Krallar ve alacaklılar

Sedat MEMİLİ

04 Eylül 2015 Cuma 06:00

Tarih kralların kavgasına tanık olmuştur.

Kralları için ölen ve öldüren halk büyük bir bedel ödemiştir.

Bu krallar kendi otoritesi için ölen ezilmişlerin akan kanları üzerinde saltanat gemilerini yüzdürmüşlerdir.

Yeryüzünde krallık otoritesinden daha büyük bir gücü düşünmek bile anlamsızdı: Çünkü krallar, evren mülkünün değişmez sahibi olan Tanrının yeryüzündeki tek temsilcisi idi.

Şimdi kralların bu tahtı sallanıyor.

Karşılarında yepyeni bir güç duruyor: alacaklı.

Alacaklılar, kralların görkemini yerle bir ediyor ve onların saltanatına son veriyor.

Kral olmak için belirli özelliklere sahip olmak gerekir.

Alacaklı olmak için, sadece “alacaklı” olmanız yeterlidir.

Bu yüzden bir ülkede sadece bir kral olur.

Ama aynı ülkede yüzbinlerce alacaklı olabilir.

Kral ülkesinin sahibidir; alacaklı ise borçlunun…

Kral, krallığını tatmin edebilmek ve devamını sağlamak için, bütün ülkeye egemen olmak zorundadır.

Alacaklının yapacağı şey, sadece borçlusuna hükmetmektir.

Alacaklı, borçlunun kralıdır.

Doğal olarak da borçlu, alacaklının kuludur.

Alacaklıyı, kraldan daha üstün kılan meziyet, borçlunun çaresizliğidir.

Kralını görünce sevinmeyecek bir tebaa yoktur, ama alacaklısını görünce sevinecek bir kulu bulmak mümkün değildir.

Kralın tebaası, ne de olsa kendi krallarının içinde bir vicdan kırıntısı olduğunu düşünür veya buna inanmak ister. Ama bir alacaklının yüreğinde vicdan aramak, eşyanın doğasına terstir.

Kral, kanlı bir darbe ile iktidarı eline geçirmiş olsa bile, sonuçta çevresinde kendi dostları olduğunu bilir. Ama bir alacaklı, tek dostunun “paranın gücü” olduğunu zannettiği için asla bundan vazgeçmez. Çünkü alacak kendi varlık nedenidir. Paranın kendisine ihanet etmediğini ve başka dostunun olmadığını bilinçaltında sezen bir alacaklının, para için harcamayacağı dost yoktur.

Alacaklı sıfatına geçtiği zaman, en yakın dostunuzun bile davranışlarını anlamakta güçlük çekersiniz. Şaşırırsınız. Düş kırıklığına uğrarsınız. İnanamazsınız. Çünkü o en yakın dostunuz, sizi çaresizliğin ile yüzleştirerek, güçlü olma duygusunu tatmin etmektedir.

Bir kralın, güçlülük duygusunu tatmin etmesine gerek yoktur; ama bir alacaklının buna ihtiyacı vardır.

Kral, ölene – veya öldürülene- kadar kraldır; ama bir alacaklı, borcunuzu ödeyinceye kadar kraldır.

Alacaklının krallığı kısa süreceği için, o kıt zamanda en yüksek düzeyde kendini tatmin edecektir.

Acımasızlığının kaynağı budur.

Şu an ülkede her yüz kişiden 20 si alacaklı 80’i ise borçludur. Yani karşılaştığınız her yüz insandan yirmisinin, bir borçlunun kralı olduğunu düşünebilirsiniz. Kalan seksen kişi de bu kralların tebaası olmaktadır.

Alacaklı, kral olduğu için bu düzenin sürmesini ister. İktidar için bir tehdit oluşturmaz.

Borçlu ise, alacaklının boyunduruğundan kurtulma kaygısında olduğu için, iktidarla pek alışverişi yoktur. Bu grup’ta iktidarlar için tehdit değildir.

Tehdit sadece toplumsal refah düzeyinedir ki, iktidarlar da bununla pek ilgilenmez.

Sonuçta iktidarın yarattığı bu durumda, isyan edenler ya alacaklılarına zarar verir, ya kendilerine veya çevrelerine; Sokağa atılan çocuklar, çıldıranlar, intihar edenler, cinnet getirenler, tacizler, tecavüzler vs… vs…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.