürdün’ün de bir kısmı bulunmakta idi. Irak İslam Devleti adını Irak-Şam İslam Devleti olarak değiştirdi (2013). Şimdi tekrar isim değiştirerek (Irak) İslam Devleti yapmıştır.

İD ile birçok cephede savaş devam etmektedir. Kürtler dillere destan olmuş Kobani direnişi ve kurtarımı ile kahramanlıklarını ve işbirliği yapılır bir millet olduklarını cihana ispat ettiler. İD elindeki topraklarını kurtararak ve tarihi sınırlarına varmayı hedefleyerek Kürtler savaşmaktadır.

Suriye Kürtleri kendi bölgelerinde Kanton Yönetimi ile “Demokratik Halk” fikrini gerçekleştirerek Ortadoğu’da barışın örneğini sergilemektedirler. Bu idare şekli, özgür demokratik katılımla dünyaya örnek teşkil etmektedir. Kavim, din, mezhep ayırımı gözetmeden her grup nüfusu oranında idareye katılmakta ve Meclisleri karar almaktadır. Toprakların savunması da öz güçlerine dayanmakta ve dünya da onlara yardımcı olmaktadır.

Ortadoğu’daki bu savaşların başlaması, devam etmesi, sönüp tekrar ve farklı noktalarda yangının çıkması; ABD+Batının yapmak istediği üçüncü emperyal Paylaşım Projesinin gerçekleşmesine endekslenmiş gibidir.

Bölgemizdeki bu savaşların aktörleri arasında her birinin kendisine göre bir “Kürt kartı” vardır. Türkiye de DAEŞ üzerinden Suriye’de anti-Kürt politikasını izlemektedir: ”Her neye mal olursa olsun sınırımızda bir devletleşmeye izin verilmeyecektir” denilmiştir. Genel tercih bu olunca, Kürtlerin Türk kavminden olmadıkları ve fakat birlikte Türkiye Devletinin vatandaşı oldukları, yaşanan 30 yıllık savaş ile anlaşılmıştır.

“Kürt Sorunu Çözüm Süreci” başlamış, taraflar Dolmabahçe Deklarasyonu ile süreci açıklamış ve görüşmeleri sürdürmüşlerdir. Daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan; Çözüm sürecinin, masa ve taraflarının (olmadığını )“yok” olduğunu söyleyerek görüşmeleri sonlandırmıştır.

Suruç’taki intihar bombasıyla katlen şehit edilen 32 kişi ve yaralanan 400 kişinin elemi ızdırabı Türkiye ve dünya gündemindedir. Roboski kadar normal görülmüş ve kimse programını değiştirmemiştir. Bu çok garip, ayıp ve ürküten bir vurdumduymazlıktır.

Türkiye’nin her tarafında bu katliamı lanetleme ve birlik gösterileri yapılmaktadır. 6-8 Ekim 2014 Kobani kuşatmasını protesto için yapılan mitinglerde 52 vatandaşımız hayatını kaybetmişti ve şehirlerde tahribatlar olmuştu. Buna benzer olayları önlemek için çok tartışılan “İç Güvenlik Yasası” çıkarılmıştı. Böylece olaylar başlamadan “makul şüphe” adıyla, henüz ortada hiçbir şey yok iken, kişiler gözaltına alınacak ve olaylar bittikten sonra serbest bırakılacak veya 3 günlük nezaret süresinden sonra adliyeye sevk edilecektir.

Suruç’taki olaydan önce, yurdun birçok yerinden asker, mühimmat, özel birlikler Suriye sınırımıza getirilmiş, konumlandırılmış, hendekler kazılmış, birlik komutanları ile Ankara’da toplantılar yapılmış ve Orgeneral seviyesinde Komutanlar Birlikleri teftiş etmişlerdir.

Bütün bunlara rağmen, cephe gerisinde Suruç’ta bomba patlatılarak meşum katliam yapılmıştır.

Bu nasıl mümkün olur? Bir Allahın kulu bunu görmemiş ve haberdar olmamış olabilir mi?

Tartışma devam edecektir.

Bu arada Bölgede ve dışında başka olaylar da vuku bulmaktadır.

Türkiye Suriye’deki savaşa dâhil olmamalı ve bunu Türkiye’ye taştırtmamalıdır.

Herkes teyakkuzdadır.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.