10. Kerbelâ’da Yezit’e ve taraftarlarına biat etmeyen, haksızlığa karşı direnen Hazreti Hüseyin, derisi yüzülen Hallacı-Mansur ve Nesimi, barışı sembolize eden, güvercin donuna girmiş, aslanla ceylanı birlikte kucaklayan Hacı Bektaşi Veli, Hınzır paşaya boyun eğmeyen, “bende bu yayladan Şah’a giderim.” diyen Pir Sultan Abdal, Yunus Emre’nin “Biz kimseye kin tutmayız, cümle âlem birdir bize” deyişi, ulu ozanların deyişleri, Alevi cemlerin de ki ritüeller, Cumhuriyet tarihinde haksızca idam edilirken, ” Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım. Bu bana dert oldu. Bende sizin önünüzde eğilmiyorum. Bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza, İnsanı hakkın varlık deryası olarak gören Âşık Daimi, “Benim sadık yârim kara topraktır.” diyen Âşık Veysel, Mahsuni Şerif’in dillendirdiği deyişler, türküler, barışın, eşitliğin, kardeşliğin, dayanışmanın dile getirilişidir. Haksızlığa karşı duruştur.
Burada, kısa, özlü, etkin bir anlatımla örnek şahsiyetler ve özellikleri dile getirilmiş. Bu zatların her biri üzerine yazılmış eserler vardır. Ayrıca bu zatların da yazıp söyledikleri nefesler vardır ve bunlarla Cem Ayini icra edilmektedir. Bunlardan bazısı arif kişi olması ile maruftur. Kimi yolun Piridir. Kimi aynı zamanda Cemin zakiri-bülbülüdür. Zalimin zulmüne direnen Seyit Rıza, Hz. Hüseyin gibi direnmekte ve seslenmektedir: "Ayıptır, günahtır. Evladı Kerbelayık". Kimi, modern çağda halk ozanıdır, mazlumun sesi ve sözüdür. Bak sana, "Sema semah dönüyor".
11.Böylesine insani, eşitlikçi ve doğacı bir inanca sahip bir toplumun barışa karşı durması düşünülemez. İnsanların ölmesini, doğanın tahrip olmasını, sosyal felaketleri önleyen BARIŞA Aleviler taraftır, taraf olmaya devam edeceklerdir.
12.Aleviler toplumsal barışın bir dinamiği ve savunucusudur. Aleviler asimilasyona karşıdır. Toplumsal vicdanın sesidir.
Aleviler, toplumun sesi ve kulağı olmaktadır. Bireysel ve toplumsal olaylara karşı duyarlıdır. Siyasi ve sosyal etkinliklerde kadın-erkek yerini alır, hak ister, haksızlığa uğramışa yardım eder, zalime direnir, direnenlerle yardımlaşır, destekler. Bütün bunları, söz ve saz ile yapar. Barış ortamında yapar. Balık nasıl deryada yüzerse ve su neyi ifade ediyorsa, Alevi için de barış odur. Bütün eylemleri barış içinde olmaktadır. Ama buna rağmen Yezidin kurşunu, Hüseyni şehit etmektedir. Olsun. Ölmek var dönmek ve zalime baş indirmek yok.
13. Alevi öğretisi ve savunucuları, tarih boyunca katliamlara, asimilasyonlara, sürgünlere, baskılara maruz kalmışlardır. Tarihsel kırılmalar yaşamıştır. Bu duruma karşın, Alevi öğretisi ve Aleviler, tarihsel duruşlarını bozmamışlardır. Mağdurların ve toplumsal vicdanın sesi olmuşlardır. Bu anlamıyla Alevilik öğretisi ve Alevi toplumu, toplumsal ilerlemenin bir dinamiği ve gücü olmuştur.
14. Kendisini değiştiren, geliştiren Alevilik dinamik bir öğretidir. Bu özelliği ile toplumsal belleğin sesi olmuştur. Toplumda estetik değerlerin, sevginin, hoşgörünün, eşitliğin, toplumsal adaletin, barışın taşıyıcısı olmuştur. Toplumlardaki ilerleme güçlerinin musahibi olmuşlardır. Toplumsal yaşamda, halk edebiyatının değişik dallarının yaratıcısı ve geliştirici dinamiği olmuştur.
Alevilik, kendi içinde dinamiktir. Olaylardan etkilenir ve ders çıkarır. Sanatın tüm dalları ile ilgilidir. Şiir, edebiyat, basın, medya, bilimsel çalışmalarda aktiftir. Özellikle politik edebiyat ve sanat dallarında yaratıcı ve öncüdür.
Yurt dışına gidişler Alevilere dünyayı tanıma ve kendilerini ifade etme olanağı vermiştir. "Öteki" konumuna itilmiş Alevilik, AB ülkelerinde eşit inanç hakkını almıştır. Aleviliği öğreten kurumlara sahiptir. Din-İnanç Hürriyeti bağlamında kendisini geliştirmekte. Aleviler, inanç-felsefe-ibadet eğitimini yapmaktadır. Alevilerin AB ülkelerinde aldıkları inanç hakları; ülkemiz için bir kazanç ve bir bakıma da "utanç" noktasıdır. Sevgi-barış-makul insan diyen bir inanç, yani Alevilik; kendi yurdunda layık olduğu yeri-değeri bulmadığı ve bilerek mahrum bırakıldığı halde "elin gâvuru inanca daha saygılı davranmaktadır". Bizim Muaviye izcileri, bundan rahatsız olmakta ve bunu "kasıtlı" bölücü bulmaktadırlar. Ne garip ve ayıp.
15. Aleviler; Ümmet toplumunu değil, eşit yurttaşlık temelli, laik, demokratik, Çokkimlikli Cumhuriyet istiyor. Alevi öğretisi, toplumsal gelişmelerin karşısında olmamıştır. Aleviler, değişimci, dönüştürücü ve devrimci dinamiklerin içinde saf tutmuşlardır. Bu nedenle, Aleviler, ümmet toplumundan kurtulmayı hedefleyen, aydınlanmacı ve yurttaş olma projesi olan Cumhuriyet projesini desteklediler.
Aleviler, Mutezili bir inançla aklı ve gönlü birlikte makbul bildiler. Gönül engin olacak ve sevgi ile dolacak. Akıl, anlayıp kavrayacak, anlatıp öğretecek, bilim rehber olacak. Gönül inancın umuduyla nurlanacak. Toplu ve bireysel ibadet ile kalpler huzur bulacak. Böylece barış ve sükûnet topluma egemen olacak. Aklın-bilimin meşalesi-delili, meydanı aydınlatacak. Sohbet adabı içinde bilinler toplumu aydınlatacak. Yolun dört kapısı ve kırk durağı var. Her kafile, bulunduğu noktadan dem-devran sürecek, herkes birbirinden haberdar olacak. Kırık kabaklar ayıklanacak. Bunlara ayrıca bir sorgu sual olacak ve sonunda topluma kazandırılacak.
Sözü kesmek, baş kesmektir. Bu nedenle söz-ifade hürriyeti, sağlık hakkı kadar kutsaldır. İtaat ve disiplin her kapıda vardır. Bu bir vasıtadır, amaç değildir. Yemenin-içmenin, giyinip kuşanmanın, toplumsal yaşamanın kuralları vardır ve olacaktır. Ama asıl olan kişinin mutlu ve özgür yaşamasını temin etmektir.
Akıl şart olduğuna göre, itaatın bir nedeni ve yararı olmalıdır, gelişmeler yeniden değerlendirilmelidir. Bu nedenle, Cumhuri itaat ile halefi biat farklı şeylerdir. Biat, her zaman için geçerli olacak bir teslimiyettir. Hikmetine sorgu-sual olmaz. Bir görev vardır, o da Halifenin dediğini yapmak. Yapanın bunun nedenini bilmesi gerekmez. "Uydum imama" deyip söylenenleri yapacaktır. İtaat, bilinçlidir, sorar kabul veya red eder. Her emir ve zaman için bu hal geçerlidir.
Biat Halefi ve itaat Cumhuridir. Görülüyor ki Aleviler fikren ve zikren Cumhuriyetçidirler. Çünkü Tebaa(Tabi) değil Vatandaş hak ve bilincindedirler.
16. Ne ki Alevilerin, tüm kimliklerin özgürce yaşadığı, eşitlikçi, barışçı ve evrensel değerler üzerine inşa edilmesini arzuladığı çoğulcu modernleşmeyi; tek inanca ve tek ırka indirgeyen, bunun dışındaki kimlikleri ve inançları yok sayan, baskıcı, uluslaşma ve modernleşme projesinde kendilerine yer bulamamışlardır.
Başlangıçta Aleviler, Cumhuriyetin politikalarına taraftar idiler ve kurtuluşta ve kuruluşta yardımcı oldular. Ancak zaman içinde Modernizasyonla birlikte koşullar değişti. Cumhuriyetin içsiyasetinde de değişmeler oldu. Hâkim kavim inancı ile sınırlar içinde bir millet oluşturulmak ve bunu da Türkleştirmek esas politika oldu. İnanç sistemi demokratik olacağına Osmanlı Şeyhül İslamlığının devamına dönüştü.
Alevilere ve diğer inançlara eşit hak verileceğine, millet adı altında Türk-İslam-Hanefi bir toplum hedeflendi. Cumhuriyetin nimetini bekleyen Aleviler, kurak iklime kıtlığa düçar edildiler. Bununla da kalmadı Dersimde üstelik kırıldılar (1937-1938). Bunun acısı halen devam etmekte ve bugün de bu kırım kemiklerinin gömüldüğü mezarlar ve yanındaki Cemevleri (başka yerlerde mescit) bombalanarak tahrip edilmektedir. Bu ne demokrasiye ve ne de insan haklarına saygılı bir devletin işidir. Bunun İslamiyette ve insaniyette bir yeri yoktur.
Aleviler, Hakkı tek bilmekte ve fakat sıfatını, fiilini binbir bilmektedir. İnsanlar, özünde Bir olacak ve fakat ayrı dillerde, renklerde, inançlarda, mekânlarda, zamanlarda hep birlikte var olacaklardır. Kavmiyette, inançta, sermayede, dilde tekelcilik, Aleviliğin özüne aykırıdır, benimsemez, kabul etmez ve ret eder. Bu noktada çatışma kaçınılmazdır ve yaşanıyor. Hak galip gelecek.