Terörle mücadelede yasal zemin

Dr. Ömer ULUÇAY

06 Ağustos 2015 Perşembe 05:00

Her devlet kendisini korumanın yasal zeminini oluşturmuştur. Ancak zaman içinde suç ve vasıflarında değişmeler olmakta ve bu nedenle de yeni yasal düzenlemeler zorunlu olmaktadır. Anayasal düzeni zorla değiştirmek, bir sınıfa dayalı sistem oluşturmak, halkı birbirine karşı kin ve düşmanlığa sevk etmek, müesses nizamı şeriat esaslarına dayandırmak gibi suçlar nedeniyle Türkiye’de birçok kişi idam edilmiş ve bazıları da yıllarca mahkûm edilmiştir.

Ne var ki bu suçlamalarda, suç uzun süreli olmamış ve yapanların hemen tamamı fazlasıyla yakalanmıştır. Böylece eylemler ve buna kalkışanların sonu getirilmiştir. Siyasal sistem, bazı fikir ve düşünceleri yasaklayınca, bu görüşler yok olmamış ve fakat yeraltına geçerek faaliyetlerini sürdürmüştür. Bunlar da takip ile zaman zaman yaygın ve kitlesel tutuklamalar yapılmıştır. Belirtilen suçlamalarla, “devlet aleyhine cürüm” kararlarıyla bunlar siyaset dışı bırakılmışlardır.

Bu mücadele, siyasi ve sivil bir mücadeledir. Hükümet darbeleri de aynı mahiyette olmakla birlikte farklı şekillerde sonuçlanmıştır.21-22 Şubat 1962’lerdek askeri direnişler bastırılmış ve nihayet ikinci denemesinde Talat Aydemir idam edilmiştir.

Türkiye İşçi Partisi, 1960 sonrasında ayrı bir ses ve renk olarak siyasette var olmuş, Artık De-Hont Seçim Sistemi ile TBMM’de 15 Milletvekili ile temsil edilmişti.

Daha sonra Dev-Genç Davası ve nihayet Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın 06 May 2013 tarihinde idam edilmesi büyük bir sosyal  travmaya neden oldu ve etkileri hala devam etmektedir.

Bu dönemlerde Kürt siyaseti bir tehlike olarak algılanmış ve 49’lar Davası görülmüştür.

12 Eylül 1980 Darbesiyle, sivil Kürt Hareketi yasaklanmış, Diyarbakır Askeri Cezaevi insanlık dışı baskı ve işkencelere sahne olmuştur. Bunun üzerine, legal siyaset yolları tıkanmış Kürt siyaseti, Silahlı Siyasal Kürt Hareketi olarak 1984 Eruh baskını ile Türkiye’nin gündemine girmiştir. Bu tarihten beri Türkiye, “Terör” sınıflaması içinde, siyasal istekleri bulunan bir örgütle (PKK) mücadele içindedir. Bu ortamda doğmuş olanlar şimdi 30 yaşındadır. Bu mücadele binlerce cana, fazlaca mala ve zamana, acı ve ızdıraba mal olmuştur.

Bu mücadelenin yasal ortamını düzenlemek zarureti doğmuş ve adına kısaca Çözüm Yasası denilerek kanun çıkarıldı.

“Terörün Sona Erdirilmesi Ve Toplumsal Bütünleşmenin

Güçlendirilmesine Dair Kanun”[1]

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

MADDE 2 – (1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.

b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.

c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.

ç) Bu Kanun kapsamında yapılan çalışmalar ile alınan tedbirlere ilişkin kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesini sağlar.

d) Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.

e) Gerekli mevzuat çalışmalarını yapar.

MADDE 3 – (1) Bakanlar Kurulu, çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları almaya yetkilidir.

(2) Çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülür.

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.

MADDE 5 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Bu kanunun 2.Md’sinde belirtilen işlemler daha önce yapıldığı için, yapanları mesul tutmamak amacıyla konulmuştur.

*

Asıl sorunun adı “Kürt Sorunu” idi. Başbakan ve öncekiler de böyle demişlerdi. Ama Yasada Kürt adı kullanılmadı. Nitekim Üniversitelerde de Kürtçe ve lehçelerini araştırmak üzere Enstitü ve merkezler kuruldu. Ama bunlar “Yaşayan Diller olarak adlandırıldı. Kısacası bu 30 yıllık mücadeleye ve resmi deyişlere rağmen “Kürt” adı yasa ve Tüzük metinlerine konulmadı. “Çözüm Süreci” ifadesi de belirsizdir. Bundan murat “Kürt Sorununun Çözümü” olduğu açıktır. Ama Devlet resmen Kürt varlığını inkâra devam etmektedir.

Bu Kanuna göre hazırlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Çözüm Sürecinin Esasları belirtilmiştir.

                                                                                

 

 

 

 

[1] [1]” (Kanun No. 6551,  Kabul Tarihi: 10/7/2014,    16 Temmuz 2014,Resmî Gazete, Sayı: 29062)

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.