Kuşlar da gittti... Yaşar Kemal da gitti... (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

20 Ağustos 2015 Perşembe 06:00

Çocukken ben de serçe kuşu avı için arkadaşlara katılmıştım ve gün batımına doğru kavak ve dut ağaçlarının bulunduğu bahçeye giderdik. Her birimizde birer lastik sapan vardı, ceplerimizi küçük taşlarla doldurmuştuk. Nişan alıyor, sessizce süzülüyor ve lastiği gerip bırakıyorduk. Her attığını vuranlarımız vardı. Yaralı kuşu elimize alır bu defa hayıflanır, yarın yapmayacağımızı söylerdik. Ama nedense, birisi çağırınca yine koşar giderdik.

Soğuk kış günlerinde, evlerin avlusuna tane serpilirdi. Kuşların birkaçı gelir de korku savulunca, kalanlar dolardı. Asıl taneler odaya serpilirdi. Yeterince kuş konar ve odaya geçerse, koşarak kapı kapatılır ve odadaki kuşlar camlara çarparak mecalsiz düşerlerdi. Artık içeri girilir ve kuşlar toplanırdı. Bunlardan bazısı yaralanmış olurdu. Bu kuşlar çok tüylü idi. Bir keresinde bir abi, kuşların kafasını koparıp kaynar suya attı, sonra tüylerini yoldu. Ortada küçük bir kuş gövdesi kaldı. Annesi onları kızartıp büyüsün diye oğluna yedirecekmiş.

Şu Suriye içsavaşından bir yıl önce Suriye'de bir geziye gitmiştim. Ünlü Kobani'de İbrahim Milli'nin torunu bizi misafir etmiş ve zengin bir yöresel sofra hazırlamıştı. Burdan bir sahanda yağda kızartılmış küçük bir şey vardı, yemem için davet edildim ve elle bir tanesini alıp onlar gibi hepsini ağzıma koydum. Sonra ne olduğunu sordum. Bunlar serçe kuşlarıdır, bizim burda çoktur, ağaçların üzerine konarlar. Akşam fanus yakıp ağ geriyorlar ve filelerle kuşları yakalıyor, eve götürüp temizliyor ve kızartılarak yenilmek üzere belli evlere götürürler. Erkeğe güç verirmiş ve büyük bir ikram kabul edilirmiş. Ben sadece tatmış ve ev sahibine teşekkür etmiştim. Sahanda bir şey kalmamıştı.

*

Florya düzlüğünde kuş avlayanlar üç arkadaştır, her biri bir ilden, değişik yaşlarda ve karakterlerde. Ama aynı kaderi, yoksulluğu ve çaresizliği yaşayanlar. Yine de birbirine ölümüne bağlı ve sadık olanlar: Uzun Süleyman, Semih ve Hayri.

Uzun kavağın dibinde oturup bunları gözleyenler Tuğrul ve arkadaşları, altı kişidirler. Bunlar, kuşçuları benimsemiyor ve sonunda birgün kavga ediyorlar. Semih bıçağı çekip saldırınca "muhallebi çocukları" çil yavrusu gibi dağılıyorlar. Ama daha sonra, kuşçuların da tuttukları kuşları yediklerini  ve böylece kuralı çiğnediklerini görüyorlar.

Yazar, önce Tuğrul'la tanışır, ama ısınamaz. Bunun devamlı dikizlediği çadırı ve kuşçuları görür, onların yanına gider. Bunlarla dost olur ve kuşçuluğu izler, anlatır. Yazar, coğrafyayı gezer mekânları öğrenir ve anlatır.

Kuşlar da Gitti'de kuşlar filelerle avlanmaktadır, işte şöyle:

"Bir sabah baktım ki Florya düzlüğüne bir sürü ağ kurulmuş, ormanın yanma, demiryoluna inen küçücük yamaca, dikenliğe, incir ağaçlarının altına, bademlerin dibindeki derin çukura, kavaklığın kıyısına... Çocuklar, delikanlılar, yaşlılar, çok düzgün giyinmişler, çok hırpaniler, tombalacılar, üçkâğıtçılar, terzi, demirci, tamirci çırakları, beceriksiz balıkçılar, hepsi hepsi ağlarını sermişler, petaniyalarını bağlamışlar, içi tuzak kuşlarla dolu kafeslerini ağların yöresine dizmişler, gözleri göklerde cüz çökmüşler, her birisinin ağzında kuş sesine benzer ıslıklar... Üstlerinden bir kuş kümesi geçmeye görsün, düzlüğü kuş sesleriyle dolduran ıslıklar". (S.8)

Kuşlar renkli ve desenlidir, cinsleri bellidir. Çocuklar usta olmuş, ağ germeği ve kapatmayı, kuşların isimlerini öğrenmişler. Kuşçu dükkânlarında, bunların bir kısmı kafeslere konularak satılmaktadır: "Saka sarıdır, ispinoz, iskete... Daha bir sürü küçücük parlak renkli kuş, göğsü sarıda, sarının en parlağı, en güzelinde. Kırmızısı kırmızının en yalımında... Sarısı zifiri karanlıkta, kırmızısı da, yeşili da öyle parıldayarak gözükür.(S.8)

Ekim-Aralık arasında deniz üzerinden ve Karadeniz'den kuş sürüleri gelir Florya düzlüğüne. Diken tohumlarıyla beslenen bu kuşlar ve bunlara dalan şahin, atmaca, kızıl kartal gibi avcı kuşlar da takılır filelere. Çocuklar, büyükler, bunları tutar ve kafeslere koyar doğruca;  "Hıristiyan'sa kiliselerin, Yahudi'yse sinagogların, Müslüman'sa camilerin önünde "azat, buzat, beni Cennet kapısında gözet", satarlar. (S.9)

Demek kuş pazarındaki tekerleme "azat-buzat" imiş. Normal mezat satışında "harraç-mezat" satış yapılır.

Kafesli kuş ile kuş avlama örneği "keklik avı"dır. Kafesteki keklik öter, duyanlar ona yardıma gelir. Öndeki tuzak ilmeklerine takılır ve avcı saçmalı tüfekle ateş eder.Ağla yapılan kuş avlamakta, öten kuş kafeste tutulur ve öter, buna "erkete" derler.

Bahar kuşları, çalı çitlerin üzerine konarlar. Bunlar irili ufaklı ve renga renktir, kimisi ötücüdür. Çocuktuk, bu kuşlardan yakalayıp evde beslemek isterdik. Bunun için büyüklerin öncülüğünde malzeme hazırlanırdı: Bir metre boyunda yaş ve ince bir dal soyulmadan doğal haliyle bükülür, orta kalınlıkta bir ip alt uca bağlanır. Yay durumuna gelecek çubuğun üst başı ortadan delinir ve bükülmüş çift ipin düğümü geçecek genişlikte olmalıdır. On cm uzunlukta bir kalem gibi hazırlanmış dil, düğüm-delik arasında kurulur. Bu dil kuş ağırlığı ile çırpar ve yay anında gerilir. Kuşun ayakları dilin iki yanında duran iplerin arasında kalır. Bu düzeneğin adı "kurulu-yay" (şenkor)dur. Bununla güzel kuşlar avladık. Bir defasında güçlü kuş bizim yayla beraber uzaklara uçtu. Ama nafile…

Alıştırılmış kartal, atmaca, şahin, doğan gibi alıcı kuşlar, avını sahibine getirir. Alıcı kuşlarla avlamak "sultan avı"dır. Özel kuşçular vardır. Avcının kol-el bilekliği, kuşun gözlerini kapatan külah ve kuşun ayağında bir ip-meras vardır. Gökte kuş görülüp avlanınca avcı onu avlamak istiyorsa kuşun külahını avı görecek yönde çıkarır ve kuş doğru uçana saldırır, pençeleri arasında getirir veya göğüs kemiği ile ava vuruş şeklinde dalış yapar ve av yere düşer. Alıcı kuş düşürdüğü ava çullanır, kaldırabilirse getirir, değilse başında bekler.

Florya'daki kuşçular ise, alıcı kuşu ağa düşürmek için farklı bir yöntem kullanırlar. Ağ içinde kalacak şekilde uzunca bir ip, "yem" olacak kuşun ayağına bağlanır. Bu ipin serbest ucu, V şeklinde bir çatala bağlanır. V-çatalın diğer koluna da uzunca bir ip bağlıdır ve avcı bununla kuşun file içinde uçmasını sağlar.V-çatalı ile yem-kuş (peteniya) uçurulur. Bu şekilde birkaç tanesi ağ içinde uçuşur. Alıcı kuş, bunlara dalmış iken file kapatılır ve alıcı kuş yakalanır. Kazaran peteniya uçar da kaçarsa çatal konduğu yerde çalıya takılır ve tutulur.

Hayrinin babası Rize'de komşusunu öldürmüş ve cezaevindeydi. Elde evde ne varsa harcanmıştı. Ölenin akrabaları, Hayri'yi bir ağacın altında görüp saldırmış ve öldü diyerek bırakmışlar. Sonra gözlerini hastanede açmış ve soluğu İstanbul'da almış. Anası Rize'de. Evde nenesinden anasına yadigâr kalmış bir kilim var. Hayri, bunu satmış. Parasıyla kafes, ağ almışlar.

Birgün kafesler kuş ile dolu iken cami avlusuna girmişler. Sakallı bir sofi bunların ardına düşmüş bir iki fır dönmüşler. Hayri kafesi bırakıp kaçmış ve sopadan kurtulmuş. Sofi, kuşları bırakmış ve başlamış kafesleri ezmeğe. Merdivenlerde bunu izleyen Hayri'de sigorta atmış ve adeta uçmuş, elleri ve dişleri sofinin boğazında. Neden sonra ayırmışlar. Hayri kafesle kilimi aynı görmüş. "Onu öldüreceğim" diyormuş. Öldürüpte ne olacak…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.