Nar bir, tane binbir

Dr. Ömer ULUÇAY

23 Eylül 2015 Çarşamba 06:00

 

Söz konusu Hüyük bir, ama coğrafyada binbir. Nar bir, ama tane binbir. Yaşar Kemal, bir Hüyükteki Nar Ağacı'nı örnekler, ama ülkede binbir. Acı ve ızdırap, sevgi ve ayrılık insan için. Yoksulluk ve zulüm kader olmaz. Çare bulmak insan için. Zor durumlarda bir atılım yapar, kırar zincirleri, esareti. Direnmek ve direnerek ölmek insan için. Boyundurukta ölmek de vardır, zelveyi kırmak da insan için.

Zor durumlarda umudu yitirmemek, yüreklerde cesareti ve mücadeleyi var etmek de insan için. Bu amaçla bireysel sıkıntılara derman olarak Hızır'ı, Hoca-i Hızırı yanı başında görür, görmek ister. Bunun için seslenir Hızıra, o da işitir, gelir yardıma.

Toplumlar da dara düşerler, medet mürvet beklerler. Doğal afetlerde, inançlarına göre tanrısına yalvarır, korunma ve yardım dilerler. Dua eder, depremin durmasını, yağmurun yağmasını, sel ve tufanın geçmesini isterler. Bir toplum hepten kırıma, göçe düşerse, bir baskında kırım yaşarsa buna çare olarak, yol gösterecek, düzen kuracak, zor kararlar alacak bir yetkin kişi bekler. Bu gelecek kişi; kadın olmuş, erkek olmuş, kendi êlinden-obasından olmuş-olmamış, aynı dinde ve dilden olmuş-olmamış hiç fark etmez. O ki doğru ve iyidir, o ki faydalıdır, o ki toplum benimsemiş, öyle ise hiç fark etmez, artık o bizimdir, biz de onun. O desin biz yapalım. İşte Mehdi, Mehdi-i Muntazır, Mehdi-i Zaman budur. Bu, halkın umudunun adıdır. Kendi toplumundan böyle ışığın, çıranın yanacağına inanır ve bekler.

Mehdi beklentisi, zor zamanların, dara düşmüşlerin umut ışığıdır, kurtuluş çaresidir.

*

Yaşar Kemal bir nar sundu, içinde binbir tane. Bir ağaçta normalde birçok nar var. İşte dönemin memleketi bu höyük olsun. Bütün köyler onun gibi, köylünün hali perişan, bir canları var o da hasta. Arayan yok, soran yok, elde yok. Bazı ağalar, verimli toprakları kapatmışlar, karın tokluğuna bir iş yok. Bir umuda ışığa ateşböceğine ihtiyaç var o da yok. Çukurda et yiyen koca sinekler, sıtma, verem, trahom çok; ilaç, hekim yok.

Dara düşende, Çukura inerdi Toros köylüleri, sıtmaya razı olur, dutma kalır, yarıya iş tutar, ırgat olur, yevmiyeci olarak çalışır, ölmeyecek kadar bir kazanç elde ederdi. O da bir kaza-bela olmasa. Sarı sıcak, su yok, yeterli ekmek bile yok, ırza-namusa sataşan az değil. Bakarsın, üzerine düştü de salladın mı bıçağı, doğru cezaevine. Arayan yok, soran yok, parası olan hüküm çıkarır, yoksa yatarsın içerde. Çıkışın kim bilir ne zaman? Belki de hiç olmaz, gömerler kimsesizler mezarlığına.

İşte al sana başka bir Çukurova. Bil ki, Ağa-Bey keyfine düşkündür. Bir zamanlar binerlerdi Arap atına, doğru gazinonun kapısına sürerdi. Adamlar atı tavlaya alır ve ağayı buyur ederlerdi içkili çengili gazinoya. Sonraları ağalar, büyük Amerikan arabalarına biner oldular, ardından bir toz bulutu taşırlardı. Tozundan tanısınlar isterlerdi, arada arabalar arasında kapışma olurdu ve tozdan göz gözü görmezdi. Ağanın Beyin keyfine diyecek olmaz ve yaptığının hesabı sorulmazdı. İşte bu fiyaka ile gazinonun önünde arabadan iner, şöför bir yere park eder ve ağanın emrini beklerdi.

 Eğer ağa harman kaldırmışsa, nam almak istiyorsa, gazinoyu hepten kendisi için kapatır ve işletme tam ekip bir kişiye, ağaya hizmet ederdi. Böylece ağa, diğer Beyler arasında nam alırdı. Dutmaya, ırgata, marabaya fazla bir şey vermeyen ve punduna getirip haklarından kesen ağa, gazinoda gözü görmez, sarhoş kafası pek incelemez, papelleri, mor paraları saç babam saçar ve dağıtırdı. Üstelik ağanın karısı da, ağanın bu haliyle övünürdü.

Ağalar da birbirine küser, kavga ederdi. Kendileri meydana çıkmaz, parayı basar, ırgat kiralar ona yaptırırdı. Bu olmazsa, rakibin hain bir yakınını bulur, gözünü parayla doldurur, kör eder ve ağasını öldürür, malına, şanına zarar verirdi. Bu kiralıkların hiçbiri de uzun sürmez aynı akıbeti paylaşırdı. Ama olsun, namın yürüsün. Varsın ömrü bir gün olsun. Racon böyle. Sonra herkes racon kesemez.

Sadakatin ve hatta ihanetin de bir raconu, bir kuralı vardır. Herşeyde olduğu gibi. Evet öyle, uçkur da dahil. Hem bu ne şeytan, ne fettan ve ne fitnedir. Kimlerin başına dert açmaz ki. Çözülmesin bir kez, artık iflah olmaz, dahaya düğüm tutmaz derler…

*

Yaşar Kemal, Çukurova'nın iklimini, bitki örtüsünü, burda yaşayan her türlü hayvanatı, dağı bayırı, dereyi vadiyi, çeşme ve kaynak sularını, derelerini ve çaylarını, ırmaklarını, tarım aletlerini, ürünlerini, bunların hazırlık, ekim, bakım, biçim, harman dönemlerini ve şekillerini, pazarlanmasını anlatır.

Çukurova ve Toroslardaki yerleşim birimlerini, çadır, hayma, höyük, dam ev ve konaklarını anlatır Yaşar Kemal. İnsan hallerini, ilişkilerini, sevdalarını, kavgalarını, düşmanlık ve dostluklarını, gaddarlık-zorbalık ve yardım-konuk severliğini, inançları, ağıtları, türküleri, hasterleri, okkalı küfürleri, dua ve niyazları, kutsal olanları anlatır. Hastalıklara yapılan tedavileri, afsunları, Hekim Lokman memleketindeki şifalı bitkileri tanır ve bunların özelliklerinden söz açar Yaşar Kemal.

Dünya dönüyor, devran değişiyor, savaşlar başlayıp insanlar ölüyor. Gözü dönmüşler, aldıklarıyla yetinirlerse ölümler de son buluyor. Silahaltına alınmışlar evlerine dönüyor, nice yıllar sonra. Bu da ayrı bir dram. Aile geleni tanımıyor, gelen ailede değişiklikler görüyor. Bazan örfe aykırı olaylar da olmuş ve sonrası kavga ve öldürmek. Savaştan geldi de girdi cezaevine. Nerden baksan tarlaya su girmiş bir defa. Yeniden ark için zaman geçmiş, birkaç kürekle gedik kapanmaz, kitlenir durur zaman ve arada cinnet, sonu felaket…

*

Dünyanın büyük devrimleri, toplumsal depremleri Osmanlıya pek uzanmadı.1789 Fransız devrimi ve 18825-1848 Sanayi Devrimlerini yaşamadı Osmanlı. Ama bunun sonuçlarına ancak yüz yıl sonra muhatap oldu ve cürmünü yenilerek-parçalanarak ödedi (1914-1918).

Türkiye Devleti, bu Osmanlı enkazı üzerinde ve fakat Avrupa örnek alınarak kuruldu. Savaşın yaraları sarılıyor, sınırlar korunuyor, eski düzen ve artıkları temizleniyor, yeni fikrin gereklerine uygun kurumlar kuruluyor, yeni nesile bir ideal aşılanıyor, bir bağ ekiliyor, ürüne durması bekleniyor. İçerde Tek Adam idaresinden çıkma denemeleri başarısız kalıyor ve Milli Şeflikle ülke yönetiliyor.

Bu arada İkinci Dünya savaşı (1939-1948) gelip çatıyor. Son anda Türkiye de Hitler Yönetimindeki Almanya+Mussolini idaresindeki İtalya+Japonya Bloğuna yani Berlin-Roma-Tokyo Mihver Devletlerine savaş ilan ediyor. Hemen sonra da, ABD'nin Hiroşima ve Nagazakiye atığı Atom Bombalarından sonra, Mihver Devletleri, yenildiklerini resmen açıklıyorlar. ABD başta olmak üzere savaş kazanılıyor.

ABD, 2.Dünya Savaşında yenik düşen devletlere, Truman ve Marshal Doktrini çerçevesinde mali-teknik yardımlarda bulunuyor. Bu deyişten, Türkiye'de tarım modernize olmaktadır. ABD'den çok sayıda tarım aletleri Türkiyeye hibe edilmiş ve bunlar; Menderes-Urfa-Diyarbakır-Trakya ovalarında hizmete girmiştir.

Makine gücüyle toprak derin kazılmış, yenilenmiş, tazelenmiştir. Taşlar ayıklanmış, tümsekler düzlenmiş, küçük dereler kapatılmıştır. Ekilmeyen sahalar tarıma açılmış, kıraç yerler sulanır olmuştur. Ekim ve biçim, harmanlama kolaya varmış, ürün tarladan pazara gider olmuştur.

Ağalar-Beyler, tacirler daha zengin; işçi ve köylüler ise daha fakir oldu. Tarımdaki bu değişme, tarlada kalmamış, sosyal yapıda değişime yol açmıştır. Köyden şehre gelen köylüler, gecekondularda yaşadılar ve kol gücü ile pazara düştüler,iş kimin elinde?.. Bu arada fabrikalar da açıldı, kimileri burda iş buldular. Aynı bölgede kalmayıp daha uzak diyarlara göç eder oldular. İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Antalya, Manisa, Kocaeli işçi ve köylüye mekân oldular.

İşte Yaşar Kemal, bu değişimi, bu sancıyı incelemektedir. Makinaya karşı yenik düşen Çukurova köylüsü, geleneksel itaat duygusu içinde inanca efsaneye, efsuna sarılıyor. Başka bir pratiği yok. Gerçi ezelden beri zorbaya karşı, bir yüreğine ve bir de tüfengine dayanıp dağları mesken etmişler, bunlara yardımda bulunmuş ve korumuşlar. Fakat bu yeni durum için henüz bir cevap yoktur. Bu kötü, ama ne etmeli?..

Hüyükteki Nar Ağacı bu dönemin ve olayların romanıdır. Sosyal bir incelemedir. Geleneksel sığınma ve dilekte bulunma tepkisi umutsuzlukla sonuçlanmış ve bunun kurtuluş için bir yol olmadığı kanısına varmışlar. Bu serüvene bir özet-yorum yapalım.

Hele izleyelim Yaşar Kemali ve görelim. Bu garibanlar, başka hangi yolları denemişler? O zaman Orhan Kemali de misafir edelim. Yaşar Kemalden gelen köylüler şehirde hangi fabrikalarda neler çekmiş ve mücadelede neler yapmışlar, görmüşler? Görelim bir…

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.