Gazeteciler olarak herkese akıl verip, yaptıkları işleri eleştiriyoruz. Yeri geliyor hakaret bile ediyoruz. Yaptığımız her şeyi de “Basın özgürlüğü” sokmakta pek marifetliyiz. Ama aynaya pek baktığımız da söylenemez.
Dürüslük, kamunun hakkı, erdem ve üstün meziyetleri öne çıkarmakta üstümüze yok.
Aslında bizden kirlisi de yok!
Siyasilerle her türlü kafa kol ilişkisine giren, iş adamları önünde binbir takla atan, etkin ve yetkin isimlerin en sadık dostuymuş gibi görünen bizleriz. Elimizde kalem var diye her istediğimizi yazabileceğimizi sanıyoruz. İnsanları, hasbelkader elimize tutuşturulmuş kalemle tehdit ediyoruz.
Bir insanı silahla tehdit etmekten daha alçakçadır kalemle tehdit etmek.
Silahla tehdit ettiğinizde sadece canını almaya yönelirsiniz. Sonra da yaptığınızın cezasını çekersiniz. Kalemle tehdit ettiğinizde ise namusunu, şerefini, itibarını hedef alırsınız. Çok ucuz ve kolaydır bunu yapmak. Yaptırımı da pek yoktur, sıradan insanlara karşı.
Gazeteciler güce eğilir, güçlünün yanında yer alır, mazlum görünenin üzerine çullanır.
Meslektaşlarımdan hemen itirazların yükseldiğini duyar gibiyim. “Herkesi aynı kefeye niye koyuyorsun. Aramızda çürük elmalar var ama hepimiz de kirli değiliz” dediklerini duyuyorum sanki. Ne yapıyoruz peki çürükleri ayıklamak için?
Hiçbir şey!
Onlarla beraber yaşamaya alıştık, onları kanıksanık. Sadece içimizden konuşarak ayıplıyoruz.
O zaman bütün bu suçlara bizler de ortağız. Bu kirliliğin sorumluların hepimiziz. Tavır aldık mı, dışladık mı? Ne yaptık? Biz de çürüyoruz çürük elmaların içinde, farkında değiliz.
Şimdi ben suçüstü yakaladığım bu çirkefe iki tokat atsam Çukurova Gazeteciler Cemiyeti açıklama yapar, “Basına saldırıyı kınıyoruz” diye. Diğer meslektaşlarım da “Basına çirkin saldırı” şeklinde manşet atarlar...
O yüzden hiçbirimiz temiz değiliz.
Gazeteciliğin okulu yok. Okulu var da şart değil mesleği yapmak için. Herhangi bir mesleği yapmak için çıraklık, kalfalık, ustalık belgesi isterler ama herkes gazetecilik yapabilir. Aslında bir kriteri olmalı bunu yapmak için. Benim önerim yalan makinesi. Gazetecilik yapmak isteyen birini yalan makinesine sokacaksın. “Rüşvet almayacağım, bile bile yalan yazmayacağım, kalemimi kötüye kullanmayacağım, kimseye bilerek iftira atmayacağım vs” diye sorular soracaksın. Geçerse izin vereceksin gazetecilik yapmasına. Diploma miploma hikaye...
Bu yazı durup dururken yazılmadı. Dün tanık olduğum bir olaydan dolayı bu kadar öfkelendim. Meslektaşımız demeye bile utandığım biri, bildik yöntemlerle bir siyasiden “haraç” olmaya yeltendiği için bu kadar utandım. Bu yazı o olayın günah çıkarmasıdır.
Şimdi herkes merak ediyor. “Gazeteci kim, siyasetçi kim?” diye. Ne önemi var. Basının bu tür çirkefliklere yeltenmediğini hangimiz iddia edebilir? “Açıkla da bilelim” diyenleriniz de olacaktır. Şimdilik bende kalacak. Açıklamanın da bir anlamı yok zaten. Gazetecilerden tanımadığınız var mı? İsmin de önemi yok ayrıca. Sadece içinde bulunduğumuz ortam bu. Bilin istedim.
Mesleğin dibinde debelleniyoruz.
Aslında gazeteciliği hiç yapasım yok. Şimdilik aracımdaki basın plakasını torpido gözüne saklamakla başlıyorum. Herkese de tavsiye ediyorum...
Sonrasına bakarız...