Köy Romanı
Prof.Dr. Olcay Önertoy[1]; Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman Türü Özellikleri Temsilcileri adlı kapsamlı ve derinlikli çalışmasında, yazar ve eserleri dizini şeklinde bir çalışma yayınlamıştır. Roman, içerik ve zamana göre tasnif edilmiş ve dönemin önde gelen yazarları ve eserleri hakkında özet sunumlar yapılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ait köy ve köylüyü anlatan eserler ayrı bir özellik göstermektedir.
Köyden gelip yazanlar ve Köy Enstitülerinden yetişenler "Köy Romanı"nın temsilcileri olmuşlardır. Konumuz olan Yaşar Kemalin eserlerini daha iyi kavramak için dönemin diğer yazarlarını ve yazdıklarını, konularını bilmekte yarar vardır. Bu nedenle O. Önertoy'un bu kıymetli eserinden aşağıdaki birkaç paragrafın aktarımı maksadı hâsıl edecektir:
"Köy çıkışlı yazarlar arasında adı ilk akla gelen Yaşar Kemal, ilk romanı Teneke ile Çukurova'yı yazmaya başlamış onu, alışılmış eşkiya tipini değiştiren İnce Memed I, II, III, IV izlemiştir. Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu (Dağın Öte Yüzü I, II, III), Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf (Akçasazın Ağaları I, II), Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanun Sesi (Kimsecik I, II, III), Yılanı Öldürseler, Höyükteki Nar Ağacı; Çukurova ile çevresini doğası, yaşam koşulları ve insanıyla anlattığı romanlarıdır. Yazar bu romanlarında özellikle yöre dilini kullanmaya özen göstermiştir. Binboğalar Efsanesi ve Ağrıdağı Efsanesi'yle destansı roman örnekleri veren Yaşar Kemal, Çakırcalı Efe'de Batı Anadolu'ya yönelmiştir. Gözlemlerine dayanarak Çukurova'yı yazarken bir yandan da 1951'de İstanbul'da içine girdiği yeni çevreyi, bu çevrede yaşayan insanları, sorunlarını gözlemlemeyi sürdürmüş, bu gözlemlerin sonucu olarak, İstanbul ve çevresini yansıtan Deniz Küstü, Al Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar Da Gitti romanları ortaya çıkmıştır. Son romanı Fırat Suyu Kan Akıyor Bir Baksana (Bir Ada Hikayesi I) ile yeni bir çizgide görünüyor.
"Yine Adana yöresinden olan Orhan Kemal de romanlarında yaşadığı yöreyi yansıtmıştır. Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile ve Dünya Evi romanlarını büyük ölçüde yazarın yaşamından çizgilerle oluşmuştur. Daha çok geçim sıkıntısı çeken insanların yaşayışına eğilen yazarın Gurbet Kuşları, Bereketli Toprakları Üzerinde, Kanlı Topraklar Murtaza, bu konuyu ele aldığı romanlarıdır. Eskici ve Oğulları, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği'nde ise yoksulluğun aile yaşayışını etkileyişi ele alınmıştır. Romanlarında konu çeşitliliği görülen yazar; Bir Filiz Vardı, Küçücük, Yalancı Dünya, Sokaklardan Bir Kız'da genç kızların değişik nedenlerle içine düştükleri kötü durumları ele almıştır. Romanımıza yeni bir konu olarak giren cezaevinin Orhan Kemal'in Suçlu ve 72. Koğuş romanlarında ele alındığını görüyoruz. Müfettişler Müfettişi ve Üç Kağıtçı'da da yönetimin, siyasal ortamın eleştirisini buluyoruz.
"Talip Apaydın'ın romanlarını Polatlı, Eskişehir, Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerinde geçer. Sarı Traktör romanıyla tanınan yazar bu romanında köylerde başlayan traktör tutkusunu ele almıştır. Tarla sulama sorununa değindiği Yarbükü, topkak sorununu yansıttığı Ortakçılar (Ortakçının Oğlu), köylünün para bulmak içien kapıldığı boş inançlara yer verdiği Define, Emmioğlu, tütünle uğraşanların yorgunluklarını yansıtan Tütün Yorgunu, köyden kente göçü işlediği Kente İndi İdris, bir çobanın sıkıntılı yaşayışını veren Yoz Davar, köye ve köylüye yönelik değişik sorunları veren romanlarıdır. Vatan Dediler, Toz Duman İçinde ise Kurtuluş Savaşı'na yönelik konularıyla değişiklik gösterirler.
"Doğduğu yer olan Burdur yöresini romanlarının bir bölümünde yansıtan Fakir Baykurt Yılanların Öcü romanıyla ün kazanmıştır. Köylü muhtar ilişkisini ele aldığı Yılanların Öcü'nü izleyen Irazca'nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı bir Irazca üçlemesi oluştururlar. Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Tırpan ise Ankara yöresinde geçen romanlarıdır. Bu üç romanı arasında Tırpan, konusu bakımından dikkati çeken bu romanda istemediği zengin bir köy ağasıyla zorla evlendirilen genç kız, alışılagelindiği gibi kendisini aşmaz. Tırpanla, evlendiği erkeği öldürür. Köygöçüren'de köylünün yoksulluğu, köylü kentli karşılaştırılması yapılırken, Onuncu Köy' de köylüyü kalkındırma ele alınır. Yüksek Fırınlar ve Koca Ren ise yazarın Almanya'da yazdığı romanları.
"Kemal Tahir'in köye yönelik romanları, cezaevinde yattığı Çankırı ve Çorum yöresinde geçer. İlk iki romanı Sağırdere ile Körduman, bir köy delikanlısının iş bulmak amacıyla kente gelişini ve oradaki yaşantısını anlatan romanlar olarak birbirlerini tamamlarlar. Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Büyük Mal adlı romanlar değişik dönemlerde ağalık kurumunu ele aldığı, ağalığın gelişmesini sergilediği romanlarıdır. Ağa-işçi ilişkisinin ele alındığı ağalığın değişik bir biçimde verildiği romanı da Kelleci Mehmet'tir. Kemal Tahir'in öteki iki romanı Bazkırdaki Çekirdek'le Rahmet Yolları Kesti'dir. Orhan Kemal'den sonra cezaevini Kemal Tahir'in üç romanında görüyoruz. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu üç romanı; Namusçular, Dam Ağası ve Kadınlar Koğuşu'dur. Romanlarının bir bölümünde tarihe yönelen yazarın, ilk romanı Devlet Ana'dır. XIII. yüzyıl Anadolu'sunu ele aldığı bu romanı izleyen Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı, Hür Şehrin İnsanları tarihsel olaylar bakımından birbirlerini izlerler. Bu romanlarda XVI. yüzyıldan başlayarak, Cumhuriyet döneminin otuzlu yıllarına gelinir. Son romanı Bir mülkiyet Kalesi'nde de kendi yetişme koşullarını ve babasının çevresinde oluşan aile yaşamını verir.
"Bu yıllarda kasaba romanının başarılı örneklerini veren bir yazarımız da Necati Cumalı'dır. Romanlarının korularını kendi yerleşim yeri olan Urla çevresinden almıştır. Bir üçlü oluşturan Tütün Zamanı, Acı Tütün, Yağmurlar ve Topraklar'ın ikinci baskısı Zeliş adıyla yapılmıştır. Bu üç romanında tütün ekicilerinin ve tütün işçilerinin sıkıntılarını yaşam koşullarını, iki gencin binbirlerine duydukları güçlü sevgiyle renklendirerek verir. Aşk Da Gezer'de ise kasabadan kente dönerek, tiyatro çevresinin sonlarının yaşantılarını, aşklarını, tutkularını yansıtır. Son romanı Viran Dağlar'dır".
Hüyükteki Nar Ağacı
Yaşar Kemal ilk romanı "Hüyükteki Nar Ağacı"nı 1951'de yazmış ve annesinin sandığında saklı kalmış, 1982 yılında ilk defa olduğu gibi yayınlamış. Bu romanda Yaşar Kemal bize Çukurova'yı, burdaki insan ilişkilerini, çalışma ve geçim konularını, doğayı, coğrafi yapıyı, bitki örtüsünü, faunayı, inanç ve itikatları, insani yardımlaşmayı, mitoloji ve efsaneleri anlatmaktadır.
Ama asıl dikkati çeken şudur: Köylerde darlık var, bider çürüktür, tahıl taneye durmamıştır. Kadın başaktaki taneyi dişlemiş boş çıkmıştır(puç), ağızda kabuk kalmıştır. Bu demektir ki bider biçilse savrulsa dahi tohumu çıkmaz. Bu, açlık demektir. Bunu gören Memed, önceden gittiği Çukurova'ya gitmek ister. Beş arkadaş olurlar ve düşerler Çukurova'ya. Beklenenler olmamıştır. Beyler-ağalar traktör almış, ırgata iş kalmamıştır. Değil mevsimlik gelenlere, kapıda hizmet edenlere dahi artık ekmek kalmamıştır. Adamlar, babalarının ve çocuklarının mezarlarını ağanın köyünde bırakmış, şehre çaresiz göç etmişlerdir.
Umutsuzluğa düşen Memed ve arkadaşları, Düldül Dağından Çukura inmiş Cennet Hanımdan Hüyükteki Nar Ağacının methini duyarlar. Kadın Nar Ağacının her derde deva olduğunu, hastalara şifa ve borçlara eda verdiğini söyler, ağacı, mekânı kutsar. Bu coşkulu anlatım ve çaresizlik Memed ve arkadaşlarına umut ışığı olur. Nar Ağacına varmak isterler. Nice serüvenlerden sonra eli-boş eve/köye dönerler.
Bu şekliyle Hüyükteki Nar Ağacı, bir köy romanıdır. Talip Apaydın, Dursun Akçam, Mahmut Makal, Orhan Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner, Kemal Tahir, Necati Cumalı, Bekir Yıldız gibi birçok yazar, farklı açılardan köyü incelemiş ve eserlerine konu yapmışlardır.
Hüyükteki Nar Ağacı'nda, bir büyük ve bir de küçük Memed vardır. Bunlar bir efsane ağacını kurtuluş umudu olarak görmüşler ve bunun gerçek olmadığını denemekle kazanmışlardır. Bu romandaki Memed, Yaşar Kemalin gelişim çizgisinde yine geleneksel ikinci bir yola düşecektir. Bu yol, dağdan geçmekte, bir elindeki tüfeğe ve bir de yüreğinin çatalına dayanmaktadır.
Bu noktadan sonra Memed, artık İnce Memed'dir. De yürü Memed'im, namın yürüsün. Dadaloğlu yoldaşın.
Yaşar Kemal de Türkiye'nin gelişim çizgisine koşut olarak gelişme, evrilme gösterir. Dönemin değiştiğini, mücadele ortam ve araçlarının değiştiğini ve geliştiğini görür.
Yaşar Kemal bilir ki kurşun söze tabidir. Öyle ise kurşun yerine söz söylenecektir. Haklı ve doğru söz kalplerde, vicdanlarda yerini bulacak ve toplumu harekete getirecek, hak yerini bulacaktır.
Yaşar Kemal'in bu kahramanları dağları bırakacak bağlara gelecektir. Meydanlara inecek, kürsülere çıkacaktır. Vadilerde yankılayan gülle yerine, hoparlörden etkin sözler diyecektir. Vadinin yankısı gibi, kalabalıklar homurdanacak, hak isteyecektir. Bu sesi, bu sözü, bu isteği sağır sultanlar duyacak ve kör olanlar görecektir. Ve kürsüde Yaşar Kemal, "êl mi yaman, Bey mi yaman?" diye soracak ve halk bir ağızdan "hurra!" diyecektir. Böylece Yaşar Kemal, sanatkâr, arif ve hünerli adam sadece tarif etmeyecek; toplumun vicdanı, sözcüsü ve dili olacaktır.
İşte meydan, işte kürsü: Haydi dê bakalım! Biraz da bizim için dê!
Yapalım güzel şeyler. Hep birlikte. Dönsün devran adaletle, eşitçe. Biz de içinde. Haydin dostlar, hep birlikte! Hak doğruyla birlikte!
Türkiye'de Modernizasyon Sancısı: Hüyükteki Nar Ağacı
Süleyman Deveci[2], kitap, konusu ve dönemin sosyal durumu, tarımın mekanizasyonu hakkında şunları yazmaktadır:
Romanın Dönemi:"Yaşar Kemal bir yazısında, bu ilk romanını Ocak 1951´de yazdığını ifade eder, oysa roman 1982 de ilk baskısını yapar. Yazarın İstanbul´a gelmeden önce yazdığı, bir ara kaybedip sonra annesinin vefatından sonra sandığında bulunan ve son sayfaları yeniden yazılan, kısa bir romanı. Olay traktörün 1950´li yıllarda Çukurova´ya girmesiyle günlük yaşamı altüst olan halkın sorunlarının ve yöresel değişimlerin ustaca yansıtılmasıdır. Traktör olmadan gerçekleştirilen işlerin çoğunu yapan sezon işçilerini, ırgatları, yarıcıları, gündelik marabaları artık ölümcül bir görmezden gelme, dıştalama, ihtiyaç duymama bekler. Teknolojinin emeğe üstün gelmesi, alınterini yenmesi, bir yandan yaşamı kolaylaştırıp basitleştirirken, bir yandan ocak söndürüp, insaları daha da fakirleştirmesi, işsiz ve dolayısıyla aç yoksul bırakmasına bir göndermedir".
Romanın Konusu: S.Deveci[3], romanı ana kurgusuyla şöylece özetler:"Ertesi gün Memet, Hösük ve Âşık Ali yola çıkarlar. Peşlerine sağlık sorunu olan Yusuf´ta takılır. Yolda Keklikoğlu´nun çobanı Memet çocuk da ekibe eklenince romanın ana kahramanları çıkar ortaya. Bizim beşli köy köy dolanırlar iş bulmak, para kazanmak, karınlarını doyurmak için. İlk hedef büyük Memet´in daha önce yanında ırgatlık yaptığı ve ablamın dediği çiftliği ziyaret etmek olur. İki gün sonra burada karşılaştıkları tam bir şok olur. Kadın Memet´i tanısa da tanımazlıktan gelir, artık sarı öküzlere ve bizimkiler gibilere ihtiyaç yoktur, çiftliğe makineler girmiştir, o eski adam çalıştırma, tarlayı ekme, biçme eskimiştir. Ekmek verip başından savar bizimkileri. Kendi deyimleri ile Abla motora aşık olmuştur, her gün yıkamaktadır yeni hayvanını".
Romanda Umut-Mitolojik Nar Ağacı Efsanesi: Irgatlar çevre köyleri kolaçan eder ve ufak tefek iş tutarlar. Yusuf hastalanır. Düldül Dağından düşme Cennet kadın, bunlara Hüyükteki Nar Ağacı'nın hikmetlerini anlatır. Irgatlara bir ışık bir umut olur, dertlerine çare olacaktır. Her ne olursa olsun, Hüyükteki Nar Ağacını bulmalı ve ondan dilekler, yaralara dermanlar istenmelidir.
Süleyman Deveci, burda şunları yazmaktadır:" Bizim beşlinin başka da umudu yoktur burayı, bu mistik ağacı bulmak dışında. Roman bu serüveni anlatıyor. Bu beşliden Memet çocuğun daha sonra İnce Memed olacak yeni çalışmanın yani ikinci romanının kahramanı olduğu iddia edilir. Yaşar Kemal bu bölgeyi dolaşıp tek tek 750 köyü ziyaret ettiğini anlatır, bu romanı bunun küçük bir kanıtıdır".
İşte, böyle dile gelir köyün ve köylülerin halleri.”Ahmet Kutsi Tecer, “Gitmesek de, görmesek de, gezmesek de/ O köy Bizim Köyümüzdür” demiş. Oysaki Karacaoğlan söyler:” Yiğit sevdiğinden soğur sarılmayı sarılmayı”. Kaydı sende, gönlü başkasında, olmaz ki. “Ya al gitsin, ya koy gitsin” derler adama.
Zaman içinde köylerde hızlı bir değişme, gelişme ve bir anlamda bozulma olur. Bunlar modernizasyonun yan ürünleri. Mekanizasyon çok yararlı olduğu gibi zararlı da olmaktadır. Şehirlerin köyleşmesi, şehirlerin büyük köye dönmeleri bu nedenledir. Gelişen bilim dallarına konu ve araştırma sahası olmuştur. Bu konuda, söz de söyleyenler de artmıştır.
İş şirazeden çıkınca ve söz okkalı olmayınca hulandı da göçtü gitti Koca Yaşar Kemal.
Ona rahmetler ve sevgiler olsun.