Türkiye, Suriye ve Irak üçgeninde her geçen gün ülkemiz aleyhine olumsuz gelişmeler tezahür ediyor.
Bölgemizde düzenlenen senaryoların, hem içeride ve hem de dışarıda uygulanmaya konmasına artık sık bir şekilde şahit olmaya başladık.
İşte örnekleri, Hatay Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Adana, Mersin ve son olarak ta Ankara katliamları.
Bu gelişmeler tesadüf değildir,
Bu gelişmeler büyük bir oyunun adım adım sahneye konduğunun resmidir.
20-10-2014’ ABD yönetimi flaş bir gelişmeye imza atarak, PYD’ye havadan 27 konteyner silah ve cephane yardımında bulunmuştu.
O zamanlar ABD’li bir açıklama yaparak;
“Türkiye’nin Kürt gruplar da dahil bazı gruplara yönelik kaygılarını anladıklarını, ama IŞİD’in de ABD ve Türkiye’nin ortak düşmanı olduğunu” söylüyordu.
O günler özellikle muhalefet kanadı havadan aktarılan o silahların PKK terör örgütünün eline geçtiğini açıklamıştı.
Aradan tam bir yıl geçti,
Önceki gün Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu bir açıklama yaparak, ABD’nin PYD’’ye silah yardımıyla ilgili ülkenin ikbalini ilgilendiren bir açıklama yaparak;
“ABD’nin vermiş olduğu o silahlar Tehdit halini alırsa, gerekirse tereddüt etmez PYD’yi vururuz” demişti.
Dün Başbakan’ın açıklamasına ABD’den cevap geldi,
ABD’li yetkili;
Açıkça ifade etmese de yapmış olduğu açıklamayla;
“PYD’yi vuramazsınız” diyerek,
“Biz Kürtlerin geleceği için IŞİD’le mücadele eden PYD’ye yardım etmeye devam edeceğiz” dedi
Peki, şimdi ne olacak?
ABD’ye rağmen PYD’yi vuracak mıyız?
Diplomatik söylemler, uluslararası söylemler için bin düşünüp bir konuşmak gerekmez mi?
Elbette Sayın Başbakan’ın söylemi doğrudur,
ABD değil hangi ülke olursa olsun, ulusal güvenliğimize uzanacak elleri kırmak için gerekeni yapmalıyız.
Ama bir taraftan, “Vururuz” derken, zamanı geldiğinde vurmuyorsak, işte o zaman ülkenin itibarının zedelemiş oluruz.
SONUÇ OLARAK
Şu bir gerçek ki, defalarca bu ülkenin kırmızı çizgileri olduğunu dillendirip, zamanı geldiğinde o kırmızı çizgiler ihlal ediliyorsa, o zaman bu ülkenin dış politikasında bir sorun vardır diyorum.