Bu özet alıntı ve aktarmalar, Türkiye'de Alevi örgütlerinin sadece inanç konusunda değil ve fakat ülkedeki savaş haliyle de doğal olarak ilgilendiklerini ve barıştan, eşitlik ve adaletten yana tavır koyduklarını göstermektedir. Birçok aydın ve entelektüeli barındıran bu sosyal ve sivil kuruluşlar, siyasette de belirleyici olacaklardır.
Kurulmuş Cumhuriyet rejimi artık baskı altındadır.
Cumhuriyetin kuruluşunda "Osmanlıcılık" fikri, artık önemini kaybetmiş ve bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Geriye "İslamcılık" ve "Türkçülük" kalmıştı.
Kemal Paşa rejimi, İslami akımları devre dışında bıraktı ve sonra da devlet sistemini laikleştirdi. Fakat Diyanet İşleri Reisliği ile dinişlerini kontrol altında tuttu ve hatta bir "devlet dini" ve "Türk-İslam Sentezi" oluştu. Yani devlet; Sünni-Hanefi İnancını esas aldı, Alevilik dışlandı. Zora düşünce "Aleviler rejimin sigortasıdır" denildi ve fakat hiçbir sosyal hak verilmedi. Aleviler blok halinde Cumhuriyetten ve Kemal Paşadan yana oldular.
Bugün gelinen nokta itibariyle, "Türkleştirme ve Türk-İslam Sentezi" istek ve zorlamaları başarısız kalmıştır. Ancak AKP'nin 13 yıldır "tekbaşına" iktidar olması nedeniyle "İslamcı-Türkçü akımlar" devleti yönetir olmuştur. "Yeni Türkiye" ad ve Projesiyle, "Türkiye İslam Devleti"ne doğru bir gidişat vardır. IŞİD'e gösterilen müsamaha bu yönde değerlendirilmelidir.
17-25 Aralık 2014 Rüşvet ve Yolsuzluk olayları başta olmak üzere görüldü ki, İslamcı fikriyat sadece devleti ele geçirmekte başarılı olmuştur. Bir tüccar ve şirket mantığı ile devlet yönetilmiş ve yolsuzluklar, sayı-hacim-ilişkiler itibariyle haksızlıklar, anlaşılır olmaktan çıkmıştır.
Gerçi başlangıçta, göz dolduran işler de yapıldı. Yıllardan beri alınamayan kararlar alındı, bürokrasi azaltıldı. Buna karşın devlet ve belediyelerde yolsuzluklar hızla yayıldı, ihale kanun değişikliği takip hızını aştı. Tekçilik ve tekelcilik öne çıktı. Havuz medyası ve basın üzerine baskı, gazetecilerin gözaltına alınması, patlatılan bombalar ile katliamların yaşanması, bozulan ateşkes durumundan sonra hergün birkaç cenazenin kaldırılması, 7 Haziran seçim yenilgisinden sonra, Hükümet kurulamadığı/engel olunduğu için 1 Kasımda tekrar seçime gidilmesi ve daha nicesi gösteriyor ki, yönetim artık tıkanmıştır.
"Ötekileştirilmiş" grup ve unsurların birleşmesiyle bir "blok" oluşmuş ve etkin olmuştur. Bu durum, mevcut sistemden nemalananları korkutmaktadır. Bu yeni oluşum; TBMM'de farklı meşreplerden oluşan 80 Milletvekili ile temsil edilmekte ve devlet sisteminde; radikal değişikliklerin yapılmasını, demokratikleşmeyi, Kürt Sorununu bu temelde çözmeyi, eşit ve katılımcı bir idarenin kurulmasını, yerinden yönetimi, gelir dağılımının adil olmasını, işsizliğin azaltılmasını, sosyal devlet gereklerinin öne çıkarılmasını, Avrupa Birliği Projesinin hızlandırılmasını, din ve inanç hürriyetinin yaşanmasını ve gereğinin yapılmasını, kadın ve çevre haklarının korunması gibi radikal değişiklikleri önermektedir.
Alevi çoğunluğunun, yerinde bir seçim/tercih ile bu grupta yer alması, önemli bir siyasi gücü devreye koymuştur. Bu istekler, zaten Alevi yaşama biçimine ve inancına, dünya görüşüne uygundur. Demokratik Modernizasyon öngörülmektedir. Kişi ve örgüt olarak Aleviler, pragmatik düşünmektedirler. Vaatler yerine programı tercih etmekte, katılımla bizatihi aktif rol oynamaktadır. Bundan daha inandırıcı ne olabilir ki?
Türkiye'nin bu tıkanma durumu, sivil kuruluşların etkin rol oynamaları ile aşılacaktır. En önemlisi de 1 Kasım seçim sonuçları gidişatın rotasını belirleyecektir. Türkiye'nin selameti ve girilen bu çıkmazdan kurtulması, daha demokratik, adil ve paylaşımcı, katılımcı bir düzenin kurulması ve yürütülmesi için, bilen söylemelidir.
Demokratik, adil, eşit, özgür, katılımcı, paylaşımcı bir ülkede yaşamak dileğiyle…
Emek verenlere selam olsun!