Akıl hastanesine bekliyorum

Sedat MEMİLİ

14 Kasım 2015 Cumartesi 06:00

Yaş ilerledikçe unutkanlık başlıyor. Şikayetçi miyim? Hayır.

Unutmak, Tanrı'nın insanlara bağışladığı en büyük ödüllerden biridir.

Ya unutmak olmasaydı?

Zannediyorum ki cehennem, unutmanın olmadığı yerdir.

Yine de unutmamak için defterlere not alınması, insanın yaşadığı binlerce çelişkiden biridir.

Hani bir şarkı vardı, (unutmadıysam) Gönül Akkor seslendirmişti:

"Gönül defterimin yapraklarını / Aşkın parmakları çevirdi bir bir..."

Bizimkisi de bir aşk defteri sayılır. İnsana, topluma karşı aşkımızı yansıtır.

Üzülerek söylüyorum ki, insana ve topluma aşkınız ne denli büyükse, uğradığınız hayal kırıklığı o denli şiddetlidir.

Eğer insana aşıksanız; bu aşk platonik olmalıdır.

Eğer halk'a aşıksanız; hiçbir beklentiniz olmamalı.

Halk'a ve insana olan aşkın en mükemmeli tek kişilik olanıdır.

İşte o aşk defterinin sayfalarını karıştırırken gözüme çarpanlar:

"Kafeste doğmuş kuş için, özgürlük savaşının hiçbir anlamı yoktur..."

"60 yıllık yaşamının son 30 yılını cezaevinde geçiren bir insan için özgürlük, dehşetin en büyüğüdür..."

Demişiz... Neden demişiz? Bilmiyorum tarih yok. Konu başlığı öyle geçiyor. Başka neler karalamışız: "Yarınlarını arayanlar, yarınlarında kaybolanlardır..." Acaba. Bilmiyorum. Yazmışız işte.

"İlginçtir, bir çok ölü yaşadığını sanıyor... Ölüm korkusu ile yaşamını zehir eden ve çekilmez kılmayı başaran binlerce budala tanıdım..." Eh! Bunu neden yazdığımı biliyorum. Paylaşırız.

Ha bir de şöyle bir not çarptı gözüme : "Binlerce tür ağacın, çiçeğin, sebze ve meyve türlerinin ortasında yaşayan bir insanın bildiği tek tanım 'Yenecek' ve 'Yenmeyecek' olunca bu insanın o soylu ağaçları ve bitkileri, güzelim çiçekleri katletmesi olağan değil mi?"

Evet ileri sayfalara bakalım: "Ve intihar etmenin en şiddetlisini uygulamaya karar verdim; yaşamak." Ve devam etmişim, bu notu uzatarak alıyorum:

"Yaşamak, korkutucu ve acı...

Yaşamak; her an soluksuz kalma duygusu ile yaşamak.

Yalan, hile, entrika, riya ve çürümüşlük dolu bu yaşamdan intihar ederek kopamazdım. Ölüm, dönüşü olmayan bir yol. Ne acı, ne ıstırap ne mide sancısı, ne de ağzı salyalı, primat düzeyinden kurtulamamış insan kılıklı garip yaratıklar, hiç biri yoktur ölümde... İntihar, bundan kurtulmanın en kolay yoludur. Ama çekilen çilelere bir ölüm yetmez.

Yaşamak ve ölümü her an duyumsamak.

Yaşayarak alay etmek ölümle.

Ölüme karşı zafer kanmak. Hem de zaferlerin en yücesini görmek istiyorum.

Bu nedenle intihar etmeyi, yani yaşamayı seçiyorum..."

Bunu neden yazmışım; anımsayamadım. Not defterimin yaprakları arasında gezinirken kayboldum.

Demek insan, kendi olduğu ve kendini bulduğu duygular arasında kayboluyor.

Ve uzun bir metin yazmışım. Başında da bir not var. "yalnız ölüler ve deliler okuyabilir..."

Evet o uzun metin, üretken bir metindir. Devam edip gidecek. Onları, ölüler ve deliler için yazmaya devam edeceğim.

Eğer, son yıllarda gördüklerim bir akıllılığın eseri ise vardın beni deliler okusun.

Anton Çehov'ıun 6. Koğuş öyküsündeki doktor gibi: "Ne yapayım" diyordu. "Bu koca kasabada konuşabileceğim ve düşüncelerine saygı duyabileceğim tek kişinin akıl hastanesinde olması benim kabahatim değil. Ama bu çıldırtıcı bir durumdur"

Çehov'un öyküsünde Doktora ne mi oldu?

Konuşabildiği tek kişinin yanına akıl hastası olarak yatırıldı.

Notlar çok. Okumak için dostları akıl hastanesine bekliyorum.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.