Eskiden ülkemizde “kavram kargaşası” vardı. Artık ne demekse bilmiyorum, yaşım yetmiyor o tartışmaları tartışmaya!
Şimdi de kayyum tartışması...
Her dönemin kendine özgü tartışmaları vardır. Günümüzün tartışması da “Kayyum” tartışması...
Kayyum mu,
Kayyım mı!
Kavramlar, isimler, şekiller üzerinde anlaşamayan bir toplum temel meselelerde nasıl aynı masa etrafında toplanacak?
Kısa bir süre önce kayyım mı, kayyum mu demek lazım diye tartışılırken, şimdi kendisi tartışma konusu oldu.
Kayyumum maaşı dudak uçuklatırken, üniversiteye giriş sınavında ter dökecek öğrenciler, “kayyum hangi fakültede yetişir” araştırmasına yöneldi.
Boru değil tam 105 bin lira maaş alan ünvanı bile tam bilinmeyen “kayyum” ve “kayyım”lar zor yetişiyor ki bir asgari ücretlinin 110 aylık maaşını bir ayda kapıveriyor.
Böyle bir işi kim istemez?
Ama kayyum yetiştiren okul yok memlekette.
Bir tüzel yapıda işlerin yasalara aykırı ve kötü gitmesi durumunda devlet adına işleri yürütecek ve hakemlik yapacak nitelikte olması gereken kayyum hangi iklimde yetişir, kimse bilmiyor. Ancak ülkenin gençleri ve orta yaşlıları hatta yaşlıları kayyum olmak için can atıyor!
Elin malının üstüne yönetici atanan bu şanslı kişiler hangi kriterlere göre belirleniyor, bilmiyorum. Ama o kriterlerin ülke nüfusunun neredeyse tamamını aştığına eminim. Okulda bile yetişmeyen kayyumların sadece siyasi iklimde yetiştiğini son gelişmelerle görmüş, öğrenmiş olduk.
Şimdi kimse elin oğlunun malına el konulmasını konuşmuyor. Uygulama haklı mı haksız mı onun da tartışması bitti.
Şimdiki tartışma tamamen 105 bin lira maaş üzerine.
Siyaseti ikbal için değil, hizmet için yaptığını söyleyenlerin, siyasilerin eliyle geleceklerini garanti altına alması nasıl bir çelişkidir?
Devletin görevlendirdiği hangi yönetici 105 bin lira maaş alıyor? Bence yoktur.
Hem de başkasının malı üzerinden!
Bu paranın helal mi, haram mı olduğunu ise konunun uzmanlarına bırakıyorum...