İnsanda korku dünyası: "tek kanatlı kuş" (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

05 Ekim 2015 Pazartesi 06:00

Yaşar Kemlin Tek Kanatlı Bir Kuş romanını birçok kişi okumuş ve değerlendirmiş:

N.Kübra Akalın[1],  Yaşar Kemal'in "Hırsızın uçurduğu 'Tek Kanatlı Bir Kuş"  adlı yazısında,   eseri henüz bitmemiş görmekte ve Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha ‎Baban[2]nın konuyla ilgili açıklamasını aktarmaktadır:  ‎

‎"Evlenince ben Teşvikiye’deki evimi, Yaşar da Basınköy’deki evini bıraktı. Birlikte Vaniköy’e taşındık. ‎Yaşar’ın arşivi Basınköy’de kaldı. Eve hırsız girmiş ve her yerin altını üstüne getirmiş. Yaşar’ın yıllardır ‎kutularda, bavullarda duran hiç açılmamış arşivini ortalara saçmış. Evi derleyip toparlayalım derken ‎Yaşar’ın 1969’da yazdığı ve bir kenara kaldırdığı ‘Tek Kanatlı Bir Kuş’ romanı da elimize geçti. ‎Yayınlamaya karar verdik. Hırsıza bu kitabın ortaya çıkmasını sağladığı için teşekkür ediyoruz!”‎

Yokuşlu Kasabasının neden terk edildiğini, neden kimsenin kasabaya yaklaşamadığını kimse bilmiyor.  ‎Meğer Yokuşlu Kasabasının üzerine    kaya düştüğü iddia ediliyor ama buna ait bir işaret yok, herşey yerli ‎yerinde. Fakat insanlar kasabayı terk etmişler. Neden? Kimse açıklayamıyor ve kasabaya girmeğe ‎korkuyor.  ‎

Bedia Ceylan Güzelce[3], Biraz da korkudur Anadolu ‎adlı yazısında bu konuda şunları yazmak;

"Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı, kişilerinin zenginliği ve derinliği, zaman zaman bir röportaj keskinliği kazanan masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal romanı. Yaşar Kemal'in 1960'ların sonunda yazdığı ve şimdi yayımlamaya karar verdiği bir yapıt. Dönemin diline yaklaştırmasının yanında, büyük ustanın kendi yazarlık serüveni içerisinde önemli bir yere sahip. İnce Memed'le eşzamanla yazılması açısından Yaşar Kemal'in kendi ruhunun derinliklerindeki korkuların da belki ipucu niteliğinde".

*

'Tek Kanatlı Bir Kuş'u birkaç defa okudum, işaretledim, notlar aldım. Temayı, olay sırasını, şahısları, mekân ve zamanı kavradım. Olay örgüsü zaten kitap gibi kısadır (özetle):

Anadolu'ya tayin edilmiş bir posta Müdürü, nakilhane yaparak, karı-koca, trenle inecekleri istasyona varıyor ve iniyorlar. Burdan Yokuşlu Kasabasına gidecekler. İstasyon Şefi, buranın netameli bir yer olmadığını Müdüre söyler ve Ankara'ya gitmelerini önerir. Ama Müdür, buraya kadar gelmişken Yokuşluyu görmek ister. İstasyon Şefi, karıkocaya çay ikram eder ve bunları bir otobüse bindirerek yolcu eder.

Şoför, onları Yokuşluya yakın yolçatısında indireceğini ve kasabanın içine götürmeyeceğini söyler. Bu şartla bindirir ve bir süre sonra, biraz münakaşadan sonra kasabanın yol çatısında indirir.

Müdür Remzi Bey ve karısı Melek Hanım bakarlar ki ne gelen vardır ne de giden. Yol kenarında bir dizi ceviz ağacı var, eşyalarını bunun gölgesine çeker ve yolu gözlerler. Bir köylü gelir, kasabadan bahseder ama gitmeğe korkar.

Siyah bir arabadan gözlüklü, takım elbiseli bir adam çıkar, "Yokuşluya gidilmez" ve Ankara'ya gideceğim, işi hal edeceğim" der ve geri gider. Sonra gelen otobüsten şoför-muavini ve iki çift Almancı inerler. Kavşakta Kasabaya gidersin-gitmezsin diye önce münakaşa ve sonra da kavga ederler. İki taraf tam yorulur ve sırtüstü düşüp dinlendikten sonra kalkarlar. Bir şey olmamış gibi şoför parasını ister, alır ve teşekkür ile otobüse binip giderler.

Kalanlar Almancıdır, bir çift sakindir. Ama Zeliha ve kocası Hüssam heyecanlı. Hüssam Zeliha elinden dertli. Zeliha, Kasabanın köylüğünden olur, iki defa kasabayı görmüştür. Almanyadan anasına hediyeler almış, verecek ve kocası İstanbullu Hüssamı onlara gösterecek.

Zeliha inatlaştı, apartman topuklu ayakkabısı ve mini eteğiyle Kasabaya yürüdü, Hüsam biraz izledi, sonra durdu. Zeliha, apartman ayakkabıları gögsüne bastırdı ve Kasabaya girdi, kuş sürüleri gördü, gözlerinin önünde kedi belirdi, okul, Hükümet Konağı, avlu, bina, kuyu, nar ağacı gördü, yolunu şaşırdı. Bir yerden kasabadan çıktı.

 Hüsam onu gördü, kan-ter içinde kalmıştı, sırtladı cevizlere getirdi. Zeliha baygındı. Melek Hanım ilgilendi, neden sonra Zeliha uyandı. Başından geçenleri anlattı: Kasabaya girince önümde kocaman bir ecinni oturmuştu ve devam etti. Zeliha ölümüne korkmuş ve Melek Hanıma "iflah olur muyum?" diye soruyordu. Artık dönecekti, yer yarılsa dönecekti. Sonra yattılar ve sabah erkenden denklerini çattılar, Almanya'ya gitmek üzere yola düştüler.

Bir otobüs geldi ve kavşakta durdu, şoför "Kasabaya gitmem" dedi. İhtiyar ve sakallı adam öfkeliydi, kasap Rahmi'ye iki sene önce 275 koyun vermiş ve parasını almamıştı, icraya vermişti ama kendisi icradan önce gelmişti, şimdide bu oyun… Onu görse, boğazını "böyle, böyle sıkacaktı". Elleri birbirine kenetlenmiş gövdesi öne eğilmiş, sanki kasap Rahminin üzerine çökecekti.

*

Eser, bitmemiş bir romandır. Üslubu ve dili Yaşar Kemalin destan dilidir. Cümleler kısa ve tekrarlı, sözcükler yerlidir. Kişiler arasındaki diyalog basit ve yüzeyseldir. Çevre tasviri, mekân tanıtımı, korku duygusu uyandırmaz. Sadece iki ayrı yerde genel anlamda ve ne olduğu belirsiz korku öğelerinden söz etmekte (s. 51,60).

Kasabanın terk edildiği, üzerine kaya düşeceği söylenmiş. Gören, aktaran kimse yok. Korku öğeleri bile anlatılmamış, kurgulanmamış; örneğin yerden işitilmedik garip sesler, hangi dilden olduğu bilinmeyen konuşmalar yok. Hayvan, ejderha böğürtüleri, çıkan dumanlar, kaynar sular, yanıp sönen ateşler yok. Parlayıp kaybolan, insanı ardına düşürüp götüren, lal ve sağır eden yaratıklar yok. Kan yok, sel, baskın, savaş yok. Korku romanı unvanlı ama korku yok.

Yoksa ben mi çok katı yürekliyim de dozu bana az geliyor. Sanmam.

Ustanın adı var ama korku yok.

Ustanın bu helvası iki ateş daha istiyor.

 

 


[1] N.Kübra Akalın: www.posta.com.tr/.../Hirsizin-ucurdugu--Tek-Kanatli-Bir-Kus-.htm?...‎

[2] en-terorist-olmaz-.htm?ArticleID=197105‎

[3] http://kitap.radikal.com.tr/13.09.2013

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.