"Boşluğu hiçlikle doldurdum/ Hiçlik dolu boşluğum oldu
Anlamsız bir hiç uğruna/ Bir ömür koştuğum oldu..."
Hayat boş ve anlamsız derler ya. Gerçek öyle değildir. Hayat dolu ve anlamlıdır. Ancak hayatı boş ve anlamsız yapanlar vardır.
Bilim adamını cezaevine atmışlar. Kağıt yasak, kalem yasak, "Kendinden başka kimseyle konuşmak da yasak..."
Bilim adamı ya ille bir şeyle uğraşacak. Bir karınca görüyor. O karıncayı eğitmeye başlıyor. Cezaevinde geçen on yılını bu karıncayı eğitmek için harcıyor. Artık öyle bir nokta geliyor ki, karıncaya, "10 adım git" gidiyor. "Koş, dur, zıpla, in, çık vs..." karınca bütün komutları yerine getiriyor.
Tahliye zamanı. Bilim adamı, karıncayı bir kibrit kutusuna koyup, özgürlüğün yolunu tutuyor. Önce, karnını doyurmak için lokantaya gidip, yemeğini yiyor. Karnı doyduktan sonra, eserini birisiyle paylaşma duygusuna kapılıyor. Karıncayı çıkarıp, beyaz örtünün üzerine koyuyor. Çevresine şöyle bir bakınıyor ve şef garsonu çağırıyor. Garson gelince, bilim adamı şöyle bir gerilip, garsona doğru:
"Şu karıncayı görüyor musun şu karıncayı?" diye cümlesini daha bitirmeden şef garson:
"Affedersiniz" deyip karıncayı masa üzerinde eziyor.
İşte hayat öyle anlamsız olur.
Siz, yaşamın merkezine bir takım değerleri koyarsınız, biri gelir o değerleri ayaklar altına alır "Affedersiniz" der.
Çevreniz ne kadar, "affedersiniz" diyen insanla dolarsa, değerleriniz o denli çiğnenmiş, atılmış, rafa kaldırılmış demektir.
Hitler'de iktidara halkın oylarıyla gelmişti.
Halkın çoğunluğu (Ki, ne hikmetse buna demokrasi diyorlar) Hitler'i seçmiş ve sonunda "affedersiniz" demiştir. Ama geriye ezilen bir karınca ve bir kişinin yaşam değerleri değil, yıkılmış, parçalanmış bir ülke kalmıştır.
Bu yazı yazılırken dahi, hayatı anlamsızlaştırılan olaylar devam ediyor peş peşe…
Hayatı, kendince anlamlaştırıp yetkiyi “demokrasi adına” gasp eden “kendince dervişin” aşağılık müritleri, maalesef bazılarının yaşamını anlamsızlaştırmaktadır.
Bunu özellikle söylüyorum. Çünkü hayatımızın yıkılan değerleri, sürekli yaptığımız seçimlerle de belirlenebilir. Demokrasinin en affedilmez yanı, arzu etmediğiniz yönetimler tarafından kaderinizin belirlenmesidir.
Yanlış bir insanla iş ortaklığı - veya siz onun için yanlışsınız- Yanlış bir insanla evlilik - veya siz yanlışsınız - Sınavlara girersiniz, yanlış adamların, yanlış zihniyetlerinden kaynaklanan suiistimaller vs. vs
Böyle kişi, durum ve kurumlar bazen hayatı boş ve anlamsız yapabilir.
Her "Affedersiniz “in ardında, düş kırıklığı, mutsuzluk ve tükenmiş bir umut vardır.
Bu kişiseldir. Ama, siyasal alanda "affedesiniz”in ardında kalan yıkımlar bu kadar kişisel ve tekil değildir.
Bazı yetki sahipleri, bozuk çöp kamyonu gibidir; konuştukça çevreye pislik ve dayanılmaz koku yayarlar… Çevremiz dolu…
Cenazesinin başında hak arayan ve tespit yapan, haksızlığa başkaldıran Yarbay için yanıt geliyor: “Alevi İmiş”.
İşte bozuk çöp kamyonu kendince böyle hayatı anlamsızlaştırıyor.
Bu çöp kamyonunun yaydığı kokuya önce Alevi olmayanlar karşı durmalıdır.
Çöp Kamyonun, artık siyasi, kültürel ve dinsel yaşamı pisletmesine, kokutmasına, yaşamı dayanılmaz hale getirmesine demokratik olarak “dur demenin zamanı gelmiştir.