Olaylar zincirinden halkalar (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

24 Kasım 2015 Salı 06:00

 

(Türkiye-Irak-Suriye)

 Rusyanın Afganistan İşgali (24.12.1979-15.2.1989):

Antiemperyal ve şeriatçı İslami Hareket, Afganistan’da El-Kaide olarak Rus işgaline karşı ABD-Batı tarafından tarih sahnesine çıkarıldı (Soğuk Savaş döneminde Yeşil Kuşak). Afganistan’da Taliban Hareketi, daha sonra ABD emperyalizmine karşı hala savaşmaktadır. Bu dönemde Afganistan’da farklı İslami Gruplar da vardı.

Afganistan’da İslami hareketler ve liderleri:

Hizb-i İslami Afganistan, Mühendis Gulbuddin Hikmetyar     

Cemiyet- İslami Afganisttan, Prof. Burhaneddin Rabbani          

Mehaz-ı Milli İslami Afganistan, Pir Sayyid Amed Gilayni

Cephey-i Milli İslami Afganistan, Sıbgatullah Müceddedi        

Hareket-i İnkılâbı İslami Afganistan, Mevlevi Muhammed Nebi

Hizbi İslami Halis Afganistan, Mevlevi Yunus Halis

İttihadı-i İslami Azadi Afganistan, prof. Abdurrab Resul Sayyaf

 

Sonuç olarak; Sovyetler Birliği 24 Aralık 1979’da Kabil’e asker indirerek Müslüman ülke Afganistan’ı resmen işgal etti ve bu nedenle 5 milyon insan Pakistan ve İran’a mecburen Hicret(göç ettiler. Mücahitlerin gayretiyle, süper güç olan Rus devleti, 15 Şubat 1989’da Afganistan’dan tamamen çekildi.

ABD ve Müttefikleri, Irakı işgal ve tahrip edince, bunun yanında vaat ettikleri demokrasi ve insan haklarını egemen kılamayınca kaos oluştu. İslami Hareket burada örgütlendi. Yine ABD-Batının yardımlarıyla DAEŞ (IŞİD) oluştu. Afganistan’daki Taliban gibi, destekçileriyle çatışıyor. Yani Frankenstein oldu (bunu ayrıca açıklamak uygun olacaktır).

*

I-II.Körfez Savaşı (Irakın İşgali):

İsrail-Arap Savaşı, İran-Irak Savaşı, bölgeye askeri bakımdan hareketlilik getirdi ve savaş alanına çevirdi. ABD-Batı, emperyal bir yaklaşımla ve İsraili güvencede tutumak amacıyla müdahale kararı aldı.

Saddam Hüseyin, İran-Irak savaşının(1980-1988) getirdiği yükü kaldırmak için Araplardan (Suud ve Kuveyt'ten) borçlarının bağışlanmasını istedi, olmadı. Bunun üzerine Saddam Kuveyt'i işgal etti (2 Ağustos 1990).

Bu ve benzeri başka nedenlerle, ABD ve Batı Irak'a askeri müdahale için hazırlık yaptı

I. Körfez Savaşı (17 Ocak 1990-6 Nisan 1991)‎

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak’ın Kuveyt topraklarını boşaltması için karar aldı (15 Ocak 1991). ‎Aksi takdirde güç kullanılacağını duyurdu. Irak karara uymayınca, ABD’nin öncülüğünde çok uluslu hava ‎güçleri Irak'a taarruza geçti (17 Ocak 1991).‎

Irak, çok uluslu müttefik güçlere yenilerek 6 Nisan 1991′de Birleşmiş Milletler Güvenlik ‎Konseyi’nin şartlarını kabul ettiğini ilan etti. Böylece I. Körfez Savaşı sona erdi.‎

II. Körfez Savaşı (20 Mart 2003 - 18 Aralık 2011):‎

ABD, Irak’ın Kitle İmha Silahları ürettiğini iddia ederek bu devlete 20 Mart 2003′te yeniden savaş açtı ve savaştan sonra da bu iddia gerçek olmadı. Yani ABD dünya kamuoyunu aldattı.

ABD'nin yaptığı bu savaş için BM kararı yoktur, oluşturduğu Koalisyon güçleri ile defacto savaş içindedir.   ABD ‎ve İngiltere askerlerinin oluşturduğu koalisyon gücü, 1 Mayıs 2003′te Irak’ta Saddam Hüseyin ‎yönetimine son verdi.

Irak’ta 30 Ocak 2005′te geçici seçimler yapılmış ve demokratik yönetime(!?) geçilmiştir. Daha sonra ABD ‎güçleri Irak'ı terk etti (2011).‎

Körfez Savaşlarında Türkiye’nin Tutumu

Türkiye, I. Körfez Savaşanda Irak’ın karşısında yer alarak Birleşmiş Milletler’in aldığı kararlara destek ‎verdi. Örneğin Birleşmiş Milletler’in Irak’a ekonomik ve askeri ambargo kararına ilk uyan ülke ‎Türkiye’dir. Ancak Türkiye, savaşa aktif olarak katılmamış, İncirlik Üssü’nün çok uluslu güçler tarafından ‎kullanılmasına izin vermiştir.‎

Türkiye, II. Körfez Savaşı‘nda ABD’yi ve koalisyon güçlerini destekledi ama koalisyon güçlerinin Türkiye üzerinden cephe açmasına izin vermedi.

Körfez Savaşlarının Türkiye’ye Etkileri: Irak’a uygulanan ambargo Türkiye’yi ekonomik yönden olumsuz etkiledi ve milyonlarca dolar kayba uğradı. Körfez Savaşlarından sonra Kuzey Irak’ta oluşan otorite boşluğu ve kaos Türkiye için bir tehdit ve risk ‎bölgesi oluşturmuştur.‎

Kuzey Irak’taki otorite boşluğundan yararlanan PKK, kamplarını buraya taşımış ve bunun sonucunda ‎Güney Doğu Anadolu’da terör olayları artmıştır.‎

Körfez Savaşı sonrasında Saddam Hüseyin’in baskısından kaçan yüz binlerce Kürt, Türkiye’ye sığındı.‎

*

Afganistam Mücahitleri Irakta

Zerkavi[1], El Makdisi'nin silahlı örgütüne katılıyor, cezaevi ''okulu'nda yetişiyor, Ürdün'den Afganistan'a geçiyor, bin Ladin'le buluşuyor, saldırılara başlıyor. Iraklı General Berhavi ve sonrasında Musul'un yolu açılıyor.

Afganistan'dan kaçtıktan sonra bir yıl boyunca Zerkavi İran ve Kuzey Irak'ta dolaştı. Güney Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarından yeni cihatçılar topladı. ABD ve Britanya'nın Irak'ı işgal etmek için bahaneler yaratmaya uğraştıkları 2002'de hem CİA hem de İngiliz istihbaratı MI6 Zerkavi'den haberdardı.

Aynı dönemde Zerkavi, Kuzey Irak'ta Süleymaniye'de kendi örgütlenmesini kurdu. Örgütünün adı Tehvid wal-Cihad (JTWJ/Tek Tanrı ve Cihad) idi.

Zerkavi, CIA ve SAS komandoları tarafından öldürülmeden önce, 15 Ocak 2006'da önemli bir adım daha atmıştı. Irak'ta bulunan diğer Sünni-Selefi mücahit gruplarıyla birleşerek Meclis Şura el Mücahiddin  (Mücahitlerin Birleşik Örgütü) adında beş Iraklı Selefi örgütle yeni bir yapılanma kurmuş ve bir taşla iki kuş vurmuştu.

Hem Irak’taki cihatçı hareketleri tek bir çatı altında toplayarak güç birliği yaratmış, hem de tüm hareketin Irak'ta el Kaide'nin denetimi altına girmesini sağlayarak, uluslararası niteliğini korumuştu.

Eyman el Zevahiri dış ülkelerden gelen cihatçıları sağlayacak, el Masri ise Irak'taki Sünnilerle olan ilişkileri yürütecekti. Nitekim el Masri, Ekim 2006'da Irak'ta el Kaide'nin artık Iraklı bir hareket olduğunu ve bundan böyle Irak İslam Devleti olarak anılacağını açıkladı.

Irak İslam Devleti’nin kuruluşu Ramadi ve Anbar gibi Sünni bölgelerinde çok hoş karşılanmadı. Irak El Kaidesi devlet olmuş ama eski uygulamalarından da vazgeçmemişti.

Kadınlara tecavüz ve kadınlar üzerinde hak iddia etme, yaşlı aşiret liderlerinin fidye karşılığı kaçırılması, kaçak petrol satımı gibi faaliyetler, Sünni halkı tedirgin ediyordu. Bu tedirginlik giderek hoşnutsuzluğa ve Irak İslam Devletine karşı direnişe evrildi.

Sahva Konseyleri 2007’den ABD'nin Irak'tan çıkma kararını aldığı 2009’a kadar Irak İslam Devleti'nin gücünü belirgin bir şekilde azalttılar. ABD ve Konseyin işbirliği sayesinde, Irak El Kaidesi'nin üst düzey 47 önderinden 34’ü ya öldürülmüş ya da yakalanmıştı.

ABD 170 bin askerin kademeli bir biçimde Irak'tan çekilmeleriyle ortaya çıkabilecek sorunları görmezden geldi ve Irak İslam Devleti’ni küçümsemek gibi bir hataya düştü. Kendisi için daha büyük bir tehdit olarak gördüğü Iran ve Şii milislerine yöneldi.

Başkan Obama ABD güçlerinin Irak'tan çekileceğini açıkladı.

(Kısmi Döküm):ABD'nin Irak müdahalesinde; bu kararın açıklandığı ana kadar 3 milyondan fazla Iraklı yerlerinden edilmiş, 800 bin Iraklı asker ve sivil, 4 bin 488 ABD askeri ve 150 gazeteci (kesin sayılar olmayabilir) ölmüştü. Yanı sıra yıkılmış şehirler, lağvedilmiş bir ordu, güvenli olmayan bir polis teşkilatı, işlemeyen elektrik ve su şebekeleri Irak’ın geldiği durumu anlatıyordu.

Böylece ABD’nin Irak'a ''demokrasi getirme'' macerası başta Irak'ta El-Kaide olmak üzere onlarca Sünni ve Şii milis yapılanmasının şiddet ve zorbalığı altında, sürekli bir iç savaş konumunda olan bir ülkeyi geride bırakarak sona eriyordu.

Bu korkunç tablonun yanı sıra ABD'nin Irak müdahalesi, Orta Doğu'yu büyük devletlerin birbirleriyle olan hesaplaşmalarının dolaylı olarak yapıldığı bir kapışma alanı haline getirdi.

Irakta İslami Muhalefet[2]:

Irak'ta bugüne kadar "laik muhalefet" üzerinde duruldu. Ama Irak'ta tabana yakın duran bir İslami ‎Muhalefet var. Gelişmeler Irak'ta İslami tandansa sahip muhalif akımların yavaşça ön plana çıkmaya ‎başladığını gösteriyor.‎

Irak muhalefeti hiçbir zaman tek vücut olmadı. Irak'ın nüfus yapısı heterojendir. 1991 yılında ABD ve ‎İngiltere daha çok aşiretler ile askeri ve politik seçkinler üzerinde dururken; İran, Suudi Arabistan ve ‎Suriye İslami kimliği ön plana çıkan din veya mezhep ölçütü esas alan grupları himaye ettiler.‎

İslam, Irak'ta kişisel, kamusal ve sosyal kimliğin önemli bir parçası. Bu noktada Sünni veya Şii olmak ‎kadar tarikatlar da önemli rol oynuyor.

Kuzey Irak'ta, Şeyh Abdülkerim Bayara ve Şeyh Dr. Faik ‎Nakşibendiyi izleyen Nakşibendîler var.‎ Nakşibendîler, Tevala ve Halepçe'de önemli bir nüfusa sahip.   Erbil'de Nakşibendîlerden sonra etkili ‎tarikat Kadirilerdir ve Şeyh Fuad Türkmen Tekkesi'ne devam ediyorlar. Üçüncü sırada ise Erbil ve ‎Kerkük'te etkili olan Caferiler var.‎

Irak'ta Berzanciler, Nakşibendî inanışına yakın olmakla beraber Kürt kültürünün izlerine derinden sahip. ‎Kerkük'te doğduğu rivayet edilen Berzancilik, "Kürt-İslam sentezi" olarak da nitelendiriliyor. Bundan ‎başka "Arap-İslam sentezi" şeklinde yorumlanması mümkün olan Nueyuniler ve Rufailer var. Nueyuniler ‎Seyid Caglah'ı, Rufailer Şeyh Seydi Ahmad Rufai'yi izliyor. Bir de Feyliler var. Feylilerin İran Kürdü olduğu, ‎zamanla Araplaştığı ve bu yüzden karışık ve karmaşık bir din anlayışı olduğu iddia ediliyor. Bunlardan ‎başka Safaviler var. Safaviler her bakımdan İran'ı izliyorlar.‎

Irak'taki İslami muhalif gruplar :

‎ Ansar El İslam ve Jund El İslam

İslami Çağrı Partisi

Kara Tugaylar

Irak İslami Kurtuluş Hareketi

Kürdistan İslami Hareketi

Kürdistan İslami Birliği

Devrimci Kürdistan Hizbullahı

Rabıta Kürdistan

Mücahit Hareketi

Dawa Partisi

Irak İslam Partisi

İslami İş Partisi.‎

 

Suriye'nin Arap Baharı[3], garip bir biçimde, Ürdün sınırına yakın küçük bir şehir olan Deraa'da başladı. En fazla 100 bin kişilik bir nüfusu olan Deraa, çok yoksul, son yıllarda bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle işsizliğin çok yüksek olduğu, İslamcı hareketlerin güçlü ve devlet baskısının çok yoğun olduğu bir şehirdi.

Mayıs 2011'de Usama bin Ladin, ABD Özel birimleri tarafından Pakistan'da gizlendiği bir evde öldürüldü. Eyman el Zevahiri El Kaide'nin liderliğini üstlendi. Ama bu konu hala tartışmalıdır.

Daha önce Zarkevi ile de fikir ayrılıkları olan Zevahiri Şii, Ezidi, Hindu, Hıristiyan, Budist ve diğer dini grupları veya mezhepleri, onlar Sünnilere saldırmadıkça, hedef almaya kesinlikle karşı çıkıyordu.

Zevahiri, gerçek İslami eğitimi almamış insanlara anlayışla yaklaşmayı ve onları “Tevhid”  (tek Tanrı) kavramı etrafında birleşmeye çağırmayı öneriyordu. El Kaide'nin Irak'ta hayata geçiremediği bu anlayışı El Nusra kanalıyla Suriye'de gerçekleştirmeyi amaçlıyordu.

 

[1] http://bianet.org/bianet/siyaset/165754-isid-suriye-de

[2] http://www.diplomatischerbeobachter.com/yazdir?3045FA64BE74CF4C19C7B97F52466C9F

[3] Melek Ulagay Taylan: http://bianet.org/bianet/siyaset/165638-isid-in-dunu-bugunu-yarini-dizisine-baslarken

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.