Fotoğrafa giriş 1

A. Niyazi Sertkalaycı

17 Kasım 2015 Salı 06:00

Siz, fotoğraf yeni yenimi var oldu zannediyorsunuz. Hayır dostlar. İçine ışık sızdırmayan dört tarafı kapalı bir kutu. Bu kutunun bir yüzündeki deliğin, üzerine gelen ışığı toplayarak içine aldığı ve kutunun içinde, deliğin tam karşısında görüntü oluşturduğu bir yüzey. Bu basit aygıt, İ.Ö. V. yüzyılda Çinli bilim adamı Mo TOİ'den beri bilinmektedir. X. yüzyılın sonu XI. yüzyılın başında Arap bilim adamı İbnü'l HEYSEM ise ışığı toplayarak görüntü üreten bu aygıtın çalışma sistemini ilk olarak açıklamış ve aygıtı uygulamalı bir deneyde  kullanmıştır. bu süreç devam eder gider. Mantık aynıdır. Taki bildiğim-iz 1800'lü yıllara kadar. Lakin gerçek ortadadır. Üzerinde durulması gereken bir konu. Geçmiş ışık tutacaktır sürece. 

1-(6)-001.gif

            Onun için temel eğitimde giriş ve fotoğraf tarihi anlatan arkadaşlar biraz daha araştırmalı. Doğru olmayan bir bilgi ile insanlar bu kolay gibi görünen lakin, hiçte hafife alınmayacak bir dersle , bu sanata başlangıç yaptırılırken, FİKİR sahibi edindirilmemeli.  Sadece göstermelik kürsüye çıkıp bildim biliyor-um edasıyla ahkam kesmemeli. İlk görüntü çok önemli. Ya hocam bayram değil seyran değil nerden çıktı bu şimdi diyeceksiniz. Denk geldi, uzun zaman sonra bir sınıfta denk geldi.  Fotoğrafa Giriş ve Tarihi dersi denk geldi. Yani öğrenciye vereceğiniz gerçekten ciddi bir ders İLK DERS...

2-(2).gif

            Hep deriz ya başlamak bitirmenin yarısı. Bazen katılınıp, bazen katılmamak olur mu. Yahu arkadaş çıraklığı yapılmamış işin USTALIĞI olur mu? sorarım size.  Başlamak ve bitirmek eş değer olmalı halbuki. Her şeyin kendisinin olmasını isteyen, her alana kapak atan, ondan sıkılan, bir başkasını deneyen, ondan sıkılan, başka bir alana kayan, hayatı boyunca hiçbir işte, hiçbir kişide sabit kalmayan kişi. Biz deriz buna MAYMUN İŞTAHLI. Yapamayacaktın, beceremeyecektin, hesapsız kitapsız niye girdin işe. Sorulmaz mı zannerdesin hesabı. Elbet sorulur. Hem de öyle bir sorulur ki kaybettirilen zamanın hesabı. Vakti gelince açar çiçek.

3-038.gif

            Bakın üstada göre; Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa  bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir.  Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır,yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, Ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.  Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz. Aslında bu maymunun tutsak eden hiçbir şey yoktur onu sadece, onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, ARZULARIMIZ ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Halbuki tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri, serbest bırakmak ve dolayısıyla ÖZGÜR OLMAKTIR…!!!

4-035.gif

            Ve diyor ki üstad; Ben, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz olduğunu düşünüyorum: konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak, ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20–30 kat büyük evlere sahip olmak, belki bir kez giydikten sonra çok uzun süre dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak, okumadığımız, halbuki okuyunca neler açacağını bildiğimiz insanları bile bile kitaplara sahip olmak, asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar, yönetemiyeceğimizi bildiğimiz halde birtakım görevlere talip olmak, sonrasında ben bu işi yapamadım demek, dedirtmek, kukla olmak, kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha neler nelere sahip olmak. Sonrada kalkıp başka bir yere de talip olmak....

5-027.gif

            Maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vaz geçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?

            Bu zamana kadar almış olduğum eğitimlerde üstadlarımdan hep şunu gördüm ve yaşadım. Bir kırılma anı vardır. İnsanların hevesini kırmayalım. FOTOĞRAF başka bir şey, EĞİTİMİ başka bir şeydir. O kırılma anında, işte tamda o anda yanlış bilgilerle insanları fikir sahibi yapmayalım. Önyargıları kıralım. Zararın neresinden dönersek kardır mantığıyla hareket edelim. Giden zaman gelmiyor. Şu okuduğunuz an bile geri gelmeyecek. Kıymeti ileride anlaşılacak. ÇIRAKLIĞI olmayan işin USTALIĞI olmaz, olmaz, OLAMAZ...

6-024.gif

            Bakın size son olarak yaşanmışlığı ile bir kursiyerin gerek kendi yazdığı gerçek yazılar (şu an bende baştan sona mevcut), gerekse izlenimlerimle örnekler vereyim, şöyle başlıyor kursiyer;                      - " Ben de herkese büyük hayal kırıklığımı ve üzüntümü sunuyorum, lütfen kusuruma bakmayın ARKADAŞLAR!...  ÇÜNKÜÜ yanlış yerlere akan konuşmalarda, küçücükte olsa bir haksızlık görünce, tepkisiz kalamıyor, İYİ NİYETLİ İNSANLARI HOR GÖREN tutumları, hoşgörü ve umursamazlıkla karşılayamıyorum ben !...     -Ancak düşüncelerimi paylaşmakla suçlanıp, yok yere ayıplanacaksam eğer; ifade özgürlüğüm kısıtlanacaksa, çirkinmişim gibi bakılacaksa bana bu yüzden... Hatta 18'den sonra özel sohbetlerde ikna edilmeye doğru çekiştirileceksem susturulmak için?! (hemde nasıl susturulacağımı bilmeden...) Bir ayıba tepkisiz kalmam bekleniyorsa; LÜTFEN BAKMAYIN KUSURUMA !... çünkü o zaman, ÇOK KIZIYORUM VE BEN YOKUM BURADA!.. 18'den sonra yokum önce de                   - kurstaki bütün hocalarımızın hepsinin çok tecrübeli olduklarını düşündüm ben...    - Ya peki tevazu göstermediği halde başkalarını HOR GÖRÜP sanatçı olmayı başarabilen varmıydı? YOKTUU!.. Tevazu göteremeyen hiç kimse sanatçı felan olmasın!..   - Kurs için yaptığım bağışta helali hoş olsun. Ne olur aramayın beni!!   -xenon lambası yerine, kömür ışığında kullanılan agrandizörleri sorduğumda bilmediğini söylemesi üzerine, hocamın bunca anlattığı şeylere rağmen bilmediğini dürüstçe anlattığı şeylerin altında ezildim!.. Çünkü ancak bir sanatçı veya bilim adamı bunu korkusuzca söyleyebilirdi...  - Aklın ve ruhun özgür olmadığı hiçbir yerde sanatsal bir üretimin de var olması mümkün olamayacaktır sanıyorum. Sonra maazallah saat 18'den sonra çoook büyük üstadlar tarafından özel sohbetlerde bilemeyeceğiniz türlü biçimlerde ikna edilmek istenebilir ya da üslubunuzla suçlanabilirsiniz. Ve  fakat onlar çok büyük kişiler ya da çok büyük ödül sahiplerinin yakınları olabilir yahut dernek üyesi bile olmadan üyeleri alenen aşağılama hakkını kendinde bulan kişiler olabilir. Maazalah arada kurban gidiverirsiniz!... Utandırılabilirsiniz siz de alenen... Neme lazım deyip şimdi iki kere düşünün bence.........."

7-016.gif

            Şimdi sadece bu yazılık bir kesitini sunduğum bu yazının, bir kursiyere, yukarıda belirttiğim kriterlerle, yazdırtanın ne olduğunu birisi bana izah etsin? Yalvarıyorum izah etsin.Kim kimi hor görmüştür , ve/veya utandırmıştır? İşin garip tarafı yazıyı okuduktan sonra bir anda kayboldu yazı. Kim yada kimler neden sildi yazıyı. Gazi Mustafa Kemal'in Öğretmenler Birliği Kongresinde söylediği şu sözlere inat bir anlayış ile "Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister" sözüyle bağdaşmayan bir üslupla, 18'den sonraki odalar nedir?

            Yazık!.. bir kursiyeri bu aşamaya getirten güç ne olabilir. Söyler misiniz, bu kaybedilen, belki de geleceğin en önemli FOTOĞRAFÇISI olabilecek insanın hesabını kim ya da kimler verecektir?  SANATÇI BAŞKALDIRANDIR, MUTLAKA KIRILMA ANI VARDIR, SANATIYLADA GERÇEKLERİ GÖSTERECEKTİR. Sanatçı tepkisini, dedikodu ve birtakım yalan söylemlerle değil, yüze karşı dosdoğru söyleyebilendir. Bir sergi gezipte ha çok iyi olmuş demek kolay olanıdır. Lakin yüzüne karşı burada böyle bir yanlış olmuş deyip fikrini beyan edendir sanatçı. Ahlak ve üslup kuralları çerçevesinde tartışabilendir sanatçı.

            Kıymetli dostlar; bu haftaki yazımda FOTOĞRAF'a GİRİŞ 1 dersini anlatmaya çalıştım. İlerleyen derslerde, ARKA PLAN'da IŞIK'ın aydınlattığı ARKA PLAN ile üzerinde bıraktığı üçüncü boyut katılmış, izafi bir derinlik hissi veren ALAN DERİNLİĞİ ve  komPOZİSYON kurallarınıda sizlerle paylaşacağım. Tabi dilimin döndüğünce. Anlayana kıssadan hisse. Geçen hafta 10 Kasım olmasından dolayı, söz bana ancak düştüğü için Ulu Önderi bir kez daha anmadan geçemeyeceğim. Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm silah arkadaşlarını bir kez daha saygıyla anıyorum. Bu haftalık benden bu kadar. Haftaya başka bir Arka Plan'da kalmış öyküde görüşmek üzere. Sevgi, saygı, hakkaniyet ve fedakarlıkla, üretim devam ediyor....

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.