Türkiye'nin "Teröre karşı uygulama" sicili ilginçtir ve tekrarı-artan şiddeti göstermektedir. Hatta bu konuda "patent" sahibi olduğunu bile söylemek mümkündür. Hitler Almanya'sı Türkiye'yi izlemektedir:
1915: Ermeni Tehciri
1925: Şeyh Said İsyanı
1932: Ağrı İsyanı-Zilan Deresi katliamı
1934:Trakya Olayları-Yahudi Tehciri
1937/8: Dersim İsyanı ve Mecburi İskân
1955: 5-6 Eylül Olayları ve Göç
1967-1995: Alevilere Saldırı ve Katliamlar
11 Haziran 1967: Elbistan Saldırısı
5 Mart 1971: Kırıkhan Katliamı
17 Nisan 1978: Malatya Katliamı
4 Eylül 1978: Sivas Katliamı
19-26 Aralık 1978: Maraş Katliamı
27 Mayıs-4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı
2 Temmuz 1993: Sivas Katliamı
12 Mart 1995: İstanbul/ Gazi Mahallesi Katliamı
1990-2000: PKK direnişi, köy yakmalar, faili meçhuller, Toplu mezarlar, kitlesel tutuklamalar
2015: HDP Merkezlerini yakmak, öldürmek, yağma, Anti-Kürt eylemler, Şehirlerde Sıkı Yönetim vd.
Bu liste Türkiye'nin iki ana sorununa işaret etmektedir. Sorunun nedenini kabul ile ortadan kaldırmayı ve toplumsal barışı/kalkınmayı sağlamak yerine, asayiş öncelikli politikalar ile, ateş hiç sönmemekte ve ancak kontrolde tutulmakta ve baskı altında bulundurulmaktadır. Bu iki temel sorun: Toplumsal eşitlikte Kürt Sorunu ve inanç bazında ise Alevilik Sorunu'dur.
*
Nazi Almanya'sında Hitler yönetiminde, Yahudi katliamının başlangıcında yapılan olayları anımsatmak, günümüzdeki olayları değerlendirmek ve varacağı noktayı tahmin etmek bakımından ibretli olacaktır. Ayrıca Türkiye'nin bu konularda birikim ve pratiğinin de olduğu bilinmektedir.
Kristal Gece (9 Kasım-13 Kasım 1938)[5]
Kristal Gece (Kristallnacht), 9 Kasım 1938 gecesinde başlayıp bir hafta süren, Alman Nazilerinin, Yahudi vatandaşlara ait ev, iş yeri ve Yahudi ibadethanesi olan Sinagog'lara devlet kontrolünde, eşzamanlı ve yaygın olarak yapılmış kanlı ve ölümcül saldırıların adıdır.
1938'de Almanya, ülkesinde yaşayan 17 bin Polonyalı Yahudi'yi sınır dışı etti. Polonya Yahudileri geri almadı ve bunlar, iki ülke arasında sıkışıp kaldı. Bunların çoğu soğuk, açlık ve hastalıktan yaşamını yitirdi. 17 yaşındaki Herschel Grynszpan'in ailesi de bunların arasında idi. Bu genç, Paris'teki Alman Büyükelçiliği'ni basarak karşısına ilk çıkan kişi Konsolos yardımcısı Ernst vom Rath'ı vurarak öldürdü.
Hitler'in sağkolu propaganda bakanı Goebbels; bu eylemin Yahudilerce planlanıp gerçekleştiğini ileri sürdü ve bu öcün alınması gerektiğini ileri sürdü. Goebbels, partisinden mukabil saldırıların yapılmayacağını, ancak bu tür olayların olması halinde asla müdahale edilmeyeceğini basın yoluyla duyurdu. Sivil ajanların da halkı kışkırtmasıyla Kasım'ın 9'unu 10'una bağlayan gece kanlı saldırılara göz yumuldu. Polis ve itfaiye olaylara kasıtlı olarak müdahale etmedi. Olaylar yer yer 13 Kasım'a kadar sürdü.
Alman propaganda bakanı Joseph Goebbels, Münih’te Nazi partisi yandaşlarına yönelik ateşli bir Yahudi karşıtı konuşma yaptı. Parti üyeleri, 1923’teki başarısız Nazi Darbe Girişimi’nin (Adolf Hitler’in iktidarı ele geçirmek için yaptığı ilk teşebbüs) anma töreninde toplanmıştı. Konuşmanın ardından Nazi yetkilileri Fırtına Birlikleri’ne (SA) ve diğer parti örgütlerine Yahudilere saldırma ve evlerini, işyerlerini ve ibadet yerlerini yıkma emri verdi.
Bu olaylar; saldırıdan sonra sokakları kaplayan cam kırıklarının ışıltılarından esinlenerek "kristal gece" veya Pogrom (katliam/kıyım) gecesi ya da Kasım pogromları olarak da anılmaktadır.
Gecenin sonunda 91 Yahudi öldürülmüş, yüzlercesi ağır yaralanmış, Yahudilere ait 7.500 dolayında iş yeri yağmalanmış, tahminen 177 Sinagog yakılıp yıkılmış, pek çok mezarlık tahrip edilmiştir.
Pogrom(katliam)lardan sonraki sabah, 30.000 Alman Yahudisi erkek, Yahudi olmak "suçundan" tutuklanarak, yüzlercesinin daha sonra ortadan kaybedildi ve toplama kamplarına gönderildi. Yahudilerin sahip olduğu işletmelerin, Yahudi olmayanlar tarafından idare edilmediği takdirde tekrar açılmasına izin verilmedi. Yahudilerin evlerinden dışarıya çıkabilecekleri saatleri sınırlandıran sokağa çıkma yasakları kondu.
"Kristal Gece"den sonra, hayat Alman ve Avusturya Yahudisi çocuklar ve gençler için çok daha zor hale gelmişti. Zaten müzelere, kamuya açık oyun sahalarına ve yüzme havuzlarına girişleri yasakken, şimdi devlet okullarına gitmeleri de yasaklanmıştı. Yahudi gençler, anne ve babaları gibi Almanya’da toplumdan tamamen soyutlanmışlardı. Birçok Yahudi yetişkin çaresizlik içinde intihar etti. Pekçok aile ümitsizce oradan ayrılmaya çabalıyordu.
Nazi devleti Almanya’daki Yahudi cemaatine bir milyar Reichsmark (400.000.000 ABD doları) ceza kesti. Pogromdan sonra Yahudilerin ortalığı temizlemesi ve onarması emredildi. Oluşan hasarlardan dolayı sigortadan para almaları engellendi. Bunun yerine, sigorta şirketlerinin Yahudi mülk sahiplerine yapacağı ödemelere devlet el koydu. Pogrom sonrasında, Yahudiler Almanya’daki kamu hayatının tüm alanlarından sistemli bir şekilde dışlandı.
*
Devlet Şiddeti'ne ilişkin örneklerini, Türkiye ve dünya tarihinde fazlasıyla bulmak mümkün. Zaman içinde devletin felsefesi, yönetimi ve öncelikleri değişmiştir. Geçmişi, bugünün değerleri ile yargılamak isbetsiz olacaktır. Ama her dönemde devlet bencil ve ziyadesiyle hükümran davranmıştır. Bazı kavimlerin geçimi devlet eliyle olmaktadır. Bu nedenle devlet, sanki özel mülkiyet gibidir. Çağa uygun devletin yapacağı yenilikler vatandaşa bir hak olarak değil de bir sadaka, bahşiş olarak değerlendirilmekte. Hal böyle olunca, "hak" vatandaşta değil de "devlette" olmaktadır. O zaman devlet, cömertlik şöyle dursun oburdur, vatandaştan almak derdindedir. Onun gelirine ortak olduğu gibi, bedeni üzerinde de hak iddia etmektedir.
Türkiyede iç hukukun üstünde, ortak olunan uluslararası ortak değerlerin üstünlüğü ve uygulama mecburiyeti vardır. Ama geleneksel yönetim içindeki devlet, kendisini, sınırları içinde "mutlak" görmekte, egemenliği bölüşmeyi red etmektedir.
1982 Anayasamızda, halkın eğemenliğini ilgili kurumlar eliyle kullanacağı belirtilmiştir. Ancak, demokratik değil de mutlakiyetçi bir anlayışla tüm yetkiler bir merkezde ve hatta bir kişide toplanmak istenmekte ve böylece herşey "tek"e indirgenmektedir.
Türkiyedeki siyasi mücadele ve krizin özünde bu mutlakiyetçi, tekçi anlayış, istek ve zorlama vardır. İdare, diğer uzuvlara(yasama,yargı, bası-medya) "tek hakim" olmak istemektedir.Bunun adı siyasi literatürde "monarşi, tiranlık"tır. Bu sistemlerde de kısmi ve sınırlı bir seçim vardır. Meclis geniş bir sekreterya gibidir. Yargı, Muktedirin amaç ve fikirlerini hukuka dönüştürmektedir, şartlara göre karar vermektedir.Yasama, direktifleri kanunlaştırmaktadır. Çeşitli kademelerde yöneticiler vardır ve bunlar liderin,sultanın,hükümdarın,monarkın, tiranın direktiflerini gerçekleştirmekle görevlidirler. Hükümdarın da kendi çevresinde danışmanları, sekreteryası vardır ve üst kontrol noktasındadır.Böyle bir sistemin yeni adı "Başkanlık" olacaktır.
Özünde görüldüğü gibi, Tekadam Yönetimine dayalı bu sistem, "Reislik"tir. Siyasi literatürde bu Cumhur Reisliği'dir.Nitekim Mustafa Kemal Paşa döneminde de devlet sistemi "Reislik"tir.
Beden aynı olunca, caketin rengi değişebilir ama ana uzuvları aynı kalır.
Demokrasimiz "Reislik" içinde gelişecektir. Ne kadar? Sökükler dikilmiş.Yeni ve hangi kumaş, onu "Reis" seçecek.
Yaşıyoruz, görüyoruz.
İnsan hak ve hürriyetlerine dayalı, birlikte yöneten, eşitlikli, katılımcı bir sistemi, Türkiye halkı hak etmiştir. Bunu gerçekleştirmek zorundayız. Siyaset dilinde bunun adı, "Yönetişim"dir.
[1] Vikipedi, özgür ansiklopedi
•Haluk Karabatak, 1934 Trakya Olayları ve Yahudiler, Tarih ve Toplum, Şubat 1996, Sayı:146, s.4-16.
•Avner Levi, 1934 Trakya Yahudileri Olayı: Alınmayan Ders, Tarih ve Toplum, Temmuz 1996, Sayı:151, s.10-17.
•Zafer Toprak, Trakya Olaylarında hükümetin ve CHF’nin sorumluluğu, Toplumsal Tarih, Ekim 1996, Sayı:34, s.19-25.
•Ayhan Aktar, 1934 Trakya Olayları ve Türk Milliyetçiliği, Tarih ve Toplum, Kasım 1996, Sayı:155, s.45-56.
[2] Siyasi Anılar 1939-1954, Faik Ahmet Barutçu, Milliyet Yayınları, s.263, (Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, Ayhan Aktar, İletişim Yayınları).
[3] A.g.e: Ayhan Aktar, İletişim Yayınları
[4] Sevan Nişanyan, “Kemalist Düşüncede ‘Türk Milleti’ kavramı”, Türkiye Günlüğü, sayı 33, Mart-Nisan 1995, s. 127-141.
[5] Vikipedi, özgür ansiklopedi
http://www.ushmm.org/outreach/tr/article.php?ModuleId=10007697