Çelik irade, siyasi deha RTE

Mahmut KORKMAZ

05 Kasım 2015 Perşembe 06:00

7 Haziran seçimleri ile 1 Kasım seçimleri arasındaki geçen süreç aylara, yıllara denk bir olaylar zinciridir.

Ömrümüzden ömür aldı.

Haziranda üşüten seçim sonuçları içerde ve dışarıda Ak Parti düşmanlarının bayramı oldu.

Öyle ki;  Ak Partinin yüzde kırk bir oy almış olması bile değersizleştirildi. On üç en değerli, on altı altmış altı, yirmi beşte yetmiş beş olarak pazarlandı.

Haziranda şefkat tokadı yiyen Ak Parti, şefkati ve tokadı gördü. Nefis muhasebesini, modernsilere göre öz eleştirisin yaptı. Nerede hata yapıldığının tespiti yaptı.

Haziran seçimleri ile Kasım seçimleri arasındaki süreci asla ve asla unutmamak gerekir.

Hedefe cumhurbaşkanı Erdoğan alındı. Onlar bu milli davanın baş kahramanını yok ettiklerinde amaçlarına erişeceklerine inanıyorlardı.

Oysa memleket sathında Ak Partiye oy veren milyonların her biri birer Erdoğan olmuştu da onların haberi yoktu.

Haziranda yaşanan şoktan Ak Parti ustaca yönetimle kısa sürede kurtulmayı başardı.

İşin kırılma noktasını Sayın Erdoğan'ın Deniz Baykal'la görüşmesi ile başladı. Siyaset ustalığının ilk emaresi kendini göstermiş oldu.

Kılıçtaroğlu yüzde altmışlık nutukları atarken, en yakınındaki adam başka kulvarlarda top koşturmaya başlamıştı.

İkinci kırılma noktası ise; Devlet Bahçeli'nin akşam başka, sabah başka konuşması ile başladı.

Zafer kazanmış, herkesin kapısına muhtaç olduğu zannıyla liseli ergen delikanlılar gibi davranması işin rengini değiştirmeye başladı.

Meclis başkanlığı seçimini Ak Parti adayının kazanması, Ak Parti cenahında yeniden diriliş kıvılcımlarını çaktırdı.

Bir başka önemli hatta en önemli nokta ise bir proje olan HDP'nin aldığı oy ile kudurmuş olması ile başladı.

HDP milletvekilleri PKK ağzı ile PKK'dan daha sert konuşmaya başladılar.

PKK'nın özerklik, kanton, bağımsız Kürdistan hayallerine ulaşmak için harekete geçmesi bardağı taşıran son damla oldu.

Ve bu hainliğe karşı devlet tüm kurumları ile sahaya indi.

Yumruğunu vurdu.

PKK ile yapılan mücadelede Kürt halkı örgütün halk savaşı alçaklığına asla destek vermemiştir. Barış sürecinde sabır gösterilen konulardan yüz bulan HDP'nin seçilmiş örgüt mensupları gerekli cevabı almanın şaşkınlığını yaşamışlardır.

PKK'ya terör örgütü demeyen Doğan medyası, paralel hainler ve bir cümle Erdoğan düşmanlarının  tuzaklarını millet gördü ve bir kenara yazdı.

Camilerde ezan okunmasına yasak getiren, Kürt halkının kızlarını ve oğullarını dağa kaldıran, uykularında polisleri şehit eden, kadınlara kurşun sıkan, evleri ve haremleri işgal eden alçak örgüte vurulan darbe, 'memleketin sahibi var' duygusunu geliştirdi.

Yürekler yağ bağladı.

Dualarda asker ve polis için göz yaşı döküldü.

Halkta gelişen terörle bil hakkın mücadele edilmesinin, devletin gücünü göstermesinin oluşturduğu sevinç muhalefet partileri tarafından fark edilmemiştir.

Koalisyon görüşmeleri, Bahçeli'nin tavırları, CHP'nin restorasyon tuzağını anlatmaya gerek yok.

Tüm bunlar olurken Ak Parti 'nerede hata yaptık' sorusunun cevabını bularak, kuruluş felsefesine geri döndü. Çürük elmaları temizledi. Unutulanları bağrına bastı.

Bu süreçte cumhurbaşkanının anayasa gereği almış olduğu erken seçim kararı dönüm noktası oldu.

Erken seçim hükümetine bakan vermeyen CHP ve MHP tarihi hata yaptılar.

Özellikle MHP hükümete dahil olmayarak Ak Parti ve HDP'yi baş başa bırakarak, 'Ak Parti HDP ile koalisyon ortağı oldu'  tuzağını kurdu.

Bu tuzak Bahçeli'nin akıl edemeyeceği, üst akıl tarafından örgülenmiş bir tuzaktı.

İşte Tayyip Erdoğan'ın siyasi dehası burada kendini gösterdi. MHP'nin iki numara ismi Tuğrul Türkeş seçim hükümetinde bakan olarak görevlendirildi.

Bu olay Bahçelinin tüm siyasi kodlamalarını alt üst etti.

MHP'de tarihi çatırdama en üst seviyeye çıktı.

Tuğrul Türkeş'in Bahçeliye verdiği olağan üstü cevaplar milletin gerçekleri daha bir net görmesini sağladı.

Kabinede BBP eski genel başkanı Yalçın Topçu'nun görevlendirilmesi ise ayrı bir siyasi zeka olarak görülmelidir.

Saraya darbe hazırlığı ile yeri göğü inletenler, seslerinin yüksekliğini, halkın suskunluğunu güç olarak gördüler.

Ağır ağır gelen halk devrimini fark etmediler.

Ozan Arifin deyimi ile "taban uyanıyor taban/engel olamaz baban" oldu.

Teröristlere ölüm yağdıran asker ve polisi sarayın askeri ve polisi olarak gören sütü bozuk kesimi ile yan yana duran herkes kaybetti.

Siyasi süreç yönetme konusunda Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu'nun yanında bunlar çırak bile olamazlar.

Zor ve dar zamanlarda çelikten irade gösterenlere kader güler.

Zor ve dar zamanlarda yamulanlar başarı kazanamazlar.

Gül ve Arınç gibi mesela.

Zafer durduk yere kazanılmıyor.

Her zaferin ardında çelikten bir irade ve siyasi bir deha vardır.

Bunun Türkiye'deki adı Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Bu böyle biline.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.