“Savaş istiyorum...
Bunu yazan en önce vuruldu...” diyor Bertolt Brecht.
Evet, bende savaşı istiyor ve destekliyorum.
“Dostça yollardan başarılmayan işleri yumruk yapar...
Toprak, bir yiyecek kaynağı olduğu kadar, kuvvet politikasının da kaynağıdır... Şimdiye kadar hiç bir devlet ekonomi ve barışçı yollarla kurulmamıştır... Kılıçsız ekonomi politika olmayacağı gibi, iktidarsız sanayileşme de olmaz...
Sonsuz barışta insanlık çöker. En güçlü olan hakim olmalıdır. Zayıfla karışıp kurban olmamalıdır. Ancak doğuştan zayıf olanlar bu düşünceleri zalimlik sayabilir.
Yaşamak isteyenler dövüşmelidir. Ve sonsuz savaş dünyasında dövüşmek istemeyenlerin yaşama hakkı yoktur...” Diyerek dünyayı kana bulayan Hitler’in düşünce mirasına sahip sistemlerle savaşmak istiyorum.
ABD Başkanları; “Dünyanın efendisi olmak, tanrının ABD yurttaşlarına sağladığı bir ayrıcalıktır... Hiçbir ABD yurttaşı bu görevden kaçınamaz...” diyerek, dünyanın başına bela olmaktadırlar. Aynı düşünceyi Hitler’de ileri sürmüştü:
Tabiat tarafından sevilen, cesaret ve hamaratlık bakımından en güçlü olan, “Tanrının kendisine, efendi olma hakkı bağışladığı” çocuk kimdir? Ariler.” Bu gün “Ariler” kelimesini kaldırın yerine “ABD Yurttaşı” koyun. Ne değişiyor? Hiç.
İkinci paylaşım savaşının sonunda, Amerikan askerlerinin kurtarıcı melek olarak girdikleri coğrafya, bu gün Nazi yönetimini aratacak boyuttadır.
Evet savaşmak gerek. Hem de kıyasıya...
Ölümüne savaşmak...
Tanrı’nın adını kirleterek, ağza alınmayacak ama ancak kendi ruhları kadar çirkin zihniyetle savaşılmayacak da neyle savaşılacak...
Fabrikasında, tarlasında, ofisinde çalışan ya da iş bulamadığı için belki evinden dışarı çıkmamış olan ya da sıkıntısını kahve köşelerinde gideren insanların ölümüne kim karar verecek?
“Silahlı darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalışacağımıza kendimizi tutup, Reichstag’da katolik ve Marksistlerin karşısına çıkmalıyız. Onlar oy bakımından geçmek öldürmekten daha uzun zaman alacak, ama sonuç kendi anayasaları ile garantilenmiş olacak. Her kanuni hareket yavaş gider...”
Bu yöntemle başa gelen Hitler, yavaş giden “kanuni” yolla iktidarını sağlamlaştırmış ve oluşturacağı kan denizinin altyapısını hazırlamıştı.
Bu gün üçte bir oy çoğunluğu ile Büyük Millet Meclisinde üçte iki sandalyeye sahip olan AKP, umarım aynı hataya düşmez.
Özal’ın seçim kanunlarında yaptığı allengirli oyunlarla bu gün Anayasa’yı değiştirecek güce ulaşan AKP’nin, Türk halkını ABD’nin çirkin çıkarlarına alet etme hakkı olamaz.
Sonuçta AKP, halkın %65’inin istemediği bir iktidardır.
Mutluluk dönemlerini tarihin boş sayfaları olarak gören ve savaşın, dünyanın pisliklerini temizleyen Tanrısal bir rüzgâr olduğuna inanan çirkin ruhlarla savaşmak istiyorum.
Savaşa karar verdiği zaman kendi çocuklarını, kardeşlerini cephenin en ön hattına göndermeyenlerle savaşmak istiyorum.