Abbas Karaağaçlı[3], Sri Lanka ve Tamil Kaplanları başlıklı yazısında, Seylan hakkında genel bilgiler yanında, etnik çatışma nedenlerini, Türkiye ile benzerliklerini tartışmakta ve sözün başında " Aslında ülkemizle bu küçük ada ülkesi arasında hiçbir konuda benzerlik ve mukayese edilecek durumlar söz konusu değildir. Tek benzer problemimiz etnik kaynaklı terör ve şiddet olaylarıdır" demektedir.
Doğrudur.Ama etnik-terör şiddeti ile mücadele zaten bir ortak zemindir.Bu nedenle de mücadelenin şekli ve safhaları birbirine benzeyebilir ve örnek olabilir. Tükürkiye halkı ve ülkesini Seylan (Serandip, Sri Lanka) ile mukayese isabetsiz olacaktır.
Yazarın Sri Lanka İçsavaşı için sıraladığı hususlara ilişkin, Türkiyedeki Kürt Hareketine ait uygulamalar parantez içinde belirtilmiştir. Bununla benzerlikler vurgulanmıştır.
Abbas Karaağaçlı, Sri Lanka’da iktidardaki milliyetçi Sinhalilerin etnik ayrılığı körükleyen ve Tamil gençlerinin ayrılıkçı örgüte yönelmesini sağlayan yanlış uygulamaları şöylece özetlemektedir:
1-Başkentte yaşayan Tamiller dışlanmış ve devlet Tamil azınlığına karşın ayrımcı bir siyaset uygulamıştır.
(Türkiye’de Kürtler, sadece dışlanmamış, inkâr edilmiş ve imhalarına-asimilasyona gayret edilmiştir.”Kürt diye bir kavim yoktur, bunlar dağ Türkleridir” denilmiştir.)
2-Tamilli çoğunluğun geçim kaynağı olan çay ve kahve bahçelerinde çalışmaları engellenmiştir.
(Kürt coğrafyasında geniş bir saha, uzun süre askeri yasak bölge olarak ilan edilmiş, buralarda ikamet ve tarım yasaklanmıştır. Yakın zamanlarda Anadolu’da mevsimlik Kürt tarım işçileri gittikleri bölgelerde saldırılara maruz kalmakta ve ordan ayrılma zorunda kalmaktadırlar. Beypazarı’nda 20 yıldır yaşamakta olan Kürtler saldırıya uğramış ve yerlerini terk zorunda kalmışlardır. Başka birçok yerde halk Kürtlerin işyerlerini tahrip ve talan etmektedir. Doğuda sanayi gelişmedi. Güvenli ortam olmayınca Kürt coğrafyasının artdeğeri Batı Anadolu’ya kaçtı ve yatırımlarını buraya yaptılar. Kürt işyerlerine ve adamlarına karşı son dönemlerde yapılan saldırılar, iş adamlarını yol çatısına getirmiş bulunmaktadır.)
3-Sinhalilerin mensubu oldukları Budist dininin yaygın duruma gelmesi için devlet teşvik yasaları çıkarmıştır.
(Devlet dini duygular ile toplumda kardeşlik duygularını öne çıkarmış, Kürt coğrafyasında ailelere özel dingörevlisi uygulamasını getirmiştir. Hutbeler Merkezi idare tarafından hazırlanıp halka nasihat edilmektedir. Islah ve Nasihat heyetleri bölgeye gönderilerek, halkın devlete ulul-emre itaat etmeleri istenmiştir. Diyanet Teşkilatı Sünni-Hanefi inanca tahsis edilmiş ve Sünni-Şafii Kürtler bundan mahrum tutulmuştur. Devlet Alevilere karşı baskı uygulamakta, camiye gitmelerini istemektedir. “İbadet yeri camidir” demekte ve Cemevine ibadetgâh statüsü vermemektedir. Alevi Açılımı adı altında yedi toplantı yapılmış ve bundan bir sonuç çıkmamıştır)
4-Tamil bölgelerinin ortasında Sinhali yerleşim birimlerinin yapımı teşvik edilmiştir.
(Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Şeyh Said ve Dersim İsyanlarından sonra, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak, İsmet İnönü Raporlarında belirtildiği gibi, Kürt bölgesine Türkmenler ve Balkan göçmenleri yerleştirilmiş, bunlara devletçe destek verilmiş, bölgede örnek yerleşimler olması teşvik edilmiştir.)
5-Tamillere karşı silahlı saldırılar artmıştır.
(Siyasal istekleri de olan Kürt Hareketi, Şeyh Said, Dersim, Ağrı İsyanları başta olmak üzere hep bir direniş içinde olagelmiştir. Bu çatışmalarda katliamlar yaşanmış ve sorgulanmamıştır. Son otuz yıldır PKK ile yapılan mücadele de aynı durumdadır. Yani tutuklama, infaz, imha operasyonları, zorunlu göç, bölgenin insansız duruma getirilmesi, Korucu-Hamidiye sistemi, ihbar mekanizması, asayiş politikası, karakolların tahkimi ve Kalekolların inşası, güvenlik yollarının açılması, Hidroelektirk Santraller (HES) adı altında coğrafi bütünlüğün bozulması ve sulu tarıma elverişli toprakların imhası, üç milyona yakın mecburi ve desteksiz göç-göçertme, yetersiz ekonomik durum, candarma baskısı, Cumhuriyet döneminin yarısında örfi idare altında yaşamak, ev-köy baskınları, arama ve taramalar, cezaevi işkenceleri, Kürtçe konuşma yasakları ve bir türkünün ağırcezalık suca delil kabul edilmesi, Kürtçe konuşma yasağı…)
"Sri Lanka hükümeti, Hindistan'daki bazı gurupların Tamil Kaplanları'na destek verdiklerini devamlı olarak dile getirmişlerdir. Tamillerin kuzey ve kuzeydoğudaki hâkim oldukları bölgelerin bağımsızlığında ısrar etmeleri üzerine, barış süreci sona ermiş ve çatışmalar tekrar başlamıştır. Çatışmalar sürecinde en kapsamlı barış projesi, 1995 yılında Sri Lanka Cumhurbaşkanı bayan Çandırika Kumaratunga tarafından ilan edilen plandır. Bu plana göre:
1. Tamillere özerklik tanınacak,
2. Sri Lanka federal bir yönetime kavuşacak,
3. Kuzey ve kuzeydoğudaki 8 eyaletin yönetimi Tamillere verilecek.
Bu yasa tasarısına muhalefet partileri şiddetle karşı çıkmış ve özellikle daha sonra Başbakan olan Milli Birlik Partisi başkanı Ranil Vikram Şenepin aşırı muhalefetiyle yasallaşmamıştır. Muhalefet bu yasanın geçmesi halinde ülkenin bölüneceği tezini ileri sürmüştür".
(Türkiye’de sadece Başbakan Süleyman Demirel “Kürt realitesini kabul ediyoruz” ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan(2005), “Kürt Sorunu vardır ve bu benim sorunumdur” demişlerdir. Yapılmış düzenlemelerde ve açılmış kurumların hiçbirinde resmen “Kürt” adı geçmemektedir.”Yaşayan Diller Enstitüleri” gibi. Demokratik hak talepleri “Bölücülük” olarak algılanmakta ve ret edilmektedir. PKK ayrı devlet isteğinde bulunmadığını açıklamış ve Türkiye sınırlarında yasal düzenleme ile Türkiye genelinde “Demokratik Yerel Özyönetim” istemektedir. Buna rağmen “ayrılıkçı” olarak nitelenmekte ve “vatan-bayrak” denilerek, inkâr-imha siyaseti yürütülmektedir. Yapılmış düzenlemeler, güvencesiz ve inandırıcı olmamaktadır. Şimdiye kadar PKK tek taraflı 9 kez “ateşkes” ilan etmiş ve en uzun olanı 2,5 sene çatışmasızlık döneminden sonra tekrar bozulmuştur. Bu arada Cumhurbaşkanı ve Genel Milletvekilleri Seçimleri yapılmış (7 Haziran 2015), iktidardaki AKP tek başına iktidar olamamış ve “Çözüm Süreci” sonlandırılmıştır. Yeniden operasyon ve çatışmalar başlamış-toplu ölümler olmuştur. Bu ortamda tekrar Genel Seçim kararı (1 Kasım 2015) alınmıştır. Türkiye’de 13 yıldır AKP iktidarda bulunmaktadır.)
"ABD ve İngiltere, örgütü terörist örgütler listelerine aldılar. Örgüt uluslararası camiada ortamın kendi aleyhine dönüştüğünü fark etti. Devletin uluslararası güçleri arkasına alarak başka devletlerinin de ordularının desteğini alıp kendilerine karşı büyük bir operasyon düzenleyeceğinden çekinen Tamiller, eskiden taleplerinin temelini oluşturan bağımsızlık isteklerinden taviz verip, özerkliği kabul edeceklerini açıkladı"
(ABD, AB, Rusya ve daha birçok ülke tarafından PKK “terör örgütü” listesine dahil edilmiş ve Avrupada üç yönetici kadın üyesi, birlikte infaz edilmişler; başka devletlerde ve şehirlerde zaman zaman karşı operasyonlar-tutuklamalar yapılmıştır.)
"Tamil kaplanları 1 Kasım 2003 yılında yayınladıkları bir deklarasyonla kalıcı barışın sağlanması için planlarını açıkladılar, buna göre:
1-Örgütün hâkim olduğu bölgelerde Tamiller tarafından geçici bir devlet kurulacak,
2-Geçiş döneminde Kuzeydoğu bölgelerinde Özerk bir yönetim oluşturulacak. Bu yönetimde çoğunluk Tamillerde olacak, ama Sinhaliler ve Müslümanlar da onda yer alacak.
3-Geçiş dönemi 5 yıl sürecek, sürecin sonunda bölgede genel seçimler yapılacak.
4-Kalıcı olarak bütün ülkede azınlıkların haklarını korumak amacıyla bağımsız insan hakları komisyonu oluşturulacak.
Tamillerin bu önerisi hükümet tarafından ret edilince, çatışmalar şiddetlenerek devam etti."
(PKK, zaman zaman resmi kişilere kendi isteklerini bildirmişler ve yayın organlarında bunları açıklamışlardır. Devlet, bunların hiçbirine kamuya açık bir cevap vermemiştir. PKK lideri Abdullah Öcalan ile devlet görevlilerinin görüştükleri, kendisinin Newrozlarda açıklamalar gönderdiği bilinmektedir.Kitlenme noktasında devlet, müdahil olmasına rıza göstermektedir.)
"17 Kasım 2005 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde öne çıkan iki aday vardı: Özgürlük Partisinin adayı Başbakanlık görevini de sürdüren Mahinda Racapakasa ve Milli Birlik Partisi Başkanı eski Başbakan Ranil Vikram Şenep. M. Racapakasa, Tamiller karşısında katı tutumlu, özelleştirme karşıtı devletçi bir ekonomik sistemden yanadır. R.V. Şenep, Tamillerle müzakereden ve liberal ekonomik bir sistemden yanaydı".
(Türkiye’de, AKP Kürt sorununa olumlu yaklaşmış ve çözümü sürece yayarak, oy devşirmek istemiştir. Halen de bu böyledir. CHP bir devlet partisi refleksi sergilemekte, sorunu ekonomik ve gelişmişlik düzeyinde ele almakta, çatışmalaraı izlemekte, çözüme müdahil olmadan açıklamalar yapmaktadır. Son zamanlarda daha aktif olacak gibi bir beklenti vardır. MHP her zamanki gibi, “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” demekte ve askeri operasyonla işin bitirilmesini istemektedir. Kürt Hareketinden gelen Bağımsız Milletvekilleri ve BDP ile HDP’li Milletvekilleri demokratikleşme paketi içinde idari düzenleme istemektedirler. TBMM’ye girmemiş Kürt Partilerinden bazısı da Federasyon istemektedir.)
"Seçimi Mahinda Racapakasa kazandı (2005). Bu dönemde;
1-Tamillere verilen ödünler geri alındı, kat tutum izlendi.
2-Barış görüşmesinde, Tamiller bağımsızlık taleplerini dile getirmiyecektir.
3-Sri Lanka hükümetinin ısrarı üzerine Avrupa Birliği, Tamil EEelam Özgürlük Kaplanları'nı terörist örgütler listesine aldı.
“Temmuz 2006 yılında İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen barış konferansı tarafların katı tutumlarından dolayı başarısızlıkla sonuçlandı. Ateşkes sağlanamaması üzerine 2007 yılında Sri Lanka ordusu Tamil kaplanlarına karşı kapsamlı bir askeri operasyon başlattı. 28 Nisan 2007 yılında Tamil militanları Başkente bir hava saldırısı düzenledi.
“16 Mayıs 2009 yılında uzun yıllardan sonra ilk kez hükümet güçleri ülkenin bütün arazisine ve sahil şeridine hâkim olduğunu bildirdi. Liman kenti Molayetiyyovdan sonra Tamillerin Başkenti de sayılan Kilinoçi, hükümet güçlerinin eline geçince 30 yıllık savaşın en azından askeri yönü son bulmuş oldu. “
“Ülke dışında sağlam bir örgütlenmeye sahip Tamil diasporası, varlığının nedeni olan davalarından vazgeçecek gibi görünmüyor. Yeni yetişen Tamil gençleri kulaktan kulağa babalarının ve ağabeylerinin devlet güçleri karşısındaki kahramanlık ve efsaneleşen hikâyeleriyle büyümektedirler. Bu gençler iletişim çağının imkânlarını kullanarak kendi tarihlerini ve kendilerince meşru bir kurtuluş ve bağımsızlık savaşı olarak niteledikleri Özgürlük Kaplanlarının mücadele tarihini benimseyecekler”[4].