Herkes, “belgesel izliyorum” der ya! İnanmayın çoğu yalan. Siz onların hangi belgeselleri izlediğini bilirsiniz. Ama ben gerçekten ender olarak izlediğim belgesellerin birinde, kumsalda yumurtadan çıkan caretta caretta… O ne ya! Kaplumbağa…
Haydi biz diyelim Tosbağa.
Yumurtadan çıkan tosbağalar, yaşamak için kumsalda yol alıp denize ulaşmak zorundadırlar.
Bir gün, miskin miskin ve üstelik esneye esneye bu belgeseli seyrediyorum.
İçimden “vay canına!” deyip duruyorum.
Yumurtadan yeni çıkan yavrunun yaşam mücadelesine hayret etmemek mümkün değil.
Bakın şimdi, yumurtaların önce, kumun altında iken yılanlar, kurt, çakal vs canlılardan korunması gerek. Bu korunma tamamlandıktan sonra, yumurtadan çıkan yavru, zamanını şeytanca bilen martıları atlatarak suya ulaşmak zorundadır.
Sadece Martı mı? Hayır, yumurtadan çıkış zamanını bilen her kuş ziyafet için bu anı bekler.
Tosbağa yavrusu bu tehlikeyi atlatırsa suya ulaşır. Kurtulur mu? Yok efendim nerede?
Su içinde bekleyen balıklar, böcükler her neyse…
Yumurtadan 100 tane olarak çıkan yavrunun ya beşi veya onu mutlu sona ulaşır…
Bunu düşüne düşüne uyudum.
Vallahi uyudum.
*
Hani “ben İzmir’deykennnn” diyordum ya. Maceranın bittiğini zannetmeyin.
Uçak biletlerini önceden aldığım için ucuzdu.
İşte uçağı beklerken içim yandı. Bir şişe su aldım. 1 TL uzattım üstünü bekliyorum.
Adam bir paraya bir bana baktı; ben de bir su şişesine bir adama baktım…
Baktı; baktım; bakıştık…
“Tamam tamam” dedim “üstü kalsın.”
Kibar adam birden değişti: “Ne tamamı kardeşim 2. TL daha vereceksin…”
Yanlış bir şey mi aldım diye tekrar su şişesine baktım. Yok benim tanıdığım, Obalar Caddesi’nde 35 kuruş, bakkalda 50 kuruşa satılan su.
Paşa paşa bir suya 3. TL ödedik. Hani kolisi 3.75 kuruşa sayılan suya.
Bir arkadaşımın anlattığını hatırladım. Çantasında kraker taşıyordu. Bu ne deyince? “Havaalanında 75 kuruşluk krakere 8. TL ödedim. Ben bunu yer miyim? Hatıra olarak saklıyorum. Hayatım boyu 8. TL ödeyerek aldığım ilk ve tek kraker” dedi.
Şimdi, bir kahve,çay ve yanında bir kraker ile havaalanı kafeteryasına oturduğunuzda ödediğiniz para, uçak fiyatından daha pahalı.
Havaalanına girmek için küçük bir para ödüyorsunuz; (Tosbağalar da kumsala kolayca yumurtluyor. Kimse onları rahatsız etmiyor.) Havaalanı sınırına girip de çıkana kadar, önce kafeteryanın saldırısı, sonra hediyelik eşya, sonra martılar… Yok… Yok! Hamallar, taksiler… Ve ardından uçağın geliş saatinde anons yapan Trafik Polisleri…
Taksiler deyince, önceleri ister gece ister gündüz havaalanından taksiye bindiğinde gece tarifesini çalıştırırlardı. Çünkü az sayıda uçak iner kalkardı bu sistem taksicileri destekleyen bir uygulama idi. Ama şimdi, Adana Otogarına giren otobüs sayısı kadar uçak inip kalkıyor.
Bence, havaalanındaki tarifenin dört katına çıkarılması gerek. Ne bu çift kat? Hatta otogardaki taksicilerin de tarifeyi iki kat yapması gerek.
Çünkü havaalanına giren yolcuya daha pahalı fiyat, daha çok trafik cezası, daha yüksek taksi tarifesi…
Bir yolcu havaalanına girmişse, kazıklanmadan çıkma şansı, tosbağaların suya ulaşma şansından daha yüksek olmamalıdır.
Benden bu kadar hainlik…