Akşam ziyaretçilerim

Sedat MEMİLİ

17 Eylül 2015 Perşembe 06:00

Doğan Gülbasar’a…

O akşam beni Alighiero Dante uyandırdı; “kalk dolaş” dedi sokaklarda “Ama toprağa nazik bas, bir dostunun kafasına basıyor olabilirsin…”

Dostlarımla görüşmek için ben de sokağa çıktım.

Mehtap’ı görünce Dario Moreno’nun selamını aldım.

“Deniz ve mehtap sordular seni neredesin?”

Bilmiyorum neredesin?               

Gerçekten Dante’nin dediği gibi yumuşak dokunuşlarla basıyordum toprağa; sonra, sonra… Bir çınar gördüm… Buda’dan ses verdi: “yeryüzünde annemiz ve babamız olmayan hiçbir şey yoktur…” dedi.

Çınar ağacı, tanıdığım ölülere ne kadar benziyordu…

Yıldızlarla dolu gökyüzü gibi…

Sahi bir pencereden notalar dökülse ve o notalar bana yıldızları ve “Ay Işığını” anlatsa, tanıdığım ölüleri görmüş olur muydum?

Tanıdık ölülerle dolaşmak, sihirli bir halıyla evreni dolaşmak gibidir.

Ne sınır tanıyorsunuz ne uzaklık…

Her nota sizi bir sihirli halıya bindirir ve zamana bağlı olmadan dolaştırır…

Yaşadığımız bu dünyanın sizi boğan hiçbir sıkıntısı kalmaz tanıdık ölülerle dolaşırken…

Yarına da gidebilirsiniz; düne de…

“Carl Orf Neredesin!” diye bağırdım boşlığa; Carmino Burana’sı ile yanıtladı beni…

Ben’i aldı ve İnkalar’a, Aztekler’e götürdü…

Yoruldum antik çağlarda gezmekten…

“Aman!” dedim “aman!” deyince Osmanlı Sarayı’nın odunluğunda boğulan Nef’i nin yürekleri titreten duyguları ile doldum.

“Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil / Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana / Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil…”

Kimler gelmedi ziyaretime kimler;

Ruhi Su, “Sultan Suyu” ile zihnimin misafiriydi…

Bu arada, Rodrigo, gitarını kapmış gelmişti;

Her notasında bir yurtseverin sonsuza uğurlanışı,

Her telinde, yaşamını insanlığın özgürlüğüne adamış yürekli delikanlıları anlatacağına, gitarına dokundu ve “Gitar Konçertosu”  ile dostlar kervanına katıldı.

Tanıdık ölüler bu akşam bayram yeri gibi dolıştular dünyama;

Her tanıdık, sonsuzluğa armağan ettiği eserleriyle geldi:

Fikret Kızılok; Zaman Zaman’ı, Münir Nurettin, “Dönülmez Akşamın Ufkundayız”

Ve sitemkar bir dost; Ahmet Haşim… Suskun ve çekimser, ama gözleriyle anlattığı;

“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...”

Beni bana bırakmadı tanıdık ölüler…

Bende hakkı olan ve beni ben yapan binlerce tanıdık ölülerden sadece bir kaçıydı…

Sadece birkaç tanesi vardı ki, onlara asla hakkımı ödeyemem.

Zaten ödemek gibi bir gayretim de yok…

Viktor Jara, Curzio Malaparte, Pir Sultan Abdal, Friedrich Nietzsche…

Ve elbette, Sadi Şirazi, Cafer-i Sadık,

Ve Hz Ali, Nehcül Balaga ile…

Ve… Ve… Dostlarım…

İnsan dediğin aynadan başka nedir ki; birbirini yansıtan…

Hiç kurtulmak istemedim bu ölü tanıdıklardan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.