Ankara

Dr. Ömer ULUÇAY

04 Kasım 2015 Çarşamba 06:00

Alevi Kurumları Birlik Koordinasyonu

Ortak Basın Açıklaması

Ankara/Gar Meydanı -21 EKİM 2015[1]

[Bildiri metni siyah olarak yazıldı. Altındaki kısım, Bildiri ekseninde Alevilik hakkındaki görüşlerimizi ve metnin işaretlerini ifade etmektedir.]

1. Ülkemiz Türkiye’de durum kötüye gidiyor.

Bu ifade, aynen Mustafa Kemal Paşanın Nutuk’taki ilk cümlesine benzemektedir. Mustafa Kemal,   “manzara-i umumiye” demekte, içinde bulundukları durumu anlatmaktadır. “Orduları dağıtılmış, tersanelerine girilmiş, memleket toprağı işgal edilmiştir.”  Tıpkı bunun gibi, Bildiri de bu önemde aşağıdaki tesbitleri yapmaktadır:

2. Ülkemiz, Türkiye’de toplumsal barışın dinamitlendiği, savaş halinin yaşandığı, adaletin olmadığı, hukukun işletilmediği, basın, yayın ve ifade özgürlüklerinin çiğnendiği, kentler kuşatılarak, halka zulüm, katliamların yaşatıldığı, yasamanın işletilmediği, tek kişiye dayalı saray diktatörlüğünün devreye sokulduğu, bütün komşularımızla derin sorunların yaşadığı, yaşam koşullarının kötüleştiği, işsizliğin arttığı, ekonomik verilerin kötüleştiği, iş kazalarının arttığı, emekçilerin haklarının gasp edildiği, sendikal hak ve özgürlüklerin yok edilmeye çalışıldığı, ezilen halklara, inançlara ve emekçi kesimlerine, kısacası toplumsal dinamiklere yönelik baskıların yoğunlaştığı ve kitlesel bir biçimde katliamların yaşandığı, kadınlara yönelik şiddetin artığı, sokaklarda linç politikaların devreye sokulduğu bir dönemden geçiyor. Kısacası Türkiye kötüye gidiyor. Aleviler olarak kaygılıyız.

 

Toplumsal barış ortamı kaybolmuştur. Ülkede savaş hali devam etmektedir.”Komşularla sıfır sorun” siyaseti, yerini “sıfır komşu” durumuna bırakmıştır. Adalet duygusu zedelendi, özel hâkimlikler kuruldu, hazır metinler hâkim kararına dönüşüyor izlenimi doğdu. Basın, yayın tekeli ve havuz medyası oluştu. Muhalifin fikir açıklama kanalları kapatılıyor. Şirketlere taraftar kayyumlar tayin ediliyor.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, devlet güçlerince şehirler ablukaya alınıyor, çatı ve minarelere keskin nişancılar yerleştirilerek sivillere ateş ediliyor, öldürülüyor, gömülmelerine izin verilmiyor, cenaze buzdolabında tutuluyor. Şehirlerde hendekler kazılıyor, çatışmalar yaşanıyor. Cenaze, akrep denen zırhlı araç arkasına takılarak yerde sürükleniyor, küfürler eşliğinde nutuklar veriliyor. Sivil bir grup işçi, silah zoruyla yere yatırılıp ters kelepçeleniyor, hareket edene ikaz ateşi açılıyor ve bununla “Türkün gücü” gösteriliyor.

İş kazaları ve trafik kazaları birer afet olarak devam ediyor. İş asansörünün düşmesiyle, işçiler topluca vefat ediyor. Cephane patlıyor, insanlar ölüyor. Maden ocakları çöküyor, toplu bir katliam yaşanıyor. Asayişi temin edecek güçler, adam öldürüyor, nezarethanelerde insanlar ölüyor, kamera kayıtları devreden çıkarılıyor, ev aramalarında, insani muamele bekleyen ve isteyenler vurulup öldürülüyor. Bütün devlet güçleri haklı oluyor, kimse az-çok bir ceza almıyor. Adalet yerini bulmuyor. Yerel mahkemelerin göreceği davalar, kasten uzak mesafe mahkemelerine gönderilerek, halkın ilgisi önleniyor ve davacılar kasten zora sokuluyor. Makul şüphe altında herkes gözaltına alınıyor. Önemli ve şüpheli davalar için hemen "gizlilik" kararı alınıyor ve kamunun takibi önleniyor, gündemden düşürülüyor.

"Çatışmasızlık" ortamı ve "Çözüm Süreci" sona ermiş ve “orta şiddetten de ağır, iki cephede savaş hali” devam etmektedir. Kadın cinayetleri ve şiddet giderek artmaktadır. Çevre düzenlemeleri; doğa ve tarih katline dönüşmektedir. Büyük şehirlerde “Kentsel Dönüşüm” amacından sapmış, ranta dönmüştür. İhale Kanunundaki değişiklikler, işe ve şahsa göre düzenlenir olmuş, ilgililerin takip hızından aşmıştır.

İşsizlik ve özellikle okumuş işsizliği giderek artmaktadır. "Sosyal Devlet" yerine "sadaka devleti" kaim olmuştur. File gıda ve kese kömür, dullara yardım, çocuk yardımı. Bunlar da ancak taraftarlara verilir olmuştur.  

Fikir açıklama ve gösteri hürriyetleri engelleniyor, sendikalar devlet siyasetlerine payanda oluyor ve üyelerinin menfaatlerini öne çıkarmıyor. Üniversite gençliği üzerinde baskı ve muhbirlik dayatması devam ediyor. Akademik bağımsız araştırma ve sonuçlarını açıklama sanki yasaklı gibidir. Arada birkaç bildiri yayınlanıyor ve onlar da hedef gösteriliyor. Tekçi yönetim önderlerine, üniversitenin bilim ve özgürlük kaftanları giydirilip ortam hazırlanıyor. Devlet memuriyetleri, nerdeyse parti yönetimine verilmiş gibidir. Vali ve Kaymakamlar, Bölge Müdürleri, Tek Parti Yönetiminin üyelerine dönmüştür.

"Demokratik devlet" yerini "Parti Devleti"ne terk etmiş gibidir. Bu sistemde asayiş esastır. Muktedirler, devletle aynileşmiştir. XIV. Louius “devlet benim” demişti. İşte öyle; “benim vatandaş, benim müdür, benim vali, benim bakan”.

“Kim ki benimle değildir, bana düşmandır” demişti Stalin. İşte öyle. Sonra “Kim ki bana düşman değildir, bizimle beraberdir” demek zorunda kalmıştı. Ama hiçbir zaman “ben de eşitlerden birisiyim” dememişti. Daima bir adım önde durmuştu.”Her şeyi ben bilirim. Danışmanlar, söylediklerimi gerekçelendirmeli. Çünkü sistem artık fiilen (de facto) değişti. Kurumlar kendisini bu yeni duruma uydurmak zorundadır. Milli irade esastır. O da beni göstermiştir. Artık milli irade adına emretmek mümkün olmaktadır. Böylece Milli İradeyi temsil edecekleri seçmek de onların emrindedir. Doğaldır sormak lazım. Bu nasıl milli iradedir? Ben seni ve sen beni seçiyoruz. Üçüncü bir kişinin araya girmesi, ancak bizlerin iznine tabi oluyor. Bu yaklaşım, milli iradeyi tanımamak veya milli irade adı altında oligarşik bir yönetimi sürdürmek demektir.

Bildiri diyor ki; gidişat kötüdür ve Aleviler bu durumdan kaygılıdır.

3. Bunun sorumlusu 13 yıldır iktidarda bulunan AKP ve tarafsız tutum takınmayan Sayın Cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı, AKP’nin kurucusu ve Genel Başkanı, Başbakanı ve AKP ağırlıklı Cumhurbaşkanıdır. 13 yıldır AKP Tekbaşına iktidardadır. Kendisinin siyasi olduğunu, partili olduğunu açıklamıştır. Yani taraftır ve tarafsız değildir. Oysaki Anayasa, Cumhurbaşkanlığı makamını tarafsız olarak tespit etmiş ve sistemi buna göre dengelemiştir.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, sadece bunları söylemekle kalmamış ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’ye yardım için bizzat sahaya-meydanlara inmiş ve parti için 400 milletvekili istemiştir.

Milletvekili Genel Seçiminde AKP Tekbaşına iktidar olmaktan düşmüş ve fakat yine ve hala AKP Hükümetinin yönetiminde 01 Kasım 2015 genel seçimine tekrar gitmektedir.

Bu süre ve sürecin tek belirleyicisi Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Manzarayı umumiye yukarda belirtildiği gibidir.

 

4. Alevi toplumu, kurumları olarak tüm siyasi partilere toplumsal barışın sağlanması için sağduyuya çağırıyoruz. Silahların değil, politik çözümlerin üretildiği bir tutumu almaya davet ediyoruz.

Türkiye giderek siyasal bir kutuplaşmağa gitmekte ve toplumsal bağlar maalesef kırılmaktadır. Doğudan kaçıp gelen, evleri bombalanıp yıkılan ve yakılan insanlar, Batı Anadolu'da bazı şehirlerin girişinde karşılanmış ve şehre istenmedikleri belirtilerek girişleri engellenmiş ve başka şehirler "bize buyurun" demişlerdir. Kürtçe telefonla konuştu, Kürtçe türkü söyledi diye gençler öldürülmektedir. Batıda Kürt vatandaşın işyeri tahrip ve talan edilmekte, Kürt Partisi bildikleri HDP’nin il ve ilçe merkezleri tahrip edilmekte ve yakılmaktadır. İl binaları katliam tertibinde bombalanmaktadır.

"Kürt Sorununun çözümü" için umutlar suya düşmüştür. Kıbrıs Türkleri için Türkiye savaşa girmiş ve bunca katkıda bulunmuştur. Irak ve Suriye’de Kürt toplumunun statü kazanması “Türkiye için tehdit” olduğu Erdoğan tarafından bildirilmekte ve buna izin verilmeyeceği açıklanmaktadır. Böyle midir Türk-Kürt kardeşliği? Böyle midir din kardeşliği?

Öyle ise imana gelelim, doğru yolda birleşelim ve birlikte yol sürelim.

Kavga ile öldürmek ile olmaz, müzakere ile ve konuşarak olacak. Mutlak.

5. Alevi inancı evrenseldir. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayanır. Şiddete ve savaşa karşıdır. Birlikte yaşamı savunur. Yaşamın temelini oluşturan hava, su, toprak, ateş, Alevi öğretisinde kutsaldır.

Alevi inancı;  din ve inançlara saygılıdır, birlikte ve eşitlik içinde yaşamaktan yanadır, akli ve insani olanı benimser, yardımlaşır ve paylaşır. Toplumsal dayanışmadan yanadır. Din-inanç dayatmasına karşıdır. Her şey şahsın rızasıyla ve iradesiyle olmalıdır. Aklı olmayanın dini olmaz. Öyle ise dinsel anlatım ve tasavvurlar akli olmalıdır. Bilinmeyenlere ilgi ve inanç, şahsın iradesine ve isteğine bağlıdır. Toplum, akli esaslara ve toplumun yararı gözetilerek yönetilmeli, görevler ehline verilmelidir. Devlet inançlara karşı eşit mesafede olmalıdır.

Alevilik; sevgi ve barış dinidir, güven ve sadakat inancıdır. Kişiye inanır ve onu yine kendisine teslim-emanet eder. Dolayısıyla insan kendi bedenine karşı da adil ve makul olmalıdır.

Doğada her şey, dört unsurdan oluşur: Hava, su, ateş ve toprak. Bir de bunların dört hali vardır: Kuru, ıslak, sert, yumuşak. Bunları tamamlayan altı cephe vardır: alt-üst, ön-arka-sağ-sol. İstikamet belirlemek için de dört yön vardır; doğu-batı, kuzey-güney. Bunlar maddi varlıklar içindir. Bir de izafi olan zaman vardır: Ezel-Hal-Ebed. Bu arada dem ve devran olur. Kimi ermişler zaman tüneline girer de gaipten haber getirirler. Hak Teâlâ cömerttir, hak etmişten esirgemez. Bu insan-ı kâmiller göçende olduğu gibi, duranda da vardır ve gelende de olacaktır. Rab-Halik kimseyi mahrum bırakmaz.

O ki insan O’na halifedir-vekildir, niçin olmasın. Herşey O’nda, ama insan mahrum ve fakir değildir. Burda konu olan beşerdir, avatar, muntazır ve mazhardır. Nitekim nebiler ve veliler böyledir.Onlar da insan-ı kâmildir.

 

[1] http://www.alevifederasyonu.org.tr/Çarşamba, 21 Ekim 2015 09:33‎

http://pirsultan.net/haberdetay-393-alevi-kurumlarinin-ankara-gar-katliami-basin-aciklamasi.html

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.